Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Nezir ERGENÇ


Vakıa, Tayyib Erdoğan´ın Başarısı mı Yoksa Muhalefetin Başarısızlığı mı?

İmamın cevabı kendisi kadar enfestir: Onların döneminde benim gibi adamlar vardı; benim dönemimde ise sizin gibi adamlar var!


Daha önceki bir yazıda; Müslüman dünyanın bugün içerisinde bulunduğu mağlubiyetin, mahcubiyetin ve mağduriyetin sebebinin düşmanlarımızın bizden çok güçlü oldukları için değil; biz Müslümanların kendimize, değerlerimize ve gücümüze yeterince inanmadığımızdan ve gereğini yapmadığımızdan kaynaklandığını söylemiştim. Yani yediğimiz goller rakiplerin iyi oynadıklarından değil; bizim iyi oynamadığımızdandır.

Bugün Türkiye siyaset arenasında Ak Parti´nin ve tabii ki onunla özdeşleşmiş Tayyib Erdoğan´ın sürekli kazanan, gündem belirleyen, rakiplerine tur artıran ve tabii ki 24 Haziran´da da sadece kendisiyle koşuya devam eden görünüyor olması bir yaklaşımla kendi yani Tayyib Erdoğan başarısı olarak görülebilir. Denilebilir ki Tayyib Erdoğan o kadar zeki, çevik, güçlü, ufuklu, bilge ve başarılı ki rakiplerinin onu yakalamaları, onunla aşık atmaları mümkün değil. Dolayısıyla muhalefet ? zımnen kabul ettiği gibi- onunla yarışmak yerine, onun mahallesinden birilerini ona karşı koyma gibi tülek bir yol izlemektedir. Dahası sadece Tayyib Erdoğan eleştirisi üzerinde politika belirliyor ve politika yapıyorlar; dolayısıyla Tayyib Erdoğan´ı eleştirelim derken onu gündemde tutup reklam ediyorlar. E? reklamın kötüsü olmaz!

Başka bir yaklaşım da şöyledir: Tayyib Erdoğan´ın öyle söylendiği gibi bir başarısı olmadığı gibi; zekâsı, çevikliği, cesaret, ufku da abartıldığı gibi değil. Hatta bütün bu özellikleri orta seviyede insanlarla aynıdır denilebilir. Üstelik ortalık toz duman ve bu ülkede kimse memnun değil ve ülke nerede ve nasıl duracağı belli olmayan bir uçuruma doğru yuvarlanıyor. Bunun yanı sıra hala onun tek başına, kendisiyle koşuyor olması rakiplerinin zayıf, cılız, korkak, vizyonsuz ve ufuksuz oluşlarındandır. Hatta muhalefetin bu şekilde olmasının sebebi de yine Tayyib Erdoğan´dır. Onların zaaflarını ve eksikliklerini bildiği için tabiri caiz ise parmaklarında oynatıyor onları.

Ben bu iki yaklaşımın ortasını savunanlardanım/ neo eflatunculuk gibi/; yani ne Tayyib Erdoğan bu ülkenin en iyi lideri ve ne de muhalefet geri zekâlı ve bu işten anlamaz. Vakıa, ortada bir başarı veya zirvede kalabilme varsa bir, zirvede olanın başarısıdır iki, arkadan gelenlerin ya zirveye çıkmak istemeyişlerinden ya da zirveye çıkacak ve tabii ki zirvede kalabilecek mecallerinin olmayışındandır.

İmam Ali´ye Basralıların şöyle sorduğu rivayet edilir: Ya imam! Sen, senden öncekilerden hem daha alim ve hem de daha yiğit ve cesursun. Nasıl oluyor da onların dönemi huzur ve refah içinde geçmişken senin dönemin kargaşa, sıkıntı ve huzursuzlukla geçiyor? İmamın cevabı kendisi kadar enfestir: Onların döneminde benim gibi adamlar vardı; benim dönemimde ise sizin gibi adamlar var!

Kanımca meselenin özü budur. Yönetenler ve yönetilenlerin birbirine uyumu ve dayanışması başarıyı da başarısızlığı da beraberinde getirir. Tayyib Erdoğan´ı başarılı gösteren ve kabul ettiren onunla birlikte olan, ona destek veren ve koşuşturan özellikle alt kademelerdeki ihlâslı halktır. Keza, Tayyib Erdoğan´ı başarısız kılan ve bugün pek çok konuda eleştiriye muhatap kılanlar da onun etrafında kümelenmiş asalaklar, muhterisler ve obez tabiatlı açgözlülerdir.

İmam Ali kim ne dese desin bir muhalifti. Ebu Bekir´e de, Ömer´e de Osman´a da (Allah hepsinden razı olsun) muhalifti İmam Ali. Ancak onun muhalefeti onları doğru, hak ve adalet üzere kaim kılmak adına bir muhalefetti. Yanlışlarını düzeltir; düzeltmezlerse düzeltinceye kadar mücadele eder, doğrularını destekler ve daha iyi olmaları için de hem yol gösterir ve hem de yardım ederdi. Bugün Tayyib Erdoğan´ın en büyük şansızlığı ona yanlışlarını anlatacak, yanlışlarını düzeltecek ve daha iyi olması için de yol gösterecek, ufuk açacak yetkinlikte âlim, bürokrat, aydın, STK ve benzeri unsurların olmayışı veya oldukları halde bunu yapmaya cesaret edemeyişleridir. Eleştirenler ya Tayyib düşmanlığından, ona duydukları kin ve nefretten eleştiriyorlar ki bu duygusal bir yaklaşım olduğu için kaale alınmaz ya da sırf muhalefet olsun diye ediliyor ki ideolojik olduğu için bunun da bir değeri yoktur ve toplum nazarında da bir karşılık bulmuyor.

Gelelim olması gerekenin canlı canlısına. Bu aynı zamanda bir tekliftir. Son Abdullah Gül fenomeni de göstermiştir ki bu ülkede muhafazakâr, dindar ve İslamcı bloğun alternatifi olmadığı gibi onu normal şartlarda iktidardan indirecek bir güç ve potansiyel bulunmamaktadır. Bundan hareketle mevcut iktidara/ Tayyib Erdoğan´a/ adam gibi muhalefet edecek olan her kimse/ler ise onlar bu bahsettiğim kesimin içinden çıkacaktır. Başka bir tabirle biz, bize hem iktidar ve hem de muhalefetiz. O halde ilk etapta İmam Ali örneğinde olduğu gibi önce bu ülkenin muhafazakar, dindar ve İslamcı aydınları ve âlimleri mevcut sorunları ve çözümleri belirleyip onu İktidara/ Tayyib Erdoğan´a dikte etmeyi, bunları yapıncaya kadar onunla mücadele etmeyi; iktidarın doğru ve iyi yaptıkları şeylere de destek vermeyi bir politika olarak belirleyip yaşama geçirmeleri ivedi olarak gereklidir. İkinci adım olarak da STK´ların, cemaat ve diğer oluşumların da bu sürece dahil edilmeleri aynı ivedilikle gereklidir. Bu iki adım atıldığında üçüncü adıma hiç gerek kalmaz.



YAZARLAR