Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Sait ALİOĞLU


Yakıştırma; Oksimoron…

Sait Alioğlu'nun "yeni" yazısı...


İnsanoğlunun, Âdem(a) ile başlayan hayat mücadelesinde, bizzat ona Allah(c) tarafından öğretilen varlıkların isimleri olgusu üzerinden, dünden bugüne çok rahatlıkla yaptığı “biricik” işin “tamına, tanımlama, adlandırma ve doğru-yanlış bir surette yakıştırma” eylemi olduğu su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Ona ilk öğretilen şey, varlıklara verilen isimler olduğu gibi, kendisinin de tabiatta var olan, görünen, görünmeyen, ama varlığı bir açıdan bilinen şeyleri adlandırma yoluyla tanımlaması ile onlara yönelik yakıştırmada bulunmasıdır.

Yakıştırma ameliyesinin en önemlisi, en göze çarpanı, en sükse yapanı, belli bir kârı kadar zararının da bulunduğu alan hiç kuşkusuz insanı, yaşadığı zaman diliminde –hangi temel üzerinde olursa olsun- inanç ve ideoloji alanında dört koldan giriştiği yakıştırma eylemidir.

Amiyane tabirle söylersek “yarasın sana!” kabilinden popülizm kokan “yakışır!!!” yollu ifadeler, yakıştırma eyleminin kişiyi zahiren gönendirdiği düşünülen, ama onun popülizmin girdabında kalmasına sebep olan eylemi meşrulaştırdığı gibi, dikkatli, yani işe basiretle meyledildiğinde ise hakikatten kopardığı ve hikmeti de ıskalattığı da düşünülmelidir.

 

Yakıştırmacılık;Oksimoronluk…
Yakıştırma işine Batı dillerinde oksimoron denir. Türkçeye Fransızcadan geçen kavramın kökeni Yunanca oxus(keskin) ve môros(aptal) sözcüklerinden oluşmaktadır.

Bu iki kelimeyi Türkçeleştirirsek eğer, bizim dilimizde kullanılması pek de hoş ve uygun olmayan “keskin aptal” diye bir sıfat tamlaması elde etmiş oluruz.
Bu tür ifadelerin, bizim kültürümüzde ironik de olsa kullanılması biraz zor gibi durmaktadır.

Bu kavrama Wikipedi şu şekilde yaklaşmaktadır; “Oksimoron, birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılması ve bu şekilde oluşturulmuş ifade. Bazen anlamı kuvvetlendirmek için veya edebi sanat yapmak amacıyla kullanılır, bazen de halihazırda kullanılan bir kavramı eleştirmek veya alaya almak için kullanılır. Oksimoronlara sıklıkla “sıfat tamlamalarında rastlanır. Bununla birlikte –paradokslar gibi- oksmoron barındıran cümlelerde mevcuttur.”(Wikpedi)

İfadeden hareket edersek, ya çelişen, ya tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılması ile anlamı kuvvetlendirme ve sıfat tamlama eylemi bir tarafa, insanın varlığının vücut bulduğu ilk dönemden buyana ,çoğu kez de hak etmediği/edilmediği ve “yakışık almayan” bir minvalde inanç/itikad ve ideolojik alanda oksimoron hallerde bulunması bu kavrama –o da ironik olarak- hak ettiği değeri çok rahatlıkla vermiş olur.

Amiyane tabirle söylersek, kova kuyu türü, içerisinde su bulunan ve belli bir çapı ve derinliği olan yapılara sarkıtılabildiği halde “yukarıya kova sarkıtmak” ifadesi paradoksal bir anlam içerir.

Zaten Wikipedi’de de bu ifademizde bizi destekleyen birkaç örnek sıralanmış; Ör. Orijinal kopya, Gerçek yalanlar, Kaotik düzen vb.
2 / 2

Bunlarla birlikte, yukarıda da belirtmeye çalıştığımız üzere inanç ve ideolojik anlamda oksimoronluk durumlar, bu kavrama alabildiğine önem katmakta ve çelişik olan, ama çoğu kez “ilgilisince” birçok sebepten dolayı görünmeden, dikkat çekmeden hayatımızda varlığını sürdürmekte hükmünü icra etmektedir.
İnanç alanına baktığımızda, Kur’an’da En’am Suresi 159. Ayet mealinde “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar…” cümlesi gruplaşanların, kendilerine yaşadıkları zaman dilimi içerisinde bir grup oluşturmaları ve oluşturulan o yapıya da “uysun ya da , uymasın”oksimorunluk paradoksu içerisinde birbirine zıt iki,ya da birkaç kavramı birleştirme suretiyle kendilerine özgü bir mezhep,ya da tamamen apayrı birdin oluşturmuş olurlar.
Ayrıntıya girmeden söylersek, bu apayrı mezhep ve din oluşturma işi, yeryüzüne varlığı söz konusu olan tüm din mensupları için geçerlidir.

Ayet mealinin tamamı şu şekilde; “Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah’adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am/6; 159)

Bir de bu ameliyenin, yani ideolojik kulvarda birbirine zıt birden çok kavramın birbirine tutturulması sonucu oluşan durumlarda var olup oldukça da dikkat çekicidir.

Ör. Liberal solculuk, Kemalist solculuk, muhafazakâr devrimcilik vb. ilk etapta bu konuya örnek olarak verilebilecek, ilgilisi açısından düşünülen maksadın hasıl olması adına zıt kavramlar olarak akla gelebilir.

Birbiriyle epistemik(bilgiye dayalı/lık) açıdan bir anlam bütünlüğü bulunmayan, ama ideolojik maksatlarla bir araya getirildiğinde kişiyi, grubu vb. ontolojik olarak ortaya çıkaran zıt kavramların meydana getirdiği halitanın özgül ağırlığıdır insanı cezbeden…

İşte, ondan dolayı, tutsun, ya da tutmasın insanoğlu kendi dünya görüşüne meşruiyet kazandırmak için yakıştırma işinde bir hayli yok katetmiş ve görünür planda birçok başarıyı da “elde” etmiştir.

Bu durumun, insanın, dünya hayatına bakıp onun cazibesine kapılarak aldanması olarak da okunmayı hak ettiği söylenebilir.

İnsana sorumluluk yüklenilerek eşyanın adı öğretildi ve mahiyeti bildirildi. O da, buna bir de yakıştırmayı ekledi!

 

Kaynak: farklın bakış


Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR