Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



F. Yılmaz ALTUNÖZ


YEŞİL KEMALİZM

Furkan Yılmaz ALTUNÖZ'ün yazısı;


 

         “Devlet mekanizmasının dindarlarla uzlaştığı bir oluşum söz konusu ve bu Batı’da “Yeşil Kemalizm” olarak tanımlanıyor.” Derin yaklaşımları olan bir gazeteciye ait cümle; bu. Kalpaklı Mustafa Kemal’e sahip çıkan “Kırmızı Kemalizm”, tüm fotoğraflarına sahip çıkan, Ziya Gökalp eksenli “Nasyonalist Kemalizm”, ve 28 Şubat’tan beridir “Mustafa Kemal yaşasa idi Milli Görüş’çü olurdu çizgisinin devamı; şimdilerde “Yeşil Kemalizm” varlığı ve uygulamaları. Aslında Türkiye Cumhuriyeti “küskünler cumhuriyeti” olarak yürüyüşüne başladı. 2000’li yıllara kadar hep böyle oldu. Dindarların küskünlüğü, Alevilerin küskünlüğü ayrıca Kürt ve dindar olarak Kürtlerin küskünlüğü.

“Babalar günü ve mülteciler” isimli makalemde “alttakiler” olarak tanımladığım topluluktan bahsetmiş ve onlarla yönetenler arasında; olaylara yaklaşım ve tanım farkını yazmıştım. İktidar takımında olanların “bizi Mustafa Kemal karşıtı olarak göstermek istiyorlar. Hayır, biz öyle değiliz” sözleri ve uygulamalarına bakıldığında; evet, öyle olmadığı görülmektedir.      

Ulusalcı-sol Kemalizm’e sahiplenmeye devam ediyor. Başka birileri ile de paylaşmaya niyetleri yok. Çünkü 100 yıldır ne kazandılarsa bu isim üzerinden kazandılar. Rakiplerine de bunun üzerinden kayıp ettirdiler. Uluslar arası güçlerde de Kemalizm’e sahip çıkma iradesi var. İngiliz tarihçi Arnold Joseph Toynbee, “modern Türkiye Cumhuriyetinin kurulması batı medeniyetinin büyük başarısıdır” demişti. Yani cumhuriyetin değerlerinin kendilerine ait olduğunu ifade ediyordu.

“Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” olan ve üç kıtada egemenlik kurmuş; Batının en uzun soluklu devletine Roma/Bizans son vermiş bu millet; Osmanlı sonrasında medeniyet iddialarından vazgeç(iril)miştir. Öyle ki düne kadar beşikte uyumayan çocuklarını Türk korkusu/nefreti üzerine uyutan Batının tüm değerleri; müzikten sanata, ahlaktan hukuka, giyimden kuşama, harften yaratılış felsefesine kadar taklit ve takip edilmiştir. Üstelik bu değişime direnenler en ağır ve korkunç bedeller ödemişlerdir. Bu uygulamalar Kemalizm’in bir batılılaşma projesi olduğunu göstermektedir –ki buna kimse itiraz etmiyor.    

Bu proje Anadolu’da yaşayan farklı etnik kökenlerde de olsa dindar insanlar tarafından kabul görmedi. Onların kurumsal yapıları şeyhülislamlık makamı, tekke ve medreseler tarafından reddedildi. Ancak bu projeye hayır diyen birey ve kurumlar her türlü yöntemle bastırıldılar ve yok edildiler. Batının kötü bir kopyası olan yeni sistem Kemalizm olarak formüle edildi ve yapılandırıldı. Artık muhafızları da vardı.

Adına irtica denilen ve ötekileştirilen dindar insanlara yönelik; O günden bu güne kadar açık ya da gizli bir operasyon yürütüldü. En tabi insani ve dini hakları ellerinden alındı. Onların hesaplaşma beklentisi vardı. İade-i itibar talepleri vardı. İstiklal mahkemelerinin verdiği kararların yeniden yargılanması istekleri; o günkü karar vericilerin adalet sandalyesine oturtulma talepleri… Tüm bunlara karşın Kemalist blokun korkusu da vardı. Refah-yol hükümetin kurulması aşamasında onlardan biri şöyle diyecekti “tamam hükümet oldunuz ama intikam peşinde olmamalısınız!” Bu korkuda nereden ve bu cümleyi niçin kurmuşlardı ki!  Hâlbuki dindar insanların “intikam” diye bir sözcüğü olmamıştı.  

Şimdi gelinen noktada bir iddia var. “Dindar kesim iddia ve taleplerinden vazgeçti. Bir uzlaşma söz konusu” Kemalizm Kurulu sistemin ana omurgasından taviz vermeden dindarlara şöyle mi diyor “düne kadar soframızı kurar çay servisi yapardınız. Bizimle birlikte sofrada oturamazdınız. Ama bundan sonra siz gösterdiğimiz yerde oturarak bizimle birlikte soframızda yer alabilirsiniz” böyle bir teklif var mıdır? Maddeler halinde yazılı bir metin olarak beklememek lazım. Ama temsil rolünde olan tarafların söylemleri ve davranışların böyle bir fotoğrafı söz konusu gibidir.

“Devlet mekanizmasının dindarlarla uzlaştığı” büyük bir mesafe kat ettiği söylenebilir. Ak Parti Kemalizm’le kavgalı olduğunu kabul etmiyor. Söylemlerinde Kemalizm yer buluyor. Mekânsal alanlarında küçük bir çerçeve olarak değil, boydan boya üç boyutlu resimleri yer alıyor. Gençlik ve kadın yapılanmasında seküler değerler her geçen gün yaygınlaşıyor. Bu ideolojin ürettiği değerler, düşünüş ve yaşayış kabul görüyor. Düne kadar siyasal İslam’ın ve dindarların lokomotifi durumunda olan ve her fırsatta Adil Düzen söylemini dilinden düşürmeyen; Saadet Partisi bu iddiasını rafa kaldırmış ve seküler blok içerisinde varlığını sürdürüyor. Vakıf, dernek, cemaat ve tarikatların; bireysel cılız seslerin haricinde Kemalizm ve laiklik karşıtı itirazları yok. Artık onların yeni rolleri; Kızılay’dan ve Yeşilay’dan rol kapmak!   

Zorlama, ikna veya değişim adı ne olursa olsun. Devlet “küskünlerle” uzlaşma yolunda. Beyaz Türklerin yanı sıra beyaz dindarların varlığı ve sisteme sahipliği balçıkla sıvanmıyor. Dün belki takiyye idi ama bugün içselleştirme söz konusu. Psiko-sosyolojik bir tespit “uzun süreli takiyyeler gerçeğe dönüşüyor.” Bundan dolayıdır ki İslam fıkhı uzun soluklu takiyyelere izin vermiyor.



YAZARLAR