Beşir İSLAMOĞLU


YOBAZLIK İNSANLIĞIN BAŞ BELASIDIR 

Beşir İSLAMOĞLU; Yobazlık; bir düşünce ve inanca körü körüne bağlanmaktır. Yobazlık; taassuptur, bağnazlıktır, tutuculuktur, gericiliktir, ideolojik yaklaşmaktır,  fikirleri kemikleştirmektir, düşüncesini zorla dikte etmeye çalışmak demektir.


Yobazlık; bir düşünce ve inanca körü körüne bağlanmaktır. Yobazlık; taassuptur, bağnazlıktır, tutuculuktur, gericiliktir, ideolojik yaklaşmaktır,  fikirleri kemikleştirmektir, düşüncesini zorla dikte etmeye çalışmak demektir.

Yobazlık tek kelimeyle, Kur’an’da öğretilen HAKİKATLERE sırt çevirmektir.

Yobazlığın kaynağı ise, bağnazlık, cehalet, menfaat, alışkanlık, saplantı,  korku ve ideolojik yaklaşımdır. Yobazlıklar, dini olduğu gibi, ırkçı (etnik), siyasi, ekonomik,  ilmi, kültürel ve tarihi de olabilir.  

Yobaz kimseler statükocudurlar; değişime ve gelişmeye karşıdırlar. Değişimden korkarlar. Yeniliklere karşı çıkarlar. Genellikle eskiyi ve geleneği putlaştırırlar. Düşüncelerini test etmeye, tartışmaya açmazlar. Sadece kendi düşüncelerinin doğru olduğuna inanırlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere ağır biçimde saldırırlar.

Evet yobaz kimseler, bağnaz, haris, cahil, kaba-sapa, hoşgörüsüz, hakikatten uzak sefil kimselerdir; ama bu sıfatları da asla kendilerine yakıştırmayacak kadar da ukaladırlar.

Roger Garaudy’nin deyişiyle “akla pranga vuran ve geçmişini güncelleştiremeyen dinci yobazdır. İnsanı sevmeyen, ırkçı ve saplantılı olanlar yobazdır. Bilimi ilah gibi görüp putlaştıran bilimci-teknotrat yobazdır. Kendi kazancı ve çıkarı için diğer halkları açlığa mahküm eden kapitalist yobazdır. Marksın düşüncesini pespayeleştiren sosyalist-komünist yobazdır. Bugünün insanına hayatı zehir eden, geleceğin insanını da şimdiden zehirleyenler yobazdır.” 

Ben de diyorum ki çağın biliminden ve teknolojisinden yararlanmasını bilmeyen, "matbaa gavur icadıdır; sanat, müzik, estetik, felsefe din dışıdır" diyen; cami şadırvanlarına misvak ağacını bağlayıp umum menfaatine açan, Arabistan'ın veya başka bir ülkenin kılık kıyafetini, yeme içme tarzını “sünnet” kabul edenler yobazdır.

İran’da recm cezalarını kınayıp S. Arabistan'daki cezai uygulamalara ses çıkartmayan, başta Cezayir olmak üzere pek çok ülkeyi sömürüp istila eden ve “islami fobi” adı altında Müslümanları terörist gösteren “Batı” ön yargılıdır, ikiyüzlüdür ve yobazdır.

İsrail’in, dini siyasallaştırması ve ideolojileştirmesi (Siyonizm) ne kadar yobazlık ise, İran’ın şiası, S. Arabistan’ın selefiliği ve Türkiye’nin ehl-i sünnetçiliği de bir o kadar yobazlıktır. 

Kur’an-ı mubinin mesajını dikkate almadan, gerici lafızcılıkla, bir çeşit güfteyle, güzel tegannilerle okumak yobazlığın alasıdır. 

Yine, Kur’anın mesajı ve ahkamı yerine, bir takım rivayetleri esas almak; dini Kur’an dışı bilgilerle anlamaya çalışmak; israiliyat, mesihiyat, hurafiyat gibi kaynakları baş tacı yapmak  yobazlığın bir başka versiyonudur.

Evet, Müslümanları Kur’an’ı anlamaktan aciz bıraktırmak, Kur’an’ın evrensel mesajını anlaşılmaz kılmak, tarihin derinliklerine gömmek, Araplara münhasır hale getirmek, bazı kaynakları Kur’an’ın üzerine çıkartmak ve yeni yorumlara kapalı hale getirmek de yobazlığın başka bir versiyonudur.

İslam düşüncesinde meselelere ve sorunlara çözüm getiren “içtihat” kapısının kapatılması, tenkitçi ve eleştirel aklın yasaklanması, tarihteki fetvalara takılıp kalınması, dinin, gaye ve maksatlarından soyutlanmış olması yobazlığın ileri derecesidir.

İslami ilimleri akait, fıkıh, hadis ve siyer gibi sınırlı bazı ilimlerden olduğunu zan ederek, yüz yıllarca medreselerde bu ilimlerle uğraşıp, matematik, fizik, kimya tıp, astronomi gibi ilimleri “dini” kabul etmeyip “gavur” icadı demek, yobazlığın daniskasıdır.

Geçmişi kutsayarak, her konuyu eski ulemaya, fukahaya, müfessire, muhaddise götürüp, onların fetvaları dışında yeni üstatların ve uzmanların görüşlerini kabul etmemek de yine yobazlığın zirvesidir.

Dini, namaz, oruç ve hac gibi ritüellerden ibaret zan eden ve dinin asıl temeli olan ahlak, salihat ve hesenatı (adaleti, merhameti, ehliyeti, meşvereti) görmezlikten gelen anlayış, yobazlığın zirvesidir. 

Selman Rüştü’ye düşüncesinden dolayı “ölüm fermanı” veren anlayış ile kendileri gibi inanmayanlara, namaz kılmayanlara, kılık kıyafetine dikkat etmeyenlere ve dinden dönenlere ölüm fetvası veren anlayış da aynıdır ve bir başka yobazlık örneğidir. 

Yaşayan veya ölen olsun, Allah dışında her hangi bir varlığa KUTSALLIK atfetmek, tapınmak, önünde eğilmek, makamını tabulaştırmak, türbesini tapınak haline getirmek, duada aracı yapmak yobazlığın en çirkinidir.  

Yobazlık denilince sadece İslam dünyası, Ortadoğu ve uzak doğu ülkeleri aklımıza gelmemelidir. Dünya ölçeğinde en gelişmiş Batı da o ülkelerden farklı değildir. 

Komünizm, Liberalizm, demokrasi, modernite gibi etiketlerle dünyaya kabul ettirmeye çalıştıkları değer (!), dinsiz, ruhsuz, vahşet, sömürü ve kudurganlıktan başka bir şey değildir.

Batı, kendi halklarına yönelik (içe dönük) maddi anlamda “refahlatıcı” bir sistem getirmiş olabilirler; ancak dünyaya dayattığı hegemonya (siyasal ve ekonomik egemenlik) insanlığı sefalete ve ölüme mahküm etmiştir. Onun için “Batı” denilince bugün aklımıza daha çok sömürü, vahşet, barbarlık ve dinsiz bir uygarlık (!) gelmektedir. 

Evet, “Batı” denilince aklımıza, üçüncü dünya ülkelerinde açlıktan veya yeterince beslenememekten ölen milyonlarca insan gelmektedir. O insanların kaynaklarının nasıl sömürüldüğü, nasıl sefil ve yoksul hale getirildikleri, hatta Hiroşima’ya attıkları bombalar aklımıza gelmektedir. Zira Batı diktatörlüğü kapitalisttir, egoisttir, bencildir; sadece kendi insanlarını ve devletinin çıkarlarını düşünmektedir.

Kabul etmek gerekir ki İslamın (vahyin) her çağda insanlara yol göstermesi ve derde derman olmasının önünde maalesef en büyük engel, dinde otorite kabul edilen “din” yobazlarıdır; akıldan ve bilimden yoksun, sözüm ona “ulema” geçinenlerdir. 

Geçmiş takıntısı ve gelenekperest, kuralcı, lafızcı, ruhsuz, 

şekilci, rivayetçi bir yaklaşım içinde olan ve fosilleşmiş oligarşiden yana hareket edip “ulema” geçinen yobazlardan çözüm beklemek ahmaklıktır. 

Genelde İslam dünyasının ve özelde Türkiye halklarının geleceğini yobazlıktan kurtarmak için tek çare, paradigmayı değiştirerek Kur’an’ın, aklın ve bilimin aydınlığında okullarda gençlere köklü bir eğitim ve öğretim vermek kaçınılmaz olmalıdır. 

Evet, İslam dünyasının her türlü terakkisi, ancak Kur’an’ın, aklın ve bilimin aydınlığında bir eğitim ve öğretim seferberliğinin başlamasıyla mümkün olacaktır. 

Okullarda bu paradigma ile eğitim ve öğretim, okul dışında da aklı ve basireti devreye koyarak top yekün bir uyanış ve mücadele içine girmek gerekir.

Unutmayalım ki Kur’an bizlerden aklı kullanmayı, tefekkür ve tedebbür etmeyi, bilenlerden sormayı, araştırıp incelemeyi, ölçüp biçmeyi, analitik düşünmeyi, eleştirel yaklaşmayı, körü körüne atalarının yaşantılarına takılıp kalmamayı ve sonuçta siratül müstakimden ayrılmamayı istemektedir.

Kur’an, bu değerleri dikkate almayanları da aklı kullanmayan, görmeyen, duymayan ve basiretini kaybeden kişiler olarak tanımlamaktadır.

Selam ve muhabbetlerimle…     



YAZARLAR