Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Şakir KURTULMUŞ


Yalnızlaşıyor muyuz?

Yazarımız Şakir Kurtulmuş'un, Özgün İrade Dergisi 2020 Yılı Ocak sayısında yayımlanan yazısı...


Geleneksel kültürümüzde aile içinde gösterilen sevgi-saygı toplum içine girdiğinde gençlerimizin önünde gerçekleştirebilecekleri örnek bir yaşantı olarak duruyor. Neyi nasıl yapacakları konusunda belli bir birikime sahip kişiler olarak davranışlar ortaya koymalarına yol açabiliyor. Bugün belki etrafımıza baktığımızda çok farklı detaylarla karşılaşıyor olabiliriz. Eski zamanlara ait yaşadığımız büyüklere saygı örneklerini daha çok arıyor olabiliriz. Yine en basit örnekle söyleyecek olursak toplu taşıt araçlarına bindiğimizde bakın, büyüklerine yer verme alışkanlığını yitirmiş gençlerimiz ne yazık ki. Kimse etrafına bakıp da yaşlı birisi var mı, ona yer vermeli miyim demiyor, gençler genellikle oturduklarında ya uyuyor gibi davranıyor ya da ellerindeki akıllı oyuncaklarla oynamayı tercih ediyor. Oysa bizim gençliğimiz böyle miydi sözüyle başladığımızda bundan rahatsız olanlarımız da olacaktır mutlaka ama işin doğrusu da bu. Bizim yetiştiğimiz dönemlerde gençler oturuyorsa araca binen bir yaşlıya yer vermek için yarışırlardı. Bunlar basit toplum ahlakına matuf kurallar olarak görülebilir fakat son zamanlarda toplu taşıt araçlarına bindiğimizde gördüğümüz son derece ilgisiz tavırlar bu konuyu yeniden gündemimize taşıyıp konuşmamızın gerekliliğini ortaya koydu. Zaman zaman yolculuk esnasında kucağında bebekli hanımlar, yaşlı teyzeler ve amcalar, dedelerin ayakta kaldığını görünce bizim yaşıtımızdakiler oturuyor olsalar bile hemen kalkıp yer veriyorlar hiç tereddüt etmeden. Nadiren bunu gören gençler sen otur amca deyip kendi yerlerini veriyorlar.

Bu ve buna benzer toplum ahlakına uygun, fakat gittikçe unutulan alışkanlıklarımız, davranışlarımız çoktur. Aslında yazıya başlarken başka bir açıdan yaklaşacaktım fakat esas dile getirmeyi düşündüğüm konuyla bağlantılı olduğuna inandığım için buradan başlamak istedim. Önce çok yakınımızda vuku bulan bu tür davranışlara dikkat çekmek istedim. Bunları görmezsek daha ciddi olan, daha çok dikkat gerektiren davranışlarımızı düzeltebileceğimizi sanmıyorum. Küçük işlerden başlamak gerekir diye düşünüyorum.

Esas değinmek istediğim konuya gelince: Osmanlının yaşayışında çok açık biçimde gördüğümüz kimi ahlaki kurallar gündelik yaşamın vazgeçilmez parçasıydı. Toplum yaşantısı içinde normal davranışlar olarak yerleşmiş olan kimi alışkanlıkların günümüzde yavaş yavaş kaybolduğunu görmek acı veriyor. Ne güzel alışkanlıklar emanet etmiş oysa bize büyüklerimiz. Hemen ilk planda aklımıza gelenleri sıralayalım… Mesela sabahları dükkanlarını açan esnaf arasında müthiş bir ilişki, bağlılık ve destek var. Birbirlerine iyi dileklerini sunarak başlıyorlar işlerine ve en önemlisi bir esnaf siftah yaptıysa ardından gelen müşteriyi yanındaki esnafa yönlendiriyor ben siftah yaptım, komşum yapmadı diye… Bir araya gelip üç beş esnaf birlikte kahvaltı yapmaları, sohbetleri bunlar hoş şeylerdi. Başka bir güzellik selamlaşma… Bir defa yolda gördüğü tanıyıp tanımadığı insanlara selam verme alışkanlığı kaybolmuş  nerdeyse. Bazen verdiğiniz selamın alınmadığını görünce hüzünleniyorsunuz. Oysa bize tanıyıp tanımamak önemli olmadan karşılaştığımız her yerde küçüğün büyüğe, yürüyenin oturana, dışarıdan gelenin içerdekilere selam vermesi öğütlenmiştir.

Geçtiğimiz günlerde arkadaşlarla bir arada oturup bu konularla ilgili bir sohbette dile geldi toplum ahlakının boyutlarını konuştuk. Bugün gelinen noktada pek çok konuda olduğu gibi nasıl yozlaştığımızı, yalnızlaştığımızı konuştuk. Evet giderek yalnızlaşıyor muyuz yoksa…

Eski geleneksel davranışların bugünkü yaşamın içinden uzaklaşmış olması derinden üzüyor bizi. Daha çok ramazan aylarında şahit olduğumuz güzel bir alışkanlıktı mahalle bakkalına giderek mahallenin fakirlerinin, borçlarını ödeyemeyenlerin borçlarının silinmesi.. Garip guraba bu duruma çok sevinir ev halkının yüzünde çiçekler açardı. Asla bilmezlerdi de kimlerin bu borçları ödediklerini. Çünkü bu iyi niyetli güzel adamlar mahalle bakkalına geldiklerinde sadece borcu olup ödeyemeyenleri sorarak borçlarını kapatıyor ve kendilerinin bilinmesini istemiyorlardı. Bu davranış toplum bireyleri arasında bir sıcaklığın, kaynaşmanın da  gelişmesine sebep oluyordu.. İnsanlar birbirlerini görmeden birbirleri hakkında iyi dileklerini, düşüncelerini, dualarını paylaşıyorlar karşılıklı olarak..Bugün de belki en çok ihtiyaç duyduğumuz güzelliklerden bu duyguları paylaşmak..Birisi sizin borcunuzu ödedi diyorsunuz, borcu ödenen kişi arkanızdan ne güzel dualar gönderiyor..Az şey mi tanımadığınız birisinin duasını almak. Mahallenizdeki ihtiyaç sahibi bir komşunuzu ziyaret edip evinde bir kap çorbayı birlikte içmek, onların yardımına koşmak, kısmen ihtiyaçlarını karşılamanın verdiği hazzı, mutluluğu başka nasıl bulabilirsiniz..

Yolda yürürken tanımadığınız birilerine verdiğiniz selamın sizde bıraktığı esenliği düşünürseniz ne güzel duygularla dolup taştığınıza şaşırırsınız.

Bu güzellikleri yeniden yaşamaya, daha çok yaşamaya ne dersiniz?

 



YAZARLAR