Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ali BULAÇ


Yalancı peygamberler, sahte Mesihler ve kurban üzerine!

Yazarımız Ali Bulaç'ın "yeni" yazısıiii


Tarih boyunca yalancı peygamberler, sahte Mesih ve mehdiler hiç eksik olmadı. Bugün de dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkmaya devam ediyorlar.

Kısaca bunları hatırlamaya çalışalım:

Sahte Mesihler

Macar asıllı bir jeolog olan Laszlo Toth, 71 yılında “Ben İsa’yım, geri döndüm” diye Vatikan Müzesi’ndeki Pieata heykeline saldırmasıyla tarihe geçmişti. David Icke eski bir futbolcuydu. 1990 yılında psikoloğu ona dünyaya özel bir misyonla gönderildiğini söyleyince –demek ki psikoloğu da kafadan sakattı- İsa Mesih olduğunu ilan etti. Yahweh ben Yahweh, Tanrı’nın ve elçisinin siyahi olduğunu öne sürüp Mesihliğini ilan etmişti. Asıl adı Hulon Michel olan sahte Mesih 2007 yılında prostat kanserinden öldü, bir daha da dirilmedi. Clauda Varilhon, 1973’te UFO remizli bir din kurup tanrılığını ilan etti. Habeşistan kralı  Haile Selassie de (öl. 1974), yeryüzünde Tanrı’nın temsilcisi olduğunu ilan etmişti, içinde yer aldığı harekete Rastafaryan denir. Anne Lee, Shakers adlı bir tarikat kurup Tanrı’dan mesaj aldığını iddia ediyordu, dininin ritüelleri danstan ibaretti. Father Divine Afrikalı bir lider, ölünceye kadar Mesih olarak geçinmiştir. Apollo Quiboloy, Tanrı’nın Krallığı tarikatının kurucusu olup Tanrı’nın oğlu olduğunu iddia etti. David Shayler, eski bir MI5 ajanı olup Mesih olduğunu, sonsuz/ebedi hayat hakkında her şeyi bildiğini iddia etti. Brezilyalı Cristo, genç yaşından itibaren Mesih olduğunu söyledi. Inri Cristo’ya göre İsa’nın ruhu tenasüh yoluyla kendi bedenine geçmiştir. Sahte Mesihler içinde bir de kadın Mesih var. Marina Tsvigun da tenasüh yoluyla İsa’nın ruhunun kendine geçtiğini iddia etmiş, bu arada Moskova Kilisesi’ne eleştiriler yöneltmişti. Sovyetlerin dağılmasından sonra yine Rusya’da Mesih olduğu iddiasıyla ortaya çıkan Sergei Torop zar zor derdest edildi. Diğer sahte Mesih Ortage Fernandez Obama’ya saldırı düzenledi.1978 yılında ise 900 kişinin intiharından sorumlu tutulan Jim Jons gibi sahte Mesihler hala hatırlardadır.

Türkiye’deki Mesihlere gelince.

Mayıs-2022’de elinde silah Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’la görüşmek isteyip de iki el ateş eden sahte mesih İbrahim Karakoyun -27. Dönem Kocaeli Milletvekili aday adayı- polisin bacağına vurmak suretiyle zar zor etkisiz hale getirildi. Aynı iddia ile ortaya çıkan Şaban Gül 950 sene yaşadığını iddia ediyordu.

Türkiye’de bir ara Vatikan’da Papa’ya suikast düzenleyen M. Ali Ağca da Mesih olduğunu söylüyordu, Ağca’nın aynı iddiayı devam ettirip ettirmediğini bilmiyoruz.

En son Mesih

Şimdilerde eski müftü ve eski milletvekili Hasan Mezarcı “Mesih sıfatı”yla gündemde. Sık sık “Allah’la konuştuğunu, dinin temel ibadetlerinde değişiklikler yaptığını” söylemektedir. “Allah’la konuştum Ramazan orucu tutarken su içebilirsiniz, kurban kesmeyin parasını yoksullara dağıtın” diyor vs. Marina Tsvigun gibi mevcut duruma ilişkin eleştiriler yapmakta, “hak sözü batıl amaçla” kullandığı halde iki kesimin hoşuna gitmektedir: “Lafız hak, maksad batıl.” Bunun farkında olmayanlar doğru eleştirilerden hareketle “Bak ne doğru şeyler söylüyor” diye memnuniyetlerini dile getiriyorlar. Diğer kesim ise deistlerdir. Bunlar zaten Nübüvvete ve Risalete inanmadıklarından, “Mezarcı’nın Mesih olduğunu iddia etmesiyle Hz. Muhammed’in peygamber olduğunu iddia etmesi arasında ne fark var?” diye aslında Mezarcı’nın sahte yalancı olduğunu bildikleri halde, vahiy ve nübüvveti zayıflatıyor diye onu destekliyor, ona “sahte, yalancı” diyenlere saldırıyorlar. Bıyık altından gülüp “İncil Mesih’in günahları bağışlama, bazı dini ahkâmı iptal etme, bazı haramları helâl kılma yetkisi olduğunu yazar. Mesih, Allah’ın verdiği yetkiyi kullanarak bazı dîni ahkâmı iptal ediyor; bazı haramları helâl kılıyor; dininizi güncelliyor, kolaylaştırıyor!”  diyorlar.

Belirtmek gerekir ki, imanın üç ana umdesinden biri olan nübüvveti (diğerleri tevhid ve ahirete imandır) reddeden deistler din dairesinin dışına çıkmışlardır. Onlar artık başka bir dinin müntesipleridir.

Hakikat-i halde yukarıda ismi geçenlerin tamamı yalancı peygamber, sahte Mesih veya şarlatan mehdiler. Tümü ya akıl hastası ya da amaçları farklı din bezirganlarıdır. Bir din bezirganı ile gerçek peygamber arasında önemli farklar var. Şöyle ki:

1) Mesih olduğunu iddia eden şahsın yalancı olduğunun kanıtı şudur: Peygamber Allah’la konuşmaz, Allah seçtiği elçiyle bir yolla konuşur. “Kendisiyle Allah’ın konuşması, bir beşer için olacak (şey) değildir; ancak bir vahy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O, yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (42/Şura, 51)

2) Sahte mesih kafasına estiği zaman, Allah’la konuştuğunu iddia edip ya “oruçluyken su içme yasağını kaldırdım” diyor, ya da “kurban ibadetini iptal ettiğini” ilan ediyor. Sahte Mesih’in oruçla ilgili twitt’i şöyle: “Su içmenin sağlık açısından zorunluluk olduğunu, uzun süre susuz kalmanın zararlarını biliyorsunuz. Su içmenin orucu bozacağına dair dînî ahkamı iptal ettim. Oruç tutanlar, su içersek orucumuz bozulur diye endişe etmesin; suyunu içsin, orucuna devam etsin.””1500 senedir oruçlu Müslümanlar çöl şartlarında dahi su içmezken, yalancı Mesih “susuz kalmak sağlığa zararlıdır, bu hükmü iptal ettim” diyor, böylelikle bizim zekamıza hakaret ediyor.

3) Postmodern belirsiz dünyada artık hudut bilincini kaybetmiş geç liberal dindarlar, bu saçmalıkları “ifade özgürlüğü” içinde mütalaa etmek gerektiğini söylüyorlar. Eğer onun Allah’la konuştuğu iddiasını düşünce ve ifade özgürlüğü içinde ele alacaksanız, yarın öbür gün Allah’la konuştuğunu, kodlayacağı kişi veya grupların öldürülmesi talimatını aldığını söyler, ona tabi olanlar ellerine silahları alır, katliama başlar. Allah’la, Cebrail aleyhisselamla konuştuğunu iddia eden gavslar, şeyhler, veli müsveddeleri de aynı potansiyel tehdit teşkil ederler. Tarihte bu türden Mesih ve mehdilerin yol açtığı facia örnekleri az değildir.

4) Bu adam Mesih ise bir adım ileride kendini “tanrının oğlu” veya “tanrı” da ilan eder, bu da Kur’an’ın “küfür” tanımladığı teolojik doktrine aykırı olmaz: “Andolsun, “Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih’in dediği (şudur:) “Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur.” Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler küfre düşmüştür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka (acı) bir azab dokunacaktır. ” (5/Maide, 72-73.)

5) Mezarcı ve Allah’la konuştuğunu iddia edenlerin Elazığ ve Bakırköy akıl hastanelerinde benzerlerinden onlarcası var, onları da salmak lazım.

6) Herhangi bir şahıs, kurbanın “vacip veya sünnet” olmadığını iddia edebilir, bunun için bir usul dahilinde delil getirir. Biz de deliline bakarız: Delil sahih nas mıdır (nassın subutu ilkesi), nas ise bundan bu sonuç çıkar mı (delaletin kat’iyeti ilkesi)? Usulü takip ederek fikir yürüten kişinin fikrini kabul ederiz veya etmeyiz. Burada mesele yok, mesele Allah’la konuşup keyfi olarak dinin esaslarıyla oynama cür’etini göstermektir.

7) Sahte Mesih bütün dinlerdeki kurban ibadetini iptal ettiğini söylüyor. Twitter’i şöyle: “Dinlerdeki Tanrı için kurban kesme ahkamını iptal ettim! Bu sözüm Hac ve Kurban Bayramı kurbanı, akika, yemin, adak ve kefaret kurbanı gibi bütün kurbanlar için geçerlidir. Bundan sonra Kurban bayramlarını, kurban kesmeden gelenek olarak kutlayın, fakir fukaraya yardım edin.”

 

Bu metnin kritiğini yapalım:

 

  1. Sahte Mesih, Tanrı’ya ait bir dil kullanıp “ahkamı iptal ettim… kutlayın…yardım edin” şeklinde kullandığı emir sigaları onun yalancı peygamberlik veya Kur’an’ın tanrısal tabiatı olmadığını belirttiği Mesihlikle yetinmiyor, yukarıda 4. Maddede belirttiğimiz üzere giderek kendini tanrılık makamında görmeye başladığını ima ediyor.
  2. Kullandığı emir sigalarıyla Münzel Şeriat’ı değiştiriyor, hükümleri neshediyor, yeni şeriat vaz’ediyor. Kurban İbrahim aleyhisselamdan Hz. Peygamber’e ve bugüne kadar süregelen bir ibadettir.
  3. Çakma Mesih’in emekli müftü olduğu halde hükümlerin istihracında ve anlaşılmasında usul bilmediği ortaya çıkıyor: Fakirlere yardım (infak, tasadduk) amir bir hükümdür, hatta kişi takvasına göre ihtiyacının fazlasını (servetinin tamamını) dahi infak edebilir (2/Bakara, 219), ancak fakirlere yardım ve maddi infak Kurban’ın alternatifi değildir. Bu tür söylemler son yıllarda öne çıkarılan ucuz ilmihal popülizmdir. Kurban, hükmün hikmetinden ve maksadından bağımsız bir ibadettir. Kişi servetinin tamamını yoksullara veya Allah yolunda infak etse dahi kurban kesmeyecek olursa bu ibadeti yerine getirmiş olmaz. Bir ibadeti yerine getiriyorsak, sebebi ihtiva ettiği hikmet ve maksad değil, bize Kur’an-ı Kerim veya sahih sünnetle emredilmiş olmasıdır. Kurban vecibesinin üç mezhebe göre sünnet, Hanefilere göre vacib olması bu ibadetle ilgili hükmü ortadan kaldırmaz.
  4. Kaldı ki, kestiğiniz hayvanın etini usule göre dağıttığınızda fakirler elbette bundan yararlanır, hatta Hz. Peygamber’i örnek alıp da et olarak elinizde sadece kürek kemiği kalmışsa, aslında “yoksullara dağıttığınız etin tamamı sizin olmuş” demektir (Tirmizi, Kıyame, 33).

 

8) Geleneksel fıkıh “yalancı peygamberlik, sahte Mesihlik” ile ortaya çıkan şarlatanları “mürted” sayar, hayli ağır cezalar takdir eder. Ben “irtidat ve mürtedler”le ilgili yazdığım yazılarda eline silah almadığı müddetçe mürtedlerin katillerine, mallarının müsadere edilmesine cevaz verilmeyeceğini açıkça yazdım, benim Kur’an’dan, Resulüllah’ın ve ilk iki halifenin tatbikatından anladığım budur. Böyle olmakla beraber zihnen müstaz’af insanları ve zaten dinle kelami/filozofik (varoluşsal) sorunlar yaşayanları hedef kitle seçen bu din bezirganlarına gerekli cevapları vermek ve yol açabilecekleri muhtemel zararlara ilişkin gerekli uyarılarda bulunup tedbiren bunların bir akıl hastanesine nakledilip tedavi edilmelerini istemek bizim de hakkımız ve görevimizdir.

Düşünce ve ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğü tek taraflı işlediğinde, bu özgürlüğün varacağı menzil hakikatin ve doğrunun temellükü olan mutlakiyetçilik ile bunun da tabii sonucu sosyo-politik despotizmdir.

Kurbanın varoluşsal ve entelektüel anlamını bilmeden ucuz popülizmler yapanlar, hiç değilse Ali Şeriati’nin “Hac” ve Kiergegaard’ın “Korku ve Titreme” kitabını okusunlar.

 

 

Kaynak: Farklı Bakış

YAZARLAR