Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


Umut ve Fitne Arasında Yeni Siyasal Gelişmeler

Yazarımız, Yusuf Yavuzyılmaz'ın, Özgün İrade Dergisi dergisi 2020 Nisan-Mayıs (192-193.) saysında ve aynı zamanda ozgunirade.com'da yayımlanan yazısı...


Yeni kurulan siyasal partiler, Türkiye siyaseti açısından farklı siyasal gelişmelere işaret ediyor. Yeni partilerin kurucu aktörleri büyük ölçüde daha önce AK Parti saflarında siyaset yapan, daha sonra çeşitli nedenlerle ayrılanlardan oluşuyor. Bu durumda, asıl tartışmanın AK Parti ile yeni kurulan partiler arasında geçmesi bekleniyor.

Kuşku yok ki, yeni partilerin bir süre önce AK Parti’de siyaset yapması, hem eleştirilmelerine, hem de yeni bir imkan olarak desteklenmelerine yol açacaktır. Bu yeni partilerin neden AK Parti’den ayrıldıkları ve yeni bir arayışa girdikleri sorgulanacaktır. Kuşku yok ki, başarıları bu sorulara verecekleri cevaplara bağlı olarak şekillenecektir.

Öyle görülüyor ki, Ali Babacan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ile Erdoğan arasındaki farklılaşma 2010 yıllara kadar geri götürülebilir. Bir süre önce AK Parti’de siyaset yapan bu isimler ile Erdoğan arasındaki anlaşmazlıkları şöyle sıralamak mümkün:

1-Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi konusundaki anlaşmazlık. Bilindiği gibi Ak Partiden ayrılanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tersine güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyorlardı.

2- 15 Temmuz’a kadar Cemaat, 15 Temmuz’dan sonra FETÖ ile yürütülen mücadelenin kapsamı ve yöntemi konusundaki farklılıklar. FETÖ kapsamında yürütülen mücadelede yapılan haksızlıklar  önemli bir eleştiri konusudur.

3- AK Parti’nin MHP ile kurduğu ilişki konusundaki anlaşmazlık. Muhalifler, AK Parti ile MHP arasında kurulan ittifakın, Ak Partinin değişimci özelliğini bitireceğini, bürokratik sistemin Ak Partiyi resmi ideolojinin en önemli aracı olan Türk milliyetçiliği ile dengeleyeceğini, AK Parti’yi, milliyetçi, devletçi ve güvenlik politikalarını öne çıkaran bir parti haline getireceğini savunuyorlar.

4-Türkiye’nin yeni sistemle demokrasiden uzaklaşacağı eleştirisi en çok yapılan eleştirilerden biridir. Muhaliflerin Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin söylenenin aksine Türkiye’yi daha fazla otoriterleştireceğini düşünmektedirler.

5- Türkiye’nin Suriye konusunda köklü bir değişikliğe girmesi, o zamana kadar Suriye politikasını yürüten Ahmet Davutoğlu ve ekibini devreden çıkarmıştı. Bu olayın yarattığı gerilim de farklılaşmada önemli bir rol oynamıştır.

6- Muhalifler ile Erdoğan arasında önemli anlaşmazlık konularından biri de Batı ile ilişkiler konusunda ortaya çıkmıştır. Muhaliflere göre Batı karşısında Rusya’ya yönelik yeni siyaset tercihi, Türkiye’yi demokrasi ekseninden uzaklaştıracak bir hamledir.

7- Türkiye’nin gelecek tasarımı konusunda da Erdoğan ile yeni kurulan partiler ve aktörleri arasında önemli bir farklılaşma yaşanmıştır.

8- Muhalifler, AK Parti’nin özellikle MHP ve Türk milliyetçiliği ile yaptığı ittifakın Kürt seçmeni olumsuz etkileyeceğini ve giderek AK Parti’den uzaklaştıracağını savunuyorlar.

9- Muhalifler AK Parti’nin MHP ile yaptığı ittifakın tersine demokrasi be insan hakları temelinde daha geniş bir mutabakat aranması gerektiği konusundaki eleştirileri.

Bu görüş ayrılıkları Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Abdullah Gül ekibini başını çektiği muhaliflerin Erdoğan ile yollarının ayrılmasıyla neticelendi. Kuşku yok ki, AK Parti’den ayrılanların kendi aralarında da anlaşamayıp farklı partilerle yollarına devam etmesi, bir olumsuzluk olarak görülebilir. AK Parti ve Erdoğan’a yönelik eleştirilerinde büyük ölçüde örtüşen isimler, yapılacak muhalefet örgütlenmesi ve yöntem konusunda anlaşamamışlardır.

Yeni Parti arayışları, değişen ve gelişen sosyolojik yapıdaki değişimlerle de doğrudan bağlantılıdır. Zaten yeni siyasal hareketler toplumdaki değişimle örtüşmediklerinde başarılı olmaları mümkün değildir. Hiç kuşku yok ki, değişik siyasal ideolojilere sahip seçmen kitlelerinin zihniyetleri ve öncelikleri de değişiyor. Kuşkusuz seçmenin ana kitlesi muhafazakar dindar kitlelerdir. Bu kitledeki değişim ve dönüşümü iyi izleyip tahlil edenler ve bu değişime anlamı bir karşılık verecek olanlar bir adım öne geçecektir.

Bu arada sadece seçmenlerin zihniyetleri değil, partilerin geleneksel yapıları da çözülüyor. Seçmendeki değişim ve istekle buluşabilen parti ya da partiler öne çıkacak kuşkusuz. Geleneksel din ve dindarlık yeniden tanımlanırken, resmi ideoloji olan Kemalizm’de belirli ölçüde çözülecek ve yeniden tanımlanacak. Yani geleceğin Türkiye’sinde çerçevesini tarihsel geleneğin çizdiği “geleneksel dindarlık” ile çerçevesini “Tek Parti” pratiğinin çizdiği “Radikal Kemalizm” daha az rol oynayacak.

Yeni siyasal aktörler olarak siyaset alanına giren Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, bir süre önce AK Parti’de siyaset yapıyorlardı. Yeni kurdukları partilerin başarılı olmaları, nerede AK Parti’den ayrıldıklarını anlatmak ve bu iddiaya seçmeni ikna etmelerine bağlı olarak değişecektir.

Diğer yandan, yeni partilerin kurulması, hem iktidarın hem de muhalefetin yetersiz olduğu ve çözümün yeni bir arayışta olduğu iddiasına dayanıyor. Dahası hem iktidarın, hem de mevcut haliyle muhalefetin Türkiye’nin sorunlarını çözemeyeceği iddiasını dile getiriyorlar.

Yeni partiler, arılık ve fitne suçlaması ile adalet ve hukuk arayışı arasında yol almak zorunda kalacak olmaları işlerinin zor olduğunu gösteriyor.

Yeni partilerin önemli bir zorluğu da sosyal ve ekonomik zemin ile ilgili. Ak Parti’nin doğduğu zamandaki hem iktidar hem de muhalefetin çöktüğü bir zemin oluşursa yeni partilerin şansı o oranda artacaktır.

Yeni partilerin bir zorluğu da Erdoğan’ın karizması ile mücadele etmek zorunda kalmalarıdır. Bilinen o ki, Erdoğan hala muhafazakar dindar seçmen kitlesi üzerinde etkili görünüyor. Türk toplumunun lider eksenli siyaset anlayışına yatkın olduğunu düşünürsek, yeni kurulan partilerin Erdoğan’ın karizma ile mücadele edecek yeni bir karizma üretmeleri gerekiyor.

Kuşkusuz 2023 veya daha önce yapılacak bir seçimi belirleyecek olan diğer bir faktör de değişecek ittifaklardır. Hangi partinin nerede duracağı, değişecek ittifak denklemleri önemli bir rol oynayacak. Yeni kurulan partilerin muhalefet eksenine mi katılacağı yoksa üçüncü bir yol arayışında mı olacağı önemli olacaktır.

Kuşku yok ki, önümüzdeki süreçte, değişen toplumsal dinamikleri yakalayan parti ya da partiler öne çıkacak. Önemli olan bu değişim talebini kimin ne kadar sağlıklı okuyacağı ile ilgilidir. Bu noktada Türkiye’nin mevcut sorunlarını iyi ve sağlıklı analiz etmek kadar, geleceğe dönük önerileri de belirleyici olacaktır.

Muhalefet yeni kurulan partilerin iktidardan oy koparacağı varsayımıyla mutlu görünüyor. Ancak değişen seçmen profili kendilerinden de beklemedikleri ölçüde yeni partilere kayma olabileceğini riskini de barındırıyor.

Yeni kurulan partilerin, muhafazakar/dindar kitlelerin yoğun olarak bulunduğu SP’ ne yönelmemeleri de ilginç bir nokta olarak karşımızda duruyor. Bu belki de AK Parti’den kopan seçmenin SP’ ne yönelmemesi ile açıklanabilir. Yani, çeşitli itirazlarla AK Parti’den kopan seçmen, Saadet Partisi’ni bir çıkış yolu olarak görmüyor. Bu, kuşku yok ki, Saadet Partili yöneticilerinin üzerinde düşünmesi gereken bir sorundur.

Yeni kurulan siyasal partiler sadece iktidar değil, muhalefet cephesindeki değişimlerle baş etmek zorundadır. Kuşku yok ki, muhalefetin en büyük partisi olan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun AK Parti’ye karşı muhalefetini Kemalizm üzerinden değil de insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti üzerinden sürdürmesi toplumda belli bir karşılık buluyor. Bu durum, AK Parti’ye karşı yapılacak muhalefet Kemalizm üzerinden değil adalet, liyakat ve hukuk devleti ilkeleri üzerinden yapılması gerektiğini gösteriyor. Buradaki asıl sorun Kemal Kılıçdaroğlu’nun olduğu gibi yeni kurulan partilerin inandırıcılık ve samimiyet sorunudur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sağ muhafazakar seçmen üzerindeki başarı ya da başarısızlığı da yeni kurulan partilerin önünde bir sorun alanı olarak durmaktadır.

Türkiye’deki hakim siyasal kütür, Orta Asya otoriter geleneği ile Emeviler ile şekillenen İslam siyaset kültürünün karşımıdır. Şankiti’ye göre, İslam siyasal geleneğinin temelini oluşturan büyük fitne(Cemel-Sıffin) ve onu temel alan siyasal kültür, hala aşılmamış bir sorun alanı olarak devam etmektedir. Bu nedenle ümmetin birliği ideali ve fitne korkusu ile siyasi meşruiyet arasındaki gerilim mutlaka aşılmalıdır. “Ümmetin birliği ile siyasi meşruiyet düalitesinin neticesinde ondan daha büyük ve daha tehlikeli bir düalite ortaya çıkmıştır. O da üstten gelen zulüm ile toplumsal anarşi düalitesidir. Toplumsal anarşi alttan alta siyasi birlikteliği yıkmaya çalışırken, üstten gelen zulüm de aynı toplumsal birlikteliği üstten başlayarak yıkma gayretindeydi. Tarihsel sürecin büyük kısmında Müslüman siyaset teorisyenleri, üstten gelen zulümden daha çok toplumsal anarşiden korkmuşlardır ve bu hep böyle devam etmiştir.”(1)

Sağ/muhafazakar/dindar seçmen, aşağıdan gelen fitne korkusu (FETÖ/ PKK) ve yukarıdan gelen iktidar baskısı arasında, geleneksel anlamda iktidar baskısını güvenlik gerekçesiyle tercih eder. Bu geleneksel İslam siyaset aklının parametrelerine de uygundur. Şankiti’nin tespitiyle, büyük fitneden (Cemel ve Sıffin) Emevi despotizminin güvenliğine sığınan halkın bu davranışı hala etkindir. Özgürlükten çok fitneden korkmak ve fitneye karşı önlem almak, fıkha egemen olmuş baskın bir davranış biçimidir. AK Parti’nin otoriterleşmesi, milliyetçileşmesi ile seçmende beklenen büyük kopuşun yaşanmaması iki büyük fitnenin ( 15 Temmuz ve Hendek) yarattığı endişeye de bağlıdır.

Diğer yandan, siyasal kültürü İslam’ın otoriter yorumu ile Orta Asya kültüründen gelen itaat ve devletin kutsallığı ile şekillenen bir siyasal anlayışla beslenen ve Tek Parti rejimi ile somutlaşan; sivil yönü bir hayli zayıf olan bir anlayışla sahip zihniyet dünyasında eleştirel düşünce ve yeni bir siyasal oluşum gerçekleştirmek bir hayli zordur.

(1) Şankiti, İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/ Büyük Fitneden Arap Baharına, Mana yayınları, çeviri: Muhammet Çelik, s: 541-542

Deva Partisi Gen. Başkanı Ali Babacan ve

Gelecek Partisi Gen. Başkanı Ahmet Davutoğlu



YAZARLAR