Mehmet DEVECİ


Umre Ziyaretimizden Notlar/3

Peygamberimizin elinin, gözlerinin, bedeninin değdiği mağaraya girip dua etmek istiyor. Yolculuk boyunca en çok ihtiyacınız olan sabır, orada da gerekiyor ve sabırla sıranın size gelmesini bekliyorsunuz


SAY

Umre tavafınız bitince uygun bir yerde iki rekât tavaf namazını kılıyor, Kâbe´ye bakarak dua ediyorsunuz. Şimdi sırada Say var. Umrenin tamamlanması için say yapmak için Safa-Merve tepelerinin olduğu yere geçiyorsunuz. Tabi bildiğiniz tepe değil artık orası. Tavaf alanından ayrılınca sağ tarafınızda kalan bir bölüm. Burası Hz. Hacer annemizin küçük İsmail´i için su aradığı yer. Burası kendini Allah´a bırakmış, bırakabilmiş, O´na teslim olmuş Hacer annemizin imtihan alanı. Burası üç günlük dünya hayatının son gününde de olsan çabalaman gerektiğini, bir şeyler yapman gerektiğini anladığın yer. Safa tepesinden Kâbe´ye doğru dönüp, Hacer´ül Esved´in olduğu yere doğru selamlama yaparak başlıyorsunuz say´a. Dört defa gidip, üç defa geleceksiniz Safa- Merve arasında. Dilinizde yine tesbihatlar, dualar? Yeşil ışıklı yere geldiğinizde hafif tempo ile koşmaya başlıyorsunuz. Hacer annemiz öyle yapıyor çünkü. Koşar adım geçiyorsunuz o bölümü. Seyirtmiş orada Hacer annemiz. Evladı susuzluktan ağlarken yerinde duramamış ve koşmuş?

Safa ? Merve arasında yürüyorum. Halime bakıyorum, kendime? Etrafım kalabalık. Herkes kendi derdinde. Mahşer yeri gibi ve herkes kendi derdinde. Başım açık, ayağım yalın? Üzerimde sadece iki parça bez var. Safa´dan Merve´ye gidip geliyorum. Gelip geçiyorum dünya telaşından, istek ve beklentilerden? Bu yollar dünya yolu. İçinde yanlışlar, doğrular, kırılganlıklar ve sevinçler var. Sıkıntı ve dertler var. Hüzün ve neşeler var. Gelip geçen bir ömür var ve üzerimde sadece iki parça bez var? Yüreğim var sonra sol yanımda, onların yükü var? Kimi yükler hafifletirken, kimileri yolumu daha da zorlaştırıyorlar. Hacer annemizi düşünüyorum. Hz. İbrahim´in onu bu çöllerde tek başına bırakışını, onun İbrahim! diye çağırışını, Hz. İbrahim´in dönüp de bakamayışını ve sonra annemizin, bunu sana Rabbin mi emrediyor, deyişini, Babamızın, evet, deyişini ve Hacer annemizin, git öyleyse, Rabbim bizi ortada bırakmaz deyişini? Ne zor bir imtihan Allah´ım? Her adımda Hacer annemizin teslimiyetine, kendini Rabbine adayışına hayran kalıyor ve dudaklarınız kıpır kıpır hep bu adanıştan istiyorsunuz Rabbinizden.

Nasıl bir teslimiyet? Hz. İbrahim´in ateşlere atıldığında gösterdiği teslimiyeti, o kadın haliyle, bir başına ve küçük evladıyla çöl ateşlerine atıldığında gösteriyor? Anlatması kolay tabi... Hele yaşaması? Ve bu teslimiyete, kendine teslim oluşa Rabbimizin verdiği hediyeye bakın. Hayır, zemzemi demiyorum. Şuan yaptığım say, ve az önce yaptığım tavaf, Rabbimizin Hacer annemize bir cevabı, bir hediyesi?. Dünyanın tüm Müslüman erkek ve kadınları bir zenci köle olan, bir kadın olan Hacer´in sünnetini yapıyor. Gittiği adımları takip ediyor. Onu anıp, dualar ediyor. Hani Hz. İbrahim onları bırakıp dua etmişti Rabbine. İşte bugün bizim burada oluşumuz bu duanın kabulü ve cevabı aynı zamanda. Annemizin mezarı şimdi hicri İsmail´in, yani Kabe´nin önünde ve orası da Kabe´nin içi sayılıyor. Oranın da etrafından dönmeniz gerekiyor ve Annemizin etrafından dönülmeyen tavaf, eksik sayılıyor.

Bu nasıl güzel bir ikram, bu nasıl bir onura etmek böyle?

 

Yoruluyorsunuz Say esnasında. Hacer kadar değil ama. Neyi aradınız peki? Bu gidiş gelişlerde neyi aradınız?

Yokunuzu mu? Neyiniz yok peki? Olmayan şeyiniz ne?

Say esnasında özellikle zemzem içmedim. Çünkü Hacer annemiz içmemişti. Onu birazcık olsun anlayabilmek adına, birazcık o günlere gidebilmek adına zemzem içmedim. Say bitince Merve tepesinde duruyor ve dua ediyorsunuz. Diliniz de kurumuş. Yorulmuşsunuz. Ama Hacer kadar değil, hiçbir şeyiniz onun kadar olamaz zaten. Duanızda da bu konuya değiniyorsunuz ellerinizi açıp. Hacer´deki güzelliklerden size de nasip etmesini istiyorsunuz Rabbinizden.

Traş olup ihramdan çıkıyorsunuz. Saçınızdan biraz kesip, vücudunuzdan bir parça olan saçlarınızdan biraz kesip ihramdan çıkıyorsunuz. Acaba nedir bunun anlamı? Kesip attığınız, vücudunuzdan kesip attığınız neyin kefareti? Neden özelikle saç? Kesip daha gür, daha güzel, daha sağlam çıkmasını istediğiniz şey ne? Tüm bunların hepsinin cevabı bizlerde? Yeter ki burada yaptığın hiçbir şeyi öylesine yapma. Anlamlandırmaya çalış. Düşün. İdrak etmeye çalış.

 

DUA

Burası sıfır noktası... Dua durağı. Olma durağı. Varma durağı? Kazanma durağı?

Şah damarınızdan daha yakın olan Allah´ın evindesiniz. Sanki şah damarınızın içinde? Başka zaman namazlarda gözlerinizin önüne Kâbe´yi getirmeye çalışırken burada Kâbe tam karşınızda. Namazlarınızı ona bakarak kılmak anlatılmaz bir duygu? Ezan okunuyor ve karşınıza Kâbe´yi alıp namaza duruyorsunuz. İmam gür sesiyle okuyor: Elhamdulillahi rabbil âlemin? Elleriniz bağlı ve gözleriniz Kâbe´de? Ona bakarken imamın ne dediğini de düşünüyorsunuz: Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah´adır? Bir rüzgâr esiyor ve Kâbe´nin örtüsü kımıldıyor. Tabi ya, kımıldıyor. Canlı çünkü, karşınızda capcanlı? Gözleriniz onun üzerinde geziniyor. Rükuya eğilip tekrar doğrulduğunuzda hemen onu arıyorsunuz yine. Bakışlarınızı ondan ayıramıyor, ayırmak istemiyorsunuz. Yorgunsunuz. Gözleriniz uykusuz. Bedeniniz sizi dinlemiyor. Ama bu görüntüyü bırakıp başka hiçbir şey yapamıyorsunuz. Namaz bitip de otele döndüğünüzde biraz dinlenip tekrar gelmek için acele ediyorsunuz. Uyumanız lazım. Daha canlı, daha güçlü olmak için, ibadetlerinizi daha huşulu yapabilmek için dinlenmeniz lazım. Ama uyuyamıyorsunuz ki! Ama duramıyorsunuz ki. Birkaç saat sonra tekrar gelmek istiyorsunuz. Ama bedeniniz içinizdeki bu isteklere ayak uydurmaya zorlanıyor. Çünkü onu öyle alıştırmışsınız. Tembel alıştırmışsınız. Ama buraların da özelliği burada çıkıyor işte. Hiç yürümediğiniz kadar yürüyebiliyor, uykusuz ve aç kalabiliyor, şimdiye kadar hiç yapamadığınız şeyleri burada yapabiliyorsunuz. Burada hastalar hastalıklarını unutuyor, yaşlılar gençleşiyor Allah´ın bir lütfu olarak.

Her haliniz bir ibadet burada. Oturmanız, uyumanız, tavaf, say, namaz ve dualarınız?

Dua, dua, hep dua? Her yerde yapabildiğiniz, her halinizde yapabildiğiniz ve hep duyulan, işitilen, karşılık verilen ibadetiniz. Sizi muhatap alan bir Rabbiniz var ve bu sizi cesaretlendiriyor. Sevindiriyor. İnancınız artıyor bu müjde karşınızda. Dua hakkınız var ve bu ne güzel bir lütuf. Dua ediyorsunuz. Ümmete, memlekete, sevdiklerinize, dost ve arkadaşlarınıza? Yüreğinizdeki halkayı oldukça geniş çiziyorsunuz. Sizden özellikle dua isteyenlere, hiç istemeyenlere, haberi olan ve olmayanlara?

Tüm kardeşlerinize değiniyorsunuz, istiyorsunuz? Kâbe burası. Ümmetin toplandığı yer. Daireyi ne kadar geniş tutarsanız o kadar güzel. O kalabalık içerisine kendinizi de usulca iliştiriyorsunuz

Tavaf esnasında yaşadığımız bir olay oldu. Çok şaşırdım ve üzüldüm bu olayı görünce. Tekerlekli sandalyedeki birisini tavaf ettiren bir kardeşimiz onunda duyacağı bir sesle dualar ediyordu. Muhtemelen o kişi de tekrar ediyordu duyduğu bu duaları.

Duası şuydu: ?Allah´ım!  ?. cemaat talebelerini kabir azabından ve cehennem ateşinden muhafaza buyur!?
Çok üzüldüm. Yahu burası Kâbe be mübarek! Burası tüm kardeşlerimizin toplandığı, ümmet bilincinin damarlarımıza aşılandığı yer. Bari burada yapma. Sen zaten kardeşlerimize dediğinde onlar da girecek dualarına. Neden daireyi daraltıyorsun ki?

Belki içinden ümmete de istedi, anne ve babasına, kendisine istediklerini tüm Müslüman kardeşlerine de istedi ve en son da benim duyduğum kısmı söyledi.

Bilmiyorum işte. O dua şekli bana tuhaf geldi o mekânda. Yoksa insanın yetişmesinde emeği olan kurum ve oluşumları anmasında bir sakınca yok. Ama ben sadece o kısmı duyunca bana tuhaf geldi. Taassup sahibi olmamak ve dar düşünmemek gerekiyor. ?Biz? olursak kazanır, ?ben? olursak kaybederiz. ?Biz?, ?ben? olursa geriye, ?hiç? kalır.

 

HİRA

Hira Mağarasına çıkmak için gece üç gibi ayaktasınız. Gündüz sıcak ve kalabalık olacağı için bu saat daha uygun. Otobüslerle Nur Dağı´na geliyorsunuz. Hira Mağarası dağın doruklarında. Efendimizin sık sık gelip inzivaya çekildiği, zamanını dua ve tefekkür ile geçirdiği, ilk vahyin indiği yer. Gecenin o saati bile kalabalık. Genç yaşlı, kadın erkek dağın ince yollarına dökülmüş, Efendimizin çıktığı mağaraya gidiyorlar. Yıllar sonra gelmiş ümmeti, Efendisinin yaşadıklarını bir an bile olsun daha yakından hissetmek için zorlu yolarda. Mağaraya giden yollarda dilenciler de uyanık. Türkçeyi öğrenmişler ve size kendi dilinizle istekte bulunuyorlar.  Yarım saate yakın bir süre sonrasında dağın zirvesindesiniz. Kalabalık? Herkes mağaraya girip, Peygamberimizin elinin, gözlerinin, bedeninin değdiği mağaraya girip dua etmek istiyor. Yolculuk boyunca en çok ihtiyacınız olan sabır, orada da gerekiyor ve sabırla sıranın size gelmesini bekliyorsunuz. Sıra size geldiğinde mağaraya giriyor ve ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Hayal gibi? Peygamberimiz işte buraya geliyordu. Hatice annemiz bizim bile zorlanarak çıktığımız bu mağaraya ona azık getiriyor, Efendimizi burada da yalnız bırakmıyordu. Vahiy meleği Cebrail işte buraya, bu dağa, bu göklere, bu mağaraya gelmişti. Peygamberimiz buradaydı? O zamanın cahiliyyesi Efendimizi kim bilir ne kadar sıktı, bunalttı ki buralara kadar gelip inzivaya çekildi? Oku! emri işte bu küçük mağarada geldi. Düşünmek, tefekkür etmek gerekiyor. Mağara deyince bildik mağara görüntüsü gelmesin aklınıza. Eğilerek giriyorsunuz ve çok küçük bir yer. İki büyük kayanın omuz omuza geldiğini düşünün. Giriyorsunuz ve karşısı açık. Efendimiz oradan Kâbe´ye bakarmış. Şimdi görünmüyor tabi. Şimdilerden oradan sadece Kral´ın Kâbe´nin karşısına yaptırdığı saat kulesi görünüyor.

Gecenin bir yarısı ve siz Nur Dağı´ndasınız. Etrafa bakıyoruz. İnsan buraya, bu kadar uzağa, bu dağ başına niye gelir ki? Efendimizin neler hissettiğini birazcık anlamak adına tefekkür ediyorsunuz.  Hatice annemiz geliyor sonra aklınıza. Kâbe´den buraya kadar o da yürüyerek gelir, sevgili eşine azık getirir, merakını giderirmiş. Meleğin Hatice annemizin gelişini Peygamberimize haber verdiği rivayet edilir. Hira? Günümüz insanının da çağın bunaltıcı sorunlarından kaçıp sığınacağı, kendini toparlayacağı bir Hirası olmalı belki de.

İnsanın bir hirası olmalı?

 

MEDİNE

Mekke´deki yoğun koşuşturmanın ardından Medine´desiniz. Medine hicret yurdu. Mekke´deki baskılardan sonra Efendimiz ve yarenlerine kapılarını açan güzel şehir.

Medine demek, Ravzayı Mutahhara demek. Efendimizin metfun olduğu yer? Huzurun, sessizliğin, inzivanın yeri? Mekke Medine arası yaklaşık 6 saat. Altı saatlik otobüs yolculuğundan sonra Medine´ye geldiğinizde ilk işiniz hemen Peygamberimizi ziyaret etmek oluyor. Onu selamlamak, O´na gönderilen selamları iletmek ve ravzasında, eviyle mescid arasında kalan, ?Cennet Bahçesi? olarak nitelendirilen yerde namaz kılmak için hemen yola düşüyorsunuz. Medine´de oteller Ravza´ya yakın olduğu için yürüyerek gidiyorsunuz. Resimlerde gördüğüz o yeşil kubbeli yeri arıyor bakışlarınız. Efendimiz işte o yeşil kubbenin altında. Heyecanlısınız. Efendinizi ziyarete gidiyorsunuz? Onun zamanında yaşamak, zorlu mücadelesinde yanında olmak, O´na ilk inanlar arasında olup gözlerinin içine bakanlar arasında olmak vardı kaderde. Ama size de bu düştü, O´na ümmet olup asırlar sonra ziyaretine gelmek?

Sonra O yeşil kubbe görünüyor uzaktan?

Gözlerinizi ondan almak istemezken ellerinizi önünüzde kavuşturuyorsunuz ister istemez. Efendiniz O, O´nun huzurunda sayılırsınız artık?

Saygı, sevgi ve muhabbet ile bakıyorsunuz yeşil kubbeye. Yüreği yufka olanların gözleri dolu dolu oluyor. Hem Mekke, hem de Medine´de gözleri dolduracak, yaş olup akacak o kadar yer var ki. Umre başlı başına öyle sayılır.

Oralarda çok ağlayın. Elinizden gelmese de, içinizden gelmese de bunun için çabalayın. Gözlerinizin ve yüreğinizin dolusunu buraya geri getirdiğinizde ömrünüze yük oluyor.

Onları oralarda dökün?

 

SON OLARAK

Çok uzadı biliyorum. Bir köşeye çok geldiğini ve istediklerimi de tam olarak anlatamadığımı da biliyorum. Daha Sevr var, Cennetül baki var, Uhud var, Uhud şehitleri var, Kıbleteyn Mescidi var, Hudeybiye var, Arafat var, var da var?

Dediğim gibi, siz yine de beni anlattı kabul etmeyin, ayaküstü birkaç kelime ettik sayın. Zira orası anlatılmaz, yaşanır?

En kısa zamanda siz de yaşayın inşallah.

 



YAZARLAR