Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ali BULAÇ


Yeni Durumda İrtidat ve Mürtedler – (1)

Konuyla ilgili Kur’an ve Sahih Sünnet’te yer alan hükümler yerli yerinde duruyor; gerek nüzul, gerek vurud sebepleri açısından hükümlerden herhangi birini geçersiz saymamıza veya neshedildiğine dair bir görüş beyan etmemizi gerektiren bir durum varid değil. Bizim takip edeceğimiz usul, hükümlere mesnet teşkil eden illet/menat olacaktır


İslam’ın insan türüne evrensel mesajı ve Müslüman dünyanın içinden geçmekte olduğu derin kriz açısından İslam fıkhının merkezi konularından biri olan “irtidat ve mürtedler” konusu büyük önem taşımaktadır. Çalışmamızın başlığını “yeni durumda irtidat ve mürtedler” şeklinde belirlememizin sebebi, fıkhın tedvin edildiği tarihsel durumla bugünkü durum arasında önemli mahiyet farkına işaret etmek içindir.

Malum olduğu üzere modern zamanlarda içinde bulunduğumuz durumda önemli sorunların başında din ve vicdan özgürlüğü, düşüncenin serbestçe ifade edilmesi, farklı kimliğe sahip grupların sivil-medeni ve kamusal alanda görünür kılınma talebi gelmektedir. İslam’ın dini mesajıyla neredeyse aynileşmiş İslam hukukuna (fıkıh) göre ise dinden dönen (mürted) öldürülür; dinden çıkan kişi devletin, kamu otoritesinin onu himaye/koruma hakkını kaybeder. Genel kabul görmese bile, Zahiri ekolünün fakihleri, sadece İslam’dan dönenlere değil, İslam ülkesinde yaşayan diğer din mensuplarının da din değiştirmelerine izin verilmeyeceğini öne sürmüşlerdir.

Geleneksel fıkıhta aksi görüşü savunanı bulmak zor, aksine bu konuda “icma” olduğundan bahsedilmekte, icma’a karşı çıkmanın de tekfir edilmeye yeter sebep olduğu belirtilmektedir.  İbn Kudame’ye göre (620/1223) bilginler mürtedi öldürmenin zorunluluğu üzerine icma etmiştir. Sahabe döneminin seçkin müçtehitleri bu görüşteydi; buna muhalefet eden olmadığı için icma oluşmuştur. Ancak İbrahim en-Nehai (96/714) ve Süfyan es Sevri (161/778) gibi tabiin müçtehitleri Hz. Ömer’e atıfta bulunarak, mürtedin öldürülmeyip, Müslüman oluncaya kadar hapsedilmesi gerektiğini söylemişlerdir. İbn Kudame’ye göre bu görüş “Sünnet’e ve icma’a aykırı”dır. (1)

Çağdaş bilgin ve yazarlar ise bu konuda ikiye ayrılmaktadır: Bir bölümü geleneksel fakihlere katılıp onların delil ve gerekçelerini tekrarlamakta, bir bölümü ise geleneksel içtihat ve görüşlere karşı çıkmaktadırlar.

Konu etraflıca ele alınmayı hak eder. Biz tüme varım yöntemini kullanarak fakihlerin görüşlerinden, sahabe tatbikatı, irtidada mesnet gösterilen hadislerden ve en son Kur’an-ı Kerim’in konuyla ilgili ayetlerinden hareketle konuyu ele almaya çalışacağız.

Konuyla ilgili Kur’an ve Sahih Sünnet’te yer alan hükümler yerli yerinde duruyor; gerek nüzul, gerek vurud sebepleri açısından hükümlerden herhangi birini geçersiz saymamıza veya neshedildiğine dair bir görüş beyan etmemizi gerektiren bir durum varid değil. Bizim takip edeceğimiz usul, hükümlere mesnet teşkil eden illet/menat olacaktır.

1.Fıkhi hükümler

Redde bir şeyin kendisini geri çevirmek veya hallerinin birinde değişiklik yapmak; dönmek, demektir.  Müslüman bir anne ve babadan doğanın ebeveyninin dinini reddetmesi veya sonradan Müslüman olan kişinin bir başka dine veya inanca girmesi ya da herhangi bir din veya inancı benimsemeyip İslam’dan çıktığını ilan etmesi irtidattır. 

Ragıp el İsfahani, salt geri dönmeye En’am (6), 28 ve Kehf (18), 36. ayetlerini gösterir. İhtilafların “Allah’a ve Rasulü’ne götürülmesi” emri de “döndürün” kelimesiyle ifade edilmiştir (4/Nisa, 59, 83). Ahmed ibn Hanbel’in Müsned’inde alıcı ve satıcıyı kastederek “Her biri aldığını geri verir” (Müsned, I, 466) şeklinde bir ifade yer alır. Kavram olarak “irtidat” İslam dinini kabul ettikten sonra dönmektir, İslam dininden dönene “mürted” denir. Kavram genellikle dinden dönen Müslümanlar için kullanılır. Mesela Al-i İmran (3) 149; Bakara (2) 109. ayetleri buna örnektir. Her iki ayette Müslümanlara, eğer inkârcılara veya Kitap ehlinden olanlara uyacak olursanız, “sizi dininizden döndürürler” denilmektedir (2).

Fıkıh kitapları, kişinin mürted sayılması için aklı başında (akîl), ergenlik çağında (balîğ) olması ve herhangi bir baskı (ikrah) altında olmaksızın kendi özgür iradesiyle İslam dininden çıkmış olması gerektiğini söylemişlerdir. Buna göre aklı başında (akil) olmayan çocuğun, ruhsal sağlığı yerinde olmayanın, sarhoşun (hal-i sekr) ve baskı altında irtidat ettiğini söyleyen kişi mürted addedilmez.

Erkek olsun kadın olsun, her iki cinsin irtidadı geçerlidir. Yani erkek mürted olabileceği gibi kadın da irtidat ederse mürted sayılır. Ebu Hanife, irtidat eden kadına ölüm cezasının verilmeyeceğine, tövbe etmeye davet edileceğine ve bu süre zarfında hapse atılacağına hükmetmiştir.

Şafii, Maliki ve Hanbeli fakihlere göre, irtidat eden kişiye tövbe edip tekrar dine dönmesi için üç gün mühlet verilir, dönmeyecek olursa öldürülür. Hanefiler ise mühlet verilmesine lüzum olmadığını söylemişlerdir, zira mürted zaten Müslümanların içinde yaşıyor, dinin ne olduğunu biliyordu, tövbe etmesi için mühletin verilmesi fuzulidir. Hanefilerin kadına ölüm ceza verilmeyeceğine kail olduklarını yukarıda zikretmiştik, diğer mezheplere göre kadın hamile ise, cezanın infazı doğum yapıncaya kadar ertelenir. Hanefiler irtidat eden kadın hapsedilir, her gün tövbeye davet edilir, tövbe etmeyecek olursa ölünceye kadar hapiste kalır, başka bir deyişle Hanefilere göre tekrar İslam dinine dönmeyen kadına müebbet hapis cezası verilir.

İrtidat eden erkek veya kadından cizye alınmaz, zira cizye Kitap Ehli’nden olan Yahudi ve Hıristiyan teb’asından alınır, mürted ise Kitap Ehli statüsünde bile değildir; onun kestiği hayvanın eti yenmez, kadını veya erkeğiyle nikâh kıyılmaz.

Mürted “kâfir” değildir. Kâfir ta başından İslam dininin hakikatlerini reddettiği ve küfür üzere yaşadığı için onun statüsü farklıdır. Küfür mesleklerine (inkârcı gruplar) ilhadı benimsemiş mülhidler, zındıklar ve münafıklar da dâhildir. Bazılarına göre tasavvuf ehlinden “ibahiyye” adı verilen bir taife de bu mesleklerden biridir.

İbn Rüşd, fakihlerin müşriklerden ve dinden dönenlerden cizye alınmayacağına dair ittifak ettiklerini söyler. İrtidat eden erkek veya kadından cizye alınmaz, çünkü cizye Kitap Ehli’nden olan Yahudi ve Hıristiyan teb’asından alınır, mürted ise Kitap Ehli statüsünde bile değildir. Mürtedle ne barış anlaşması imzalanır, ne de ittifak kurulur. Mürted köle olarak da istihdam edilmez, çünkü mürted için ya Müslüman olma veya ölüm cezasını seçme dışında üçüncü bir seçenek yoktur. Kendisiyle savaşıldığında malı ganimet statüsünde olmadığından savaşçılar arasında dağıtılmaz, Beytü’l mal’a devredilir. Hanefi hukukçuları mürtedin malının miras olarak varisleri arasında dağıtılabileceğine hükmetmişlerdir. Savaşta mürted esir alınmışsa, tekrar Müslüman olması teklif edilir, reddedecek olursa köle olmaz, öldürülür; diğer esirlere yapıldığı üzere mürtedlere eman verilmez.

Cevad Akşit, hayli geniş tuttuğu “lanetliler” listesine Ahmed ibn Hanbel’e dayandırdığı bir rivayetten hareketle mürtedleri de ekler: “Kıyamet gününde Muhammed’in dili üzere hicretten sonra dinden dönen bedeviler lanetlidir.” (Müsned, V, 409, 430, 465.)

  1. İrtidadın rükünleri

Fakihler, kişiyi “mürted” durumuna düşüren şeylerin dört gruba ayrıldığını söylemişlerdir:

  1. Söz (kavl). Bu, imana muhalif, küfürden sayılan lafızların dile getirilmesidir.
  2. Eylem (amel). Küfrü gerektiren fiillerdir, putlara tapmak, güneşe, aya, yıldızlara veya başka varlıklara perestişte bulunmak.
  3. İnanç (akide). İslam dininin temel hakikatlerine, bizzarure sabit ve inanılması vacip herhangi bir hükme aykırı şeye kalben inanç beslemek. Mesela Hz. Peygamber’in nübüvvetine, namaz, oruç, hac, zekat gibi hükümlerin geçersizliğine inanmak.
  4. Şüphe (şek). İslam dininin kat’i olup meçhul kalması düşünülmeyen şeylerden birinden şüpheye düşmek. Allah’ın varlığı, peygamberlerin doğruluğu, ahiret veya kıyamet günün vukuundan kuşkuya kapılmak.

Samarrai, Ö. Nasuhi Bilmen’in dördüncü grupta saydığı “şek” (IV, 7) yerine “terk”i koyar. Buna göre ibadetleri, özellikle namazı terkedenler bu gruba girerler (3) Bu, sonraları namaz kılmayanlara veya namaz kılar iken sonradan terkedenlere ölüm dâhil, çeşitli ağır cezaların verilmesine mesned teşkil edecektir.

Evli çiftlerden biri irtidat edecek olursa, aralarındaki nikâh bağı otomatikman sona erer, eşler ayrılmak (boşanmak) zorunda kalır. Fakihler arasında bazı ayrıntılarda görüş ayrılığı varsa bile, irtidat eden kişinin malına-mülküne el konulur. Tahavi, Şerhu meani’l asar’da mürted kâfir sayıldığından malı Beytü’lmale devrilidir, ona mirasçı olunmaz diyor, bazılarının ise malının Müslüman varislerine devredilebileceğine hükmettiklerini belirtiyor. (4)

Bu yazıda irtidat kapsamına giren suçlar ve bu suçlara takdir edilen cezalar hakkında genel bilgi verdik. Önümüzdeki yazının konusu Sahabe ve Hz. Peygamber (s.a.)’in tatbikatı olacak.

Notlar

1) İbn Kudame, el Muğni, Beyrut, ty.,X, 74-77.

2) Rağıb el-İsfahani, el-Müfredat, Redde Maddesi; Asım Efendi, Kamus Tercemesi, I, 1141.

3) Samarrai, İslam fıkhında mürtedin tâbi olduğu hükümler s. 137.

4) İrtidat kapsamına giren suçlar ve fıkıh kaynaklarında takdir edilen cezalarla ilgili daha geniş bilgiler için bkz. Ebu Yusuf, Kitabu’l haraç, 279-285; Ebu Hasan el Maverdi, Ahkamu’s sultaniyye. S. 63 vd.; İbn Rüşd, Bidayetü’l müctehid, IV, 349; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukukı İslamiyye ve ıstalahtı fıkhıyye kamusu, IV, 5-30; Abdurrahman el Cezeri, Kitabu’l fıkh ala mezahibi’l erbaa, VII, 645-669; Tahavi, Şerhu meani’l asar, V, 346.; Vehbe Zuheyli, İslam fıkhı ansiklopedisi, 462-471, X, 475;  Abdulkadir Udeh, Mukayeseli İslam hukuku ve beşeri hukuk, II, 133 vd.; Heytemi, Abdulhak, Ahkamü’r ridde ve’l mürteddiyn, s. 8 vd.; Ahmet Yaşar, İslam ceza hukukunda idamı gerektiren suçlar, s. 90 vd.  Muhammed Ebu Zehra, İslam hukukunda suç ve ceza, II, 86 vd.; Muhammed Faruk en Nebhan. İslam anayasa ve idare hukukunun genel esasları, s. 545 vd.Taha Cabir Alvani, İrtidat (tarihsel ve metinsel analiz, s. 121-145; Sahip Beroje, Farklı bakış açılarıyla İrtidat suçu ve cezası, s. 79-117; Ahmed Saim Kılavuz, İman-küfür sınırı, s. 78-81.Fatih Orhan, İslam ceza hukukunda irtidat ve temel insan hakları bağlamında değerlendirilmesi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enistitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı. Doktora Tezi, Adana-2014.



YAZARLAR