Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


YORGUN TARİHİMİZ

Ömer Naci Yılmaz 'ın yeni yazısı;


 

Sosyal bilimler zaman zaman konjonktürün etkisinde kalır. Gücü elinde bulunduranlar, toplumu istedikleri gibi yönlendirip istedikleri algıyı topluma dayatabiliyorlar. Bir zamanların meşhur Sümerbank’ı ve Etibank’ı vardı. Ama kimse sormuyordu: “Sümerbank, Eti Bank ne alaka, bunların Türklerle, Türklükle ne ilgisi var ki?” Geçmiş medeniyetimizden esinleneceğimiz onca kavram varken Sümerler ve Etiler de neyin nesi? Bu medeniyetlerin Türklerle alakası yoktu. Bunlar milletimizin 1071’den sonra sahip olduğu Anadolu topraklarıyla bir şekilde yolları kesişen medeniyetlerdi. Savunma Sanayimizin ürettiği teknoloji harikası eserlere verilen isimlerine bakıldığında ne demek istediğimiz çok daha iyi anlaşılacaktır.  Milli tarih anlayışı benimsenmiş, dünyanın bize güldüğü uydurmalar tarihi gerçeklik diye sunulmuştur. Güneş Dil Teorisi’nde olduğu gibi. Napolyon demişti ya: “Tarih, güçlülerin istedikleri gibi kayıt altına aldıkları bir hikâyedir.”

Yeni olanı tutturmak için, yerleştirmek için eskiyi kötüleme alışkanlığı yerleşik bir davranıştır. Cumhuriyet, Osmanlıyı kötülemiştir. Sonrakiler, öncekileri bir şekilde yermiştir. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel bu gerçeği şöyle ifade etmiştir: Osmanlıyı biz de kötüledik. Çünkü Osmanlıyı methetsek, cumhuriyeti tutturmakta zorluğumuz olurdu. Böyle bir dönemi geçirmek mecburiyetindeydik.” (Türkiye Gazetesi, 09.10.1999)

Koronalı günlerde devletin gerçekleri açıklamadığını iddia eden malum zihniyetin Tarih ilmine vesayet koyup gerçekleri açıklamadığını ve açıklamayacağını çok iyi biliyoruz. Yerlilikten ve millilikten bahsedenler, Osmanlı sonrasında yeni kurulan devletin kurumlarını oluştururken ülkemizi işgal eden emperyalistlerin yasalarını almaktan imtina etmediler. O yıllarda Batı’nın neyi bizden iyi idi ki? Bugün yaşlı dünyamızın hangi coğrafyasında zulüm adına bir gerçeklik varsa arkasında Batı’nın olmadığını kim söyleyebilir. Dünyayı Müslüman’a da, Hıristiyan’a da dar eden Batı’nın emperyalist sömürgeci zihniyeti değil midir? Bize çağdaş uygarlık diye yutturdukları Batı’nın ne mal olduğunu kendilerine uşaklık yapan, kendilerinden medet uman mallara baktığımızda çok daha iyi anlıyoruz. Son günlerde Ordu’nun Katar’a satıldığını iddia edenler, 28 Şubat Müslüman’a zulüm sürecinde F 16 Uçaklarımızın bakımı, Tanklarımızın modernizasyonu İsrail’e verildiğinde ordumuz İsrail’e satıldı dediler mi? Kanal İstanbul’un çevresindeki arazilerin Katar’a satıldığını söyleyenler, 90 yıllardan beri Antalya sahilleri Almanlara satılırken sesleri çıktı mı? Yahudiler, GAP bölgesinde tarım arazisi alırken sesleri çıktı mı? Ermeniler Van ve çevresinde tatil köyü kurmak isterken sesleri çıktı mı? Tank Palet Fabrikasını Koçlar alıp hiçbir şey üretmediğinde sesleri çıktı mı? İngiliz-Hollanda ortaklı Shell firması köylere varıncaya kadar Akaryakıt İstasyonu kurarken sesleri çıktı mı? Fransız merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi olan Total Anadolu’da pıtrak gibi her tarafı sararken sesleri çıktı mı? Britanyalı enerji şirketi BP her tarafta istasyonlar kurdu, sesleri çıktı mı? Ya siz değil misiniz İngilizleri kokteyl düzenleyerek uğurlayıp, ardından 6 Ekim tarihini İstanbul’un İngiliz işgalinden kurtuluş günü ilan edip kutlama yapanlar. Bu yalanlar daha ne zamana kadar sürecek. Tarihin, İnkılâp Tarihi ders kitabından ibaret olmadığını ne zaman anlayacaksınız. Her türlü vesayetin aşama aşama ortadan kaldırıldığı gibi tarihi vesayetinde kaldırılmayacağını mı zannediyorsunuz?

Batıya olan muhabbetleri, bazılarının ülkeye muhalefet etmesini de beraberinde getirdi. Zamanında beyinlerine çakılan Batı çivisini bir türlü çıkarmaya razı olmayanlara Batı’nın ne mal olduğunu anlatmak gerçekten zordur. Bunu biz değil, çağdaş ve medeni olduğuna inandıkları Batı, eylemleri ile zihniyetleri ile bangır bangır bağırmakta ve ortaya koymaktadır ama bizim kompleksli kitle bunu bir türlü görememektedir.  Arif Altunbaş ağabeyimiz Batı’yı çok güzel tarif etmiştir: “Batı medeniyeti kuruluşu, gelişmesi ve bu güne kadar geldiği süreç içinde hak ve hukuku sadece kendisi için isteyen, çıkar ve menfaatlerinin peşinde, güç ve güçlünün yanında, mazlumun ve zayıfın karşısında duran, inkâr ve tuğyanın kara bayrağı altında bir araya gelen Kabil soyluların cephesidir. Bu medeniyet hiçbir zaman hak ve hukuku, adalet ve barışı, insanlığın evrensel değer ve ölçülerini referans alarak insanı ruh ve mana âleminde yüceltme ve yükseltmeye çalışmamış, hatta karşısında dikilmiştir. Çünkü bu medeniyeti kuran milletlerin tarihleri işgal, istila, sömürü ve katliamlarla dolu insan kemikleri ve kelleleri üzerinde inşa edilmiş, harçları kan, kin ve işkence ile yoğrulmuş bir vahşet medeniyeti olarak bugün insanlığın huzurunda bir ibret abidesi olarak durmaktadır.” Arif Altunbaş, Haber 7. Com, 27 Kasım 2020)

Biz, Batıcı vesayetçi zihniyeti Selçuklularda da, Osmanlılarda da çok gördük. Bizim yıkılan devletlerimizin tamamında Batılılar ve onların içimizdeki işbirlikçi devşirmelerinin kirli elleri vardır. Mesela Abdülhamit’e öyle düşman olmuşlardı ki onun yaptırdığı Tıp Fakültesi binasında okuyup o binaya İngiliz bayrağı çekecek kadar da alçalmışlardı. Batıcı bu zihniyet, ülkemizin ve milletimizin geleceğini Batı adına çalmıştır, onlara peşkeş çekmişlerdir. Anadolu’daki bin yıllık devlet geleneğimizi yok saymışlardır. Köklerimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle buluşma adına yapılan her türlü girişim uykularını kaçırmaktadır. Yurtta sulh, Cihanda sulh ilkesini, Yurtta sus, cihanda sus diye anlayan zihniyetin bu ülkeyi götüreceği yer olsa olsa uçurumdur. Bana beş yıl verin ülkeyi uçurayım, dünyanın itibarlı ülkesi haline getireyim diyenler, kahrolsun emperyalizm diye nutuklar atanlar, şimdilerde Batı’dan demokrasi ve özgürlük dilenmektedirler. Ne adına? Reis’ten kurtulma adına. Siz var ya siz, bir işgal ile Reis’ten kurtulacağınızı bilseniz ona bile razı olursunuz. Zihniyetinizin temsilcilerinden Ünal Çeviköz’ün söyledikleri tam da budur. Çeviköz, “Biden yönetiminden ilk beklentimizin şu olacağını düşünüyorum: Hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, yargı sisteminin siyasetten arındırılmasına, güçler ayrılığına, demokratik reformlara, medya, ifade, toplanma özgürlüğü gibi tüm temel hak ve özgürlüklere çok güçlü bir vurgu yapması.” diye konuştu.  Aynen Batı devşirmelerinin ABD’nin demokrasi ve özgürlük götürdüğü ülkelerde böyle konuştukları gibi...

Selçukluyu yıkan içimizdeki Bizans devşirmeleri de aynen böyle diyordu. Osmanlıyı yıkan İttihatçı Batıcılar da aynen böyle söylüyordu: “Hürriyet istiyoruz.” Ankara Kızılay’da merhum Başvekil Menderes’in yakasına yapışanlar da “Hürriyet istiyoruz.” diyordu. Tıpkı Afganistan’daki, Irak’taki, Mısır’daki devşirmelerin söylediği gibi.  İbn-i Haldun boşuna söylememiş: “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.”

Batıdan daha çok sizin devşirme zihniyetiz, tarihimizi de ülkemizi de milletimizi de yordu. Ama unutmayın ki kökleriyle, tarihiyle, medeniyetiyle yeniden buluşan Büyük Türkiye Allah’ın izniyle, Batılı ağa babalarınızı ve sizleri yormaya devam edecektir.

 



YAZARLAR