Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


YERYÜZÜ İLE BARIŞIK OLMAK

Haber Duruş Yazarı Aziz Darıcı'nın Yazısı;


 

Şu zaman diliminde yaşadığımız süreç, tam anlamıyla bir krizdir. Dünya, insanlık krizini aşamamışken;  bir başka krize merhaba deyiverdi. Vicdanına vurulmuş kelepçeler ile uğraşırken, bedenine vurulmuş prangalar ile karşı karşıya kaldı. Dünya, insan için bir hapishaneye dönüştü. Gönüllü mahkumlar olduk. Ölüm, yeryüzündeki tüm kıtaları sarmış durumda. Herkese eşit mesafede yaklaşmaktadır. Ölüm; tedbire-takdire sarılanlara biraz daha zaman tanımaktadır ama nefesini iyice hissettirmektedir. Sokaklarımız ölüm sessizliğini bürünmüş durumdadır.

Tabiri caiz ise ölüm, bizlere bu günlerde bir başka "Göz kırpmaktadır". Ölümü dışlamaya, görmezden gelmeye çalışan modern akıl, ölümün kendisini kucağında buldu. Ölüm korkusu hiç bu kadar keskin ve gerçek bir şekilde kendisini hissettirmemiştir. Ölüm haktır, lakin onu "görmek" daha bir haktır. Coronavirüs, işte ölümün yüzünü modern çağa göstermiş oldu. Sadece onlara değil tabi, bize de geçerken bir "merhaba" demektedir.

Allah'ın sünnetullahının nasıl işlediğini iyi okumak, iyi tefekkür etmek gerekmektedir. İnsanoğlunun tarihi,  "Zulmün tarihi ile özdeştir" dersek; abartmış olmayız. Her fıtrattan kopuşumuz bir zulmü barındırmaktadır. Her isyan, yeryüzünde yaşayan tüm canlı-cansız varlıkları huzursuz etmektedir. Her günah, her haram insanlığın tarihini karaladığı gibi, insanlığın geleceğini hiçe saymaktadır.

Tabiatı telaşlandırdık. Yağmuru, rüzgârı, sıcağı, soğuğu öne almaktayız. Geceyi gündüz, gündüzü gece bellemekteyiz.  Her şey kendi zamanında gerçekleşir düsturunu öne almaktayız. Hayata hormonlu gözle bakmakta, kazanma adına her türlü yollara başvurmaktayız. Zamanından önce horozlar ötmeye başladı, çiçekler zamansız açmaya başladılar. Sofralarımız bereketten uzaklaştı, evlerimiz huzura yabancılaştı. Kadın-erkek rollerimiz birbirine karıştı. Melez şahsiyetler, kimlikler edindik kendimize. Allah'ın kanunlarını hiçe sayarken, kendi kanunlarımızı "din" haline dönüştürdük. Tüketim adına yemediğimiz, içmediğimiz, tatmadığımız bir şey kalmadı. Reklam, istatistik, imaj adına ruhlarımızı başkalaştırdık. Cennet'e bırakacağımız bazı hayalleri, şimdiden hayatımıza taşımaya kalktık.

Zenginleşen, dünyevileşen insan, daha da zalim kesildi. Sömürdükçe, sömürdü. Herkese yetecek olan dünya nimetlerinin üstüne çöreklendi. Nefes alamaz hale geldik. Doğaya, hayatın kendisine gitgide yabancılaştık. Medeniyet- büyüme adına, tüm şehirlerimiz beton mezarlara dönmüş durumdadır. Meğer ki, kendi ellerimiz ile mezarlarımızı hazırlamışız.

Açlık bir kader gibi, yeryüzünün mazlum ve masum coğrafyalarına taşınmış durumdadır. Yarım kalan hayatlar, zorbaların-satılmışların  elinde can çekişmektedir. İnsanın yüzü, vicdanı, ruhu artık kirlenmiştir.  Artık  ne dünyanın, ne de hayatın bu zulme "eyvallah" diyeceği mecali, ne de rıza göstermeye tahammülü vardır. Yeryüzü, akıl-vicdan, hak-hukuk-adalet ekseninde "Sünnetullah" dili ile bizlere isyan bayrağını açmıştır. Bizlere tüm ahların-vahların-feryatların hesabını sormakta, üzerimize işlediğimiz cürümleri "kusmaktadır". Yeryüzü, Allah için bir tövbe, bir yakarış, bir özür beklerken; son sürat hızza ve hazza devam etmekteyiz. Bu virüsün "hızzı ve hazzı" durdurduğunu noktasındaki görüşlere şüphe ile baktığımızı burada belirtmek isteriz.

Bizim planlarımızda, çabalarımızda ve gayretlerimizde veya gelecek hayallerimizde sıkıntı olduğu aşikardır. Modern çağ, yeryüzünün tahrip ederken; insanın ihtiyaçları adı altında yaptığı yönlendirmelere ile insanı büyük bir boşluğa itmektedir. Dünyaya korku salarak, insanın zafiyetlerini yönlendirerek kurmuş olduğu bu düzen, çökme emaresi göstermektedir ama son darbeyi vuracak bir "potansiyel güç" şimdilik bulunmamaktadır. Dahası modern çağ, kendini besleyen taze enerjiyi, bizim üzerimizden üretmektedir.

Bu kriz aşamasında; bu krizi aşmak için gösterilecek iradeye, bakış açısına, bunu hayata taşıyacak güce odaklanmak gerekmektedir. Bunun ilk adımı fıtrata, tabiata yabancı kalmamaktır. Kendi niyet ve eylemlerimizi, hayatın niyeti ve eylemleri ile hemhal kılmak zorundayız. Hakikat, sizin hayata bıraktığınız izlerin iz düşümü olarak kendini göstermeye meyillidir. Yoksa hakikat, kendini hatırlatacak başka yollar bulmaktadır. Bir imtihan, bela-musibet veya felaket olarak karşımıza çıkmaktadır. Azgınlaşan nefislere, kör olan gözlere, sağırlaşmış kulaklara, saklı kalan vicdanlara, tutulmuş olan akıllara mesajını vermek için her türlü çareyi  aramaktadır.

Biz kendi dünyamızın doğal ritimlerine bağlı kalır ve  yaşamın kendisine saygı duyarsak, daha farklı ve daha anlamlı bir biçimde yaşamayı öğrenirsek, sabrımızı gösterirsek, ölümle barışık bir yaşama razıysak, insanlık için ortak bir vicdan oluşturabilirsek, hayatın kendisi (Allah'ın izni ile ) bizlere kendisini fark ettirecek yolları gösterecektir. O yolda yürüdüğümüzde, doğru yol üzerinde olduğumuzu anladığımız anda, işte o zaman; biz yeryüzü ile barışı sağlamış oluruz. Belki o zaman "virüsler" bile bu barışımıza  "evet"  diyebilir. Ne dersiniz?   



Cengiz uçar
14.04.2020 01:45:24
İNŞALLAH daha fazla zaiyat olmadan bu barış gelirde...

YAZARLAR