Halil ÇİFTÇİ


YAKLAŞIYOR YAKLAŞMAKTA OLAN

Yazarımız Halil ÇİFTÇİ'NİN "YENİ" YAZISI...


Küresel bir isyan dalgası ile bu günlerde karşı karşıyayız. Yaşadığımız dünya üzerinde hayat süren insanoğlunun ağır yükü altında ezilmeye devam etmekte. İklim değişikliği, yolsuzluk, eşitsizlik, despotizm ve daha niceleri kitleleri tahrik etmektedir. İnsanlar kapitalizmin getirmiş olduğu geniş özgürlük alanın herhangi bir kısıtlama veya baskı ile sekteye uğratılmasını engellemek adına sokaklardaki isyanlara iştirak ediyor. Temel felsefesi ürettikçe tüketmek olan kapitalizm anlayışı toplumdaki bireyleri kendine mahkûm etmiş vaziyette. Hayatın her anında hazzın ve hızın esiri olmuş güdümlü bir kitlenin başlattığı isyanlar dünyanın birçok ülkesinde kendini gösteriyor.

İlk isyan hareketlerini Uzak doğuda özerk bir statüde bulunan Hong Kong’da ortaya çıktı. 1997 yılında İngiliz kolonisi olmaktan kurtulan bu kent zamanla Uzakdoğu’nun en önemli ticaret ve eğlence merkezlerinden biri haline geldi. Sömürge yıllarında temeli atılan kapitalist tüketim çılgınlığı komünist Çin devleti içinde istisna bir lokasyon olmasına sebep olmuştur. Çin Devletinin Hong Kong’da askeri gücünü artırmak istemesi isyanın fitilini ateşledi. Çin’in Hong Kong’da varlığını arttırması Hong Kong’un Çin’in vesayeti ve ideolojisine teslim edilmesi ile eş değer görülmektedir. Güney Amerika ülkesi olan Şili’de ekonomik kriz ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler halkı adeta patlamayı bekleyen bir bombaya dönüştürmüştü. Çok geçmeden Şili hükümeti bazı alanlarda zam yapılması kararını aldı. Halkta fırsattan istifade yoksulluğun her geçen gün artmasını ülke çapında başlattıkları protestolarla sokaklara taşıdılar. Diğer bir isyan rüzgârı da Ortadoğu’da Arap baharının bir şekilde teğet geçtiği demografik olarak kozmopolitik yapısı olan Lübnan oldu. Kapitalizmin belki de en çok sirayet ettiği Ortadoğu coğrafyası, tüketim çılgınlığında ki kesintiyi tahammül edilemez bulmaktadır. Bunun yegâne göstergesi Lübnan’da sosyal medya üzerinde uygulanmak istenen vergi yasasında karşımıza çıkmaktadır. Hükümetin bu adımı halkın özgürlüğünü kısıtlayacağı ve belli bir yük getireceği fikri ile kitleler Başkent Beyrut’ta hükümet aleyhinde protestolar düzenledi. Hükümet bu isyanın daha fazla büyümemesi adına vergi tasarısını geri çekti.

Ortadoğu’da kan ve gözyaşının dinmediği ve batılı vampir ülkeler tarafından sömürü alanı olan Irak’ta durum biraz farklılaşıyor. Türkiye’nin dış Politikada Barzani’nin bağımsız bir devlet kurma hayali sonrası yalnız bırakması ile beraber Kuzey Irak’a İran devrim muhafızları (Haşdişabi) yerleşti. Yaklaşık iki seneye yaklaşan İran işgali sonucu Şii fikir ve ideolojisi Sünni coğrafyada birer silah olarak kullanıldı. Bu durumun varlığı gün geçtikçe Irak halkını rahatsız etti. Nihayetinde İran’ın varlığı sokaklarda protesto edilmeye başlandı. Sonuçta halk protestolara başlamış. Eylemciler İranlı generali işaret ederek "Sömürgeciler ülkemizden çık, Suçlu Kasım Süleymani" pankartları taşımaktadır. Aslında 2003 yılında başlayan ABD işgali ile beraber Irak’ta yoksulluk ve eşitsizlik ciddi bir seviyeye ulaştı. Yakın zamanda İran’da sokak hareketleri patlak verdi. Bu protesto dalgasını temelde yakıt fiyatlarına gelen zamlar üzerinden okumak biraz yersiz ve eksik kalmaktadır. İran dünya finans sistemine kapalı bir hayat sürerken küresel sermayenin daimi olarak ele geçirmek istediği bir bölgedir. İran’daki karışıklılar da bu sermaye odaklarının yıllardır beklediği ve fitilini ateşlediği bir gerçek. Günümüz dünyasında kapalı bir toplum hayali neredeyse imkânsız hale gelmiş iken İran’ın kendi iç dinamiklerini sulh ile bir arada tutması zor görünmektedir. Öyle ki bu iç dinamiklerin başında genç nüfus gelmektedir. Batı tipi hayat tarzına bir şekilde erişim sağlayan genç kitle batının kapitalist hayat tarzına imrenerek İran’ın emperyal ülkelere kapı açmasını talep etmektedir. Ortadoğu’da farklı hesapları olan ülkeler (ABD, İsrail, İngiltere…), İran hükümetinin hayata geçirmek istediği bazı ekonomik tedbirleri bahane ederek toplumda bastırılmış bir kitleyi sokaklara sürükledi. Sözde protestolar yakıt fiyatlara gelen zamlar gibi görünse de özde kapitalist dünyaya İran’ı açabilmeyi öngören bir eylem hareketidir.

İslam ülkeleri veya batının çıkarına ters düşen bazı ülkeler farklı merkezlerden yeniden dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Şili örneğinde Amerikan tüketim toplumuna olan karşı tutumundan dolayı gözden çıkmış vaziyette. Hong Kong ise Çin’in komünist fikrine teslim edilmeyecek kadar kıymetli bulunmaktadır. Lübnan’da iktidarın uzun yıllardan beri, bir ailede bulunması ve İsrail’in bölgedeki etki alanına itiraz etmesinden dolayı sokak hareketleri ile halk sokağa sürüklenmek istendi. Irak’ta artan Şii varlığı yani İran’ın tahakkümü batı tarafından kabul edilemez bulundu. Irak halkı, Amerikan işgalini meşru görürken, İran’ın askeri varlığını kabul edilemez buldu. Son olarak İran’da uzun yıllardır hedeflenen sokak hareketleri zamları bahane ederek hayata geçirildi. Temelde hedef İran İslam devletini yıkarak kapitalist ve batıya mahkûm bir devlet hayali olarak devreye sokulan protestolar güçlü bir baskı ile geri püskürtüldü.

Yukarda bahsi geçen eylemlerin kesiştiği ortak nokta emperyal fikrin diz çöktürmekte zorluk yaşadığı ülkeler olmasıdır. Bu tür isyanlara maruz kalmamak adına ülkenizde hayata geçirilmek istenen toplum mühendisliği çalışmalarını iyi okumanız gerekmekte. Halkına uzak kalmış bir devletin sokaklar karıştığında halkını hatırlaması beyhude bir çaba. İnsanların meşru hak taleplerini arttırarak reel politikalar ile yeni çözümler getirmek daha anlamlı olabilir. Özellikle Türkiye gibi genç nüfusun milyonları bulan ülkelerde batılı güç odakları etki alanlarını arttırabilmektedir. Ahlaki değerlerin, geleneklerin ve inancın zayıflamasını fırsat bilerek kitleler güç odaklarının elinde sokaklarda birer maşa olarak kullanılmaktadır. Devletin bu konuda erken davranıp iş bulamayan, haksızlıklara maruz kalan, borç batağına saplanmış insanların hayatını kolaylaştıracak eylem planlarını hayata geçirmesi gerekmektedir. Yoksa batılı istihbarat ajanları eliyle Türkiye’deki en ufak bir kırılgan süreçte sokakları karıştırabilirler. Dünya’daki birçok sokak hareketi ekonomik sebepler gibi görünse de özünde bir vesayet kavgası olarak yorumlayabiliriz. Gelir dağılımında yaşanan düzensizlik, yoksulluğun artması, adalet mekanizmasının tam olarak devreye sokulmaması birçok ülkenin karışmasına kapı araladı. Ülkemizde kapitalist tüketim çılgınlığın zirvesine ulaştığı ve son birkaç seneyi istisna olarak tuttuğumuzda ciddi bir refah ivmesinin yakalandığı ender ülkelerden biri. Genç nüfusun fazla olduğu bir ülkede elde bulunan zenginliğin devlet eliyle kısıtlanması ve zamlar ile alım gücündeki azalma travmalar yaratmaktadır. Bunun en bariz örneğini toplu intihar eylemlerinde görmekteyiz. Öyle ki tüketime alışmış bir toplum bu özgürlüğü ekonomik kriz dönemlerinde yitirdiği takdirde bireyler yaşamlarına son vermektedir. Bu tür hadiselerin varlığı insanları birilerinin tahrikleri ile sokağa dökebilir. Türkiye’de daha önce böyle bir hareket oluşmamış fakat azalan alım gücü her gün bir yenisinin halkın sırtına bindirildiği vergilerin varlığı arttıkça “Yaklaşıyor yaklaşmakta olan...”



YAZARLAR