Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


UZAKLAR NE YANA DÜŞER

Yazarımız MUsab Aydın'ın "yeni" yazısı...


Sevgili dostum,

Zaman zaman çevremizden birileri “çok uzaklara gidiyorum” deyip bir süre sonra ortalıkta görünmez oluyor. Günün farklı zamanlarında görüştüğümüz, dertleştiğimiz dahası alıştığımız bu insanlar nereye gitmiş olabilirler ki? Bir dost edinmek için bazen yıllarca emek verilirken, nasıl oluyor da bu kadar kolay terk edebiliyorlar. Bunu anlamak kolay değil, ancak sözü edilen çok uzaklar neresidir, doğrusu merak ediyorum. Sahi ne tarafa düşüyor bu uzaklar, ölçüsü nedir, mesele sadece mesafe midir? Örneğin şehirleri, ülkeleri birbirinden ayıran yüce dağların ardı mıdır uzak olan, hani “Kaf dağının ardı” denir ya uzak bir yer anlatılırken. Ya da kum fırtınalarının insanları yuttuğu, susuzluktan dili damağı kurumuş olanların su yerine serap görebildiği çöllerin görünmeyen yüzü müdür. Keza bu uzaklar, kıtaları birbirinden ayıran okyanusların ötesi midir? Eskiler, “evin içini sıla görürken, eşiğin ardını gurbet” demişler. Hal böyle olunca insan sormadan edemiyor, uzaklığın ölçüsü nedir?

Aziz dost,

Babaannem “mesafeyi göz görür, gönül değil” derdi. Yoksa yanı başımızda olduğu halde halimizden ahvalimizden bihaber olanların bulunduğu yer midir uzak olan? Öyle ya, hayatımızın büyük bir kısmında bizimle olduğu halde bizden uzak kalan ne kadar da çok insan var. Seninle yürür ama düştüğünde elini uzatmaz, döküldüğünde gözyaşını silmez, kanayan yarana derman olmaz, dahası acını hissetmez… Zor zamanlarında seyretmeyi yeğleyen ve yakınımızda olduğu halde bizden uzak kalmayı tercih edenlerin varlığını bilerek onlarla yaşamak en zor olanıdır sanırım. Ayrılık acısı, bu insanların verdiği acıdan daha büyük olabilir mi? Bir de ayrılıklarıyla derin bir hasret ve özlem duyduklarımız var. Ayrı coğrafyalara düştüğümüz ve nice zamandır uzak kaldığımız halde yüreğimizde sarıp sarmaladıklarımız... Koynumuzda sıcaklığını, zihnimizde küçücük bir tebessümlerini taşıdıklarımız.  Durum böyle olunca anlamak zorlaşıyor, kim yakın bize, kim uzak?

Kıymetli dost,

Uzakta olmak mı zor yoksa yakında durmak mı, ne dersin? Doğrusu neler düşündüğünü merak ediyorum. Sevdiklerimizden, dostlarımızdan ayrı düşmenin acısıyla yanıp kavrulurken yüreğimiz, ayrılık elbette kolay değil. Lakin bundan daha da zor olanı yanımızdan ayrılmadığı halde derde deva, sadra şifa olmayanlara katlanmaktır diye düşünüyorum. Bu yüzden uzak düşmek, ayrı düşmek değilmiş gibi geliyor bana. Ayrı düşmek gönülden çıkmaktır, çıkarılmaktır. Şairin de dediği gibi “senden ayrı gezen yürek değil, bedendir.” Ten bedende olsa da özlemi ve acıyı çeken her zaman yürek olmuştur.  Bu sebeple insanoğlu özüne ayrı düşmemelidir. Zira aşılması mümkün olmayan en büyük mesafe insanın özüne uzak düşmesidir.

Kadim dost,

Merak ettiğim bir diğer konu da gerçekten, uzaklara gidenleri kimseler görmüyor mu? Hani arada bir öfkelenir ve“ben çok uzaklara gitmek istiyorum, kimsenin bilmediği bir yerlere” diyenlerimiz oluyor ya. Böyle diyenler, gittikleri yerde bir başına kalacaklarını sanıyorlar. Oysa insanoğlunun işgal etmediği bir karış toprak kalmış mıdır şu koca dünyada? Sanırım gidenlerin tek derdi dostlarından ve yakınlarından kurtulma arzusu. Her şeyi geride bırakıp gidince kurtulmak mümkün müdür bilemiyorum. Ancak göz görmeyince gönül rahata ermez. Zira insanın hataları, yanlışları büyük bir kambur olarak vicdanında yük olmaya devam ediyor. Ne kadar uzağa gidersen git geçmişi silip atmak sanıldığı gibi kolay olmuyor. O sebeple “Sevdiğini gözünün önünde değil, yüreğinde tut” demiş eskiler. Bir şeye sahip olmak istiyorsan yüreğinde tut, yüreğinde tuttuğunu kim senden ayırabilir.

Dostum,

Gözün görmüyorsa sevdiklerini tasalanma, sen yüreğinde tut dostlarını. Yüreğinde tut ki ayrılıklar olmasın. Daha da önemlisi sakın özüne ayrı düşme…

Ses

Hayatın yol ayrımında bekle

Bir çocuk devrilirken toprağa

Tut yaşamın ucundan

Bir çiçeğin ölümsüz direnişine

Toprak ol 

Taş duvarlar arasında 

 

Dağların gölgesini omuzla 

Yürekler sağır olmuşsa eğer

Bağırmak sana düşmez 

Sesini yükseltmeden

Ve toprağı incitmeden 

Merhamet ol 

Gecenin karanlık kalbine 



YAZARLAR