Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necla Arpa GÜLAÇAR


YAŞAMA ARZUSU

Necla Arpa Gülaçar´ın Yazısı;


 

Gençlerdeki yılgınlığı, karamsarlığı hayatı yaşamada olan Arzu eksikliğini yaşlılarda ise yaşlandıkça yaşama arzularının arttığını gördükçe hayrete düşüyorum. Bu beni oldukça düşündürüyor. Gençlerde yaptığım analiz şu! henüz kaybetmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar sahip olduklarının ve olacaklarının henüz farkında değiller. İşte bu yüzden gençlerde yaşam arzusu azdır intihar olaylarına gençlikte daha çok şahitlik ederiz çabuk vazgeçiyorlar. İşte bu yüzden eğitimcileri tarafından sürekli idame edilmeleri gerekiyor.
Yaşlılarda yaptığım analiz ise ne olursa olsun yaşama arzularını kaybetmiyorlar Çünkü kaybedecekleri şeyleri çoktur. Hayati Fersah fersah yaşamışlardır yaşadıkları Vatanın, memleketin sahip oldukları düşüncelerinin, inançlarının, fikirlerinin kıymetini iyi bilirler. Bir de büyük bir aileye sahiplerse Tul-i Emelleri hiç bitmez. Düğünlerini , doğumlarını tüm güzel günlerini görmek isterler. Bir dahaki baharı iple çekerler. kök salmak nasıl değerli ise kökene sahip çıkmak o nispette değerlidir onlar için .Tolstoy yaşama arzusunu ve köklere bağlılığı 19. yüzyılın 2 .yarısında Çeçenlerin efsanevi kahramanı Şeyh Şamil ve Hacı Murat´ın Rus işgaline karşı mücadelesini anlattığı romanı "Hacı Murat´a" Rusların Tatar adını verdiği deve dikeni çiçeğinin yaşama arzusunu direnme gücünü tasvir ederek başlar .Elindeki Çiçek demetine eklemek için yol kenarında gördüğü kan kırmızısı renkte iyice açmış devedikenini kopartmak isteyen Tolstoy çiçeğin gücü karşısında hayrete düşer ellerini kanatma pahasına çiçeği kopartır. Ama bunun için çiçeği lif lif ayırmak zorunda kalır.
İşi bittiğinde elinde demin imrenerek seyretti güzel bir çiçek değil parça parça olmuş ve biraz önceki güzelliğini letafetini yitirmiş bir ot parçası kalmıştır." ne güçlü bir yaşama arzusu bu" diye düşünür. Tolstoy "Direnmek için büyük çaba gösterip kolay lokma olmadığını nasıl da ispat etti" der. Yoluna devam eden yazarımız Birkaç adım sonra bir başka Tatar yani devedikeni görür bu sefer onu olduğu gibi seyreder dokunmaz. bu hadise Tolstoy´un Çeçenlerin köklerine bağlı kalma mücadelesini anlattığı hikayesine de ilham kaynağıdır. İşte bu hikayeden de anlaşıldığı gibi yaşama arzusu ve köklere bağlılık değerlidir Tolstoy´un "insan Ne İle Yaşar" kitabını okuduysanız orada çarpıcı hikayelerin olduğunu görürsünüz.
Manzarayı seyretmek yerine manzaranın içinde olup O manzaranın bir figüranı olmak daha gerçekçidir.
Sıcak ve soğuk savaşlar tamamen insanların yaşama arzularını ellerinden alıp onları yılgınlığa vazgeçişli´ye zorlamak içindir. Birileri muhteşem manzarayı yok etmeye çalışarak kahraman olmak ister ne yazık ki.
Az önce yağmur yağdı yaz yağmurlarını severim serinletir. Balkondan Seyre dalmış ruhumu bedenim bahçeye taşımış hiç farkında değilim. Islak çimenlere basıyorum kristal çiğ damlaları ahenkle yere düşüyor içini dökmüş bulutlar bir kez daha dolu dolu ağlamanın verdiği rahatlıkla yerlerini lacivert bir gökyüzüne bırakıyor. Tolstoy´un sorusunu kendime soruyorum "insan Ne İle Yaşar" Ana-sırı Erbaa ile mi? yani Toprak, su, hava ,güneş ile mi? Nisan yağmurlarında yabancı olduğum bu şehirde, yalnızlığa, rüzgara, soğuğa ve yağmura inat parkta yürüdüğüm günleri anımsıyorum. Hani manzarayı uzaktan seyretmek yerine manzaranın içindeki figüran olma felsefem vardı ya ben ne ile yaşamak istediğimin farkındayım Biraz Doğa, biraz okumak _yazmak Biraz insan, ha biraz da yemek:) toprak ile, su ile, hava ile ve güneş ile olan her şeyden biraz istiyorum. Yüreğimin oyuklarında olsunlar beş duyuma hitap etsin hepsi. Gözlerime bayram ettirsin mevsimlerin ahengi. Yağmur Sonrası burnuma ıslak toprak kokusu gelsin. Sonra şenlensin kafamın içi ve parmaklarım kalemi tutmak için heyecanlansın klavye oradan bağırsın "yine klasik yöntemler mi?" desin. ben de "sıranı bekle dostum yazıların bitmeden sana peşkeş çekmem" diyeyim Limonlu çay fincanı bana göz kırpsın,zil çalan karnım dolaptaki son tuzlu krakerlerle avunsun. Ben ne ile yaşamak istediğimin farkındalığını bulma mutluluğuna gark olmuşken, bahçıvanın tok sesi hayal dünyamdan ayırıveriyor beni, "abla kamelyada ki sandalyeler ıslak oturma":) işte mütevazi bir yaşama arzusu...
Vesselam


YAZARLAR