Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necip CENGİL


YOLUN GÖZYAŞLARI -1-

Necip CENGİL'in yeni yazısı;


 

 

Yol hesap ister, yola çıkarken hesabı iyi yapmak ve tutmak gerekir diye öğrendim. Zira yolu bir “alışveriş” ortamı olarak görmeli insan ve kitabın en uzun ayetinde öğretildiği gibi bütün adımların hesabı olmalı, hesabı tutulmalı… Annem bizim sokağın masalcısıydı, komşular toplanır, haydi anlat derdi ve özellikle uzun kış gecelerini böyle değerlendirirdik. Şimdi hepsini unutmuş, hatırlamıyor. Anlatılan masalların birinde, yol arkadaşlığı konusu da vardı, annesi heybesini hazırladığı oğluna şöyle nasihat etmişti: Oğlum, yolda seninle arkadaş olmak isteyen bir adamla karşılaşacaksın, sen heybenden çıkardığın elmayı ona ver, eğer verdiğin elmayı ikiye bölüp yarısını da sana verirse onunla arkadaş ol yoksa yolunu ayır. Ayırmazsan sana zarar verir. Masal “paylaşmayı bilenle, sana değer verenle yol yürü” diyordu.  İster birey olarak tek başına çıkılsın, ister bir topluluk birlikteliğiyle çıkılsın, hesabın doğru yapılması, yol arkadaşlığı yapılacak kişilerin itinayla seçilmesi önemli. Yola niçin çıkılacak, karşılaşılacak zor anlar, kolaylıklar yani yol hali nasıl idare edilecek, hedef nedir, hedef revizyonu hâsıl olursa hangi kıstaslara binaen yapılacak, hepsi ehemmiyet arz eder.

Bu düşünce hemen oluşmadı tabi, fırtınalı ortamlardan geçerken, şahit olduğum hallerden sonra çok tefekkür ettim ve düşündüklerimi paylaşmak istedim. Şahit olduğum, yolun gözyaşlarından bahsetmek, kelimelerle, akıldan akla, gönülden gönle samimi bir sohbetle buluşmak istedim. Suçlu aramak değil, suç üretmek değil, tefekküre vesile olmaktır derdim.

Yol ağlar mı? Alındığı sanılan onca mesafeye rağmen, kitabın öğrettiği değerler ile yol alınmamışsa veya yolun bir yerine gelindiğinde o değerler rafa kaldırılmışsa, bireysel hırslar yola yük olmaya başlamışsa yol ağlar. Yürüdüğüm onca mesafeden sonra nice insanın şahit olduğu “yolun gözyaşlarını” ben de müşahede ettim, ediyorum. Evet yol ve yolculuğun değerleri var. Yolu ve yolculuğu anlamlandıran bu değerlerdir. Değerleri yitirilen yol, yolcusuna ağlar.

Yolun gözyaşlarına sebep ararken, bu aşamaya gelinmesindeki sebeplerden biri, “duygusal hasbilik ile” yolu laflara boğmak ve hesabilikten uzaklaşmak veya aslında iyi hesaplamadan, doğru hesap tutmadan yola devam ettiğini sanmak; gittiğini sanıyorsun lakin gerçekte hesaplamadığın olumsuzluklar seni uçuruma sürüklüyor! Ve yol bunlara şahit olurken gözyaşlarını tutamıyor, hesabı doğru tutmayan ve çok şey yaptıklarını sanan bizler bunu göremiyoruz, bu halimiz yolu daha bir hüzne boğuyor! Yolun gözyaşlarından çıkardığım sonuç: Hasbi olarak yola çıkıp çetrefilli hesabiliğe maruz kalmak yerine, iyi hesaplayarak, Allah rızasını ihmal etmeyen bir hesabilikle yola çıkmak elzem olanmış.

İlk yola çıkışta yapılan en ciddi hatalardan bir diğeri, kitabın çoğu seslenişinin bize değil başkalarına olduğundan hareketle, yanlış beslenmek olmuştur. Aynı babanın çocukları, hemcins olarak, hangi isimle anılırlarsa anılsınlar, bütün kardeşlere seslenen kitabın içeriğini,  azı bize kalmak üzere okumamızdır. Bu nedenle, kitabın Hristiyan veya Yahudi olarak isimlendirilen hemcinslerimize daha fazla seslendiğini yorumladık. Yusuf’u onlar kuyuya attı, İsa’ya onlar işkence etti, Meryem’e onlar iftira attı, Musa’ya onlar ihanet etti, İbrahim’i onlar yanlış anladı. Biz ne yapsak da temiz kaldık! Nice İsa’ya işkence ettik, nice Yusuf’u kuyuya attık, nice Musa’yı sürdük, ihanet ettik ve nice pak Meryem’e iftira attık lakin üzerinde düşünmedik bile…

Çıktığımız minberlerde cennet ve cehennem taksimatı yaptık fakat tarzımız farklı olduğu için kendimizi Havra ve Kilise sahiplerinin yaptıklarından uzak gördük. Oysa onların yanlış uyguladıkları dinin adı da İslam idi. İslam bütün peygamberlerin öğrettiği, öğrenmek için çırpındığı, işkence gördüğü, öldürüldüğü, sürüldüğü dinin adı idi. Son peygamberle tamamlanmış dindi İslam ve Allah Resulü Muhammed, kendisinden sonra vahyin olmayacağını “âlimler peygamberlerin varisleridir” diye bildirdi. Yani ilim ile bundan sonra yolun sürdürülmesi gerektiğini öğretti. Biz “hareketin” “ilimden” önce geldiğini, kervanın yolda dizileceğini iddia ettik. İlim ehli olmak için değil, hareket adamı olmak için ter döktük, ilim ile hareket adamı olmanın bir bütün olduğunu bir türlü ve ekseriyetle kabullenemedik. İlim ehlini, yazarları, tefekkür ehlini hareket adamı olmaktan ayrı gören bir duruş gözlemledik. Bu nakısa ile İslami harekat ifadesi tek yönlü, topallayarak giderken, kendimizi “depar atan rüyalarla” oyaladık. Bu oyalanmayı gören yol her adımda ağlıyordu ama yolun gözyaşlarını görmek, tefekkür etmek, hiç değilse Kızılderili bilgenin “çok hızlı geldik, ruhlarımız geride kaldı, biraz dinlenip ruhlarımızı bekleyelim” dediği gibi olsun davranamadık.

Hesabı iyi tutmamak aslında yapılan onca güzel işi de neticesiz kıldı. Mesela emaneti ehline teslim etme konusunda, yalancılarla yol almama konusunda, kaba insanların belirleyici olmaması konusunda, istişarenin hangi konuda yapılacaksa o konunun uzmanlarıyla yapılması konusunda, adaletli olmak, hakkı ayakta tutmak konusunda, çıkılan yolda tefekkür edip makamlarımızı değil hususiyetlerimizi arttırma, tahkim etme konusunda yolu ağlattık! Ben doğrusunu yaptım fakat şu hep işi terse götürdü diyemeyiz, mademki yoldaydık, yola çıkmıştık, hesabı doğru yapmayan, tutmayan, dikkat etmeyen, hesap vereceğini ciddiye almayan herkes, hepimiz suçluyuz!

Hâsılı kelam; yoldaki duruşum, hatta bana düşman olanı dahi tefekküre yöneltmiyorsa hesabı doğru yapmamışım demektir.

 



YAZARLAR