Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Muhammet YETİŞ


YAZ DOSTUM!

Yazarımız Muhammet Yetiş'in "yeni" yazısı...


Ki O kalemle (yazmayı) öğretti. (Alak-4)
Nun. Kaleme ve yazdıklarına andolsun. (Kalem-1)
Yazmak, faniliğin saldırısına karşı bazı yetenekli insanların gösterdiği reflekstir. Refleks ne kadar güçlü olursa refleks sahibi o kadar uzun yaşar. (İbrahim TENEKECİ)

Önce söz vardı; her şeye hakim, her derde deva. Söz ustaları her toplumda çok önemli mevkileri işgal ediyordu. Sözün önemini ta o zamanlar Yunus EMRE ne güzel ifade ediyordu:

‘’Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı,
Söz ola ağılı aşı, bal ile yağ ede bir söz.’’

Söz sahibi olmak, söz vermek, sözünün üstüne söz söylenmemek vb. Sözle ilgili halen devam eden yüzlerce klişe halk arasında dolaşmaya devam ediyor. Söz yüzyıllarca, hatta binyıllarca hüküm sürdükten sonra tahtını yazıya bıraktı. Çünkü Allah insanlığa ‘’kalemle yazmayı öğretti.’’ (1) Rabbimiz yazmanın önemine dikkat çekmek için ‘’kaleme ve yazdıklarına ant içti.’’ (2) Artık söz ne kadar  etkili olsa da söz uçacak; yazı kalacaktı. Artık sahne yazınındır. Yazının hükümranlığı da birkaç bin yıl devam edecekti. Kalem ustaları dünyaya kalemle yön vermeye, insanlığı kalemle eğitmeye; kültür ve medeniyeti kalemle inşa edip kalemle aktarmaya başladı. Kalem ki yazı yazmanın aracıdır; ilimin ve bilimin birikimli ilerlemesinin aracı haline geldi. Bugün Leyla ve Mecnun’dan haberdar isek kalem sayesindedir. Sadi’nin Hafız’ın bahsi geçiyorsa; Baki’den Fuzuli’den haberimiz varsa kalemin ve yazının rolü yadsınamaz. Derken 20. yüzyıla geldik; milenyum çağına ulaştık. Artık yazının da papucu dama atılacaktı. Sanayi ve teknolojinin akıl almaz bir hızla ilerlemesi sonucu bilişim öne çıktı. Ulaşım ve iletişim inanılmaz hızlara ulaştı. Dünya küçük bir köy haline geldi. Görüntüleme ve dijital teknikleri bütün dünyayı etkisi altına aldı. Yazı etki alanını görsele terk etti. Artık meydan görselin. İnsanlar her şeyi görsel üzerinden ifade edip görsel üzerinden anlamaya başladı. Kitleler görselle harekete geçiyor; görselle yönlendiriliyor oldu. Bunun en çarpıcıc örneği 10 yıllık Suriye savaşı üzerine sayısız yazı makale  yazıldı; sayısız toplantı yapıldı; sayısız haber yapıldı. Ancak bunların toplamı bir ‘’Aylan Bebek Fotoğrafı’’ kadar etki bırakamadı. Bu konuda daha pek çok örnek akla gelebilir. Velhasıl artık her düşünce, tez, akım, fikir vb. fotoğraf, video ve animasyonla etkisini ortaya koymaya başladı. Görsel günümüzün en büyük silahı haline geldi. 

Yazı çıktığında sözün yerini çok büyük oranda aldı; lakin bu sözün tamamen devre dışı kaldığı anlamına gelmedi; etkisi azalsa da söz kullanımaya devam etti. Aynı şekilde görsel ortaya çıktığında yazının etkisi azaldı; yine de yazı etkisini kısmen sürdürmeye devam etti. Bu yazımızda etkisi azalan yazının günümüzde kullanımını irdelemeye çalışacağız. Kalemin yerini klavye alsa da hala yazan, yazmaya çalışan, yazdığını zanneden pek kişiye rastlıyoruz:
Kimi insanlar kafasından geçenleri yazıya aktarınca yazar olduklarını zannediyorlar. Her ne kadar kafada geçenleri yazıya aktarmak bir beceri olsa da; bunu her yapan yazar olmuyor; kendileri bilmes de. Bu şekilde yazanların durumu bir -affedersiniz- ineğin yediği ot ve samanı; içtiği suyu karnında bir işlem gerçekleşmeden kusmasına benziyor. Meydana çıkan malzeme hiçbir işe yaramadığı gibi tiksinti de uyandırır. Gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını; özümsemeden, sindirmeden, irdelemeden, tahlil etmeden; en önemlisi hiçbir pratiğe tabi tutmadan salt bir bilgi, ses, görüntü yığını olarak yazıya dökmek paragrafın giriş kısmında ifade ettiğimiz ineğin lapası misalini çağrıştırıyor.

Ancak usta yazarlar gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını; önce akıl süzgecinden, sonra yürek süzgecinden ve nihayet şüphe süzgecinden geçirirler. Fazlalıları atar, işe yarayanları tasnif ederler. Öğrenebildiklerini önemser, özümser, prariğe döker, yorumlarlar. Bazıları bu bilgileri bir de vahyin mihenginde ölçer, ayar verirler. Nefislerini bununla terbiye eder, fikir ve zihniyetlerini bu öz bilgilerle sularlar. Eylem fidanlarını bununla büyütürler. Bilgi; gönle, dile, ele gelir. Sonra kendi damgalarını vururlar. Nihayet bu öz yazıya dökülür. Adeta ete kemiğe bürünür. Bu yazıların da misali şöyledir: Affedersiniz; inek yediklerini, içtiklerini sindirir; sonra bu besinler çok karmaşık bir sistemden geçerek bize içimi hoş olan bir içeceğe (süte) dönüşür. Hayvan, içinde gerekli her türlü vitamin ve minerali barındıran bu sıvıyla yavrusunu besler; artan da insanların istifadesine sunulur. İçimi insan ferahlık veren bu içecek hem besin, hem şifadır. Sizin için sağmal hayvanlarda da kesin olarak ibret vardır. Nitekim size hayvanın karnında, besin artıklarıyla kan arasında (oluşan), içenlere lezzet veren saf süt içiriyoruz. (3) İşte usta yazarların kaleminden çıkan yazılar böyle bir etki bırakır.

Kimileri bir derdi, davası olduğu için; insanları eğitmek, onlara yol göstermek için yazar. Bu tür yazılarda sanat endişesi veya estetik ön planda değildir. Esas amaç mesaj vermektir ki çoğunlukla verilir de. 

Kimi yazılar da edebi bir zevk estetik oluşturmak için; veya bir sanat ortaya koymak için yazılır. Hatta böyle bir amaç için yazılmasalar da içerik ve işlev olarak böyle bir nitelik kazanabilirler. Bunlar aranan ve okunan yazılardır. Bu yazıların bazıları şiir şeklinde; bazıları roman ve/veya hikaye, deneme vb. şeklinde tezahür eder. Bu yazılarda fayda sağlamak, mesaj vermek gibi amaçlar güdülmese de çok önemli ve güncel mesajlar verebilir. 
Bazen de mesaj vermek isteyen usta yazarların kalemlerinden çıkan yazılar  müthiş bir sanat ve estetik ortaya çıkarır. Böylece hem mesaj yerine ulaşır; hem de okunmaya doyulmayan şaheserler ortaya çıkar. Kimi yazılar da vardır ki ne ortaya bir mesaj koyar; ne de bir sanat veya estetik. Böyle yazılar sahipleri gibi gereksiz yazılardır; ya rahatsızlık verir; ya da insanların zamanlarını alıp sayfa/ekran, zihin/gönül kirliliği; görüntü veya duygu/fikir kirliliği oluşturur. Bunlar çoğunlukla demogoji ve zırvadan ibarettir. Bazan yağdanlık gibi yağ sızdırır; mide bulandırır. Bazan sahibinin saldırttığı bir canavar gibi ısırmaya çalışır. Kimi zaman yazanının kibrini yansıtır; bazan da onun birden fazla yüzlerini ortaya çıkarır.

Kısacası her alanda olduğu gibi yazı alanında da ‘azı karar çoğu zarar’ ölçüsünün dikkate alınıp; güzel bir mesaj, güzel bir sanat ve estetik ortaya koyan; günümüz insanı ve gelecek nesillere bir eser olarak sunulabilecek yazılara kapımız ve gönlümüz açık; diğerleri gölge etmese iyi olur. Her şeye rağmen ‘Yaz Dostum!’’(4)

Kaynakça:
1-Alak Suresi-4
2-Kalem Suresi-2
3-Nahl Suresi 66
4-Barış Manço’nun ilgili türküsü



YAZARLAR