Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


Ümit Özdağ, Ulusalcılık ve Göçmen Sorunu

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


Son dönemlerde mülteci sorunu Ümit Özdağ’ın çıkış ve eylemleriyle gündeme oturdu. Bu konudaki uç düşünceleriyle tanınan Özdağ, mülteciler ile ilgili bir etkinlik için geldiği Hatay’a sokulmadı. Aslında Hatay Valisi’nin davranışı Ümit Özdağ’ın çözüm önerisiyle uyumludur. Ümit Özdağ’ın Hatay’a sokulmaması ile ilgili faşizmden şikayetçi olması ilginç bir ironi. Savunduğu düşünce ile karşılaştığını iddia ettiğinde şikayetçi olması gerçekten gülünç.

Ümit Özdağ , göçmenlerin ülkeye sokulmamasını istiyor. Hatay valisi de, onun görüşünü doğru bularak, bir göçmen olan kendisini Hatay’a sokmuyor. Aslına bakılırsa Ümit Özdağ’ın bu duyarlı davranışı dolayısıyla Hatay Valisine teşekkür etmesi gerekir.

Öte yandan mülteci konusu da dahil İslam toplumlarının devasa sorunları var. En önemli sorun da şudur: İslam toplumları sorun çözemiyor ve geçmişi unutmuyor. Unutamadıkları için sürekli geçmişi bugüne taşıyorlar ve geçmişte yaşanan olumsuzluklar üzerinden siyasetleri hep düşmanlık üzerine kurulu oluyor. ” Bizi arkadan vuran Arap ” şeklinde ortaya çıkan ve bu tez üzerinden siyaset üreten Türk milliyetçi tezi de böyledir. Hiç kuşku yok ki, Arap milliyetçileri de Türkler için benzer tezleri kullanıyorlar.

Oysa birinci ve ikinci Dünya Savaşları sırasında nerdeyse bütün Avrupa devletleri birbirleriyle savaşmışlar, ancak bir süre sonra AB gibi bir proje ile yeniden birleşmişlerdir.

Öte yandan İslam toplumları hala milliyetçi bir tarih anlayışıyla çatışmadan ve ötekileştirmeden güç alan bir tarih anlayışından besleniyor.

İşin garip yanı, İstiklal Savaşı’nı verdiğimiz İngiltere, Fransa, Yunanistan gibi ülkelere Arap ülkeleri ve İran’dan daha sempatik bakıyoruz. Kuşkusuz bu tarih algısının çerçevesini din çiziyor. Arap ve İran kurtulmak istediğimiz İslami geçmişi, Avrupa ise ulaşmak istediğimiz ütopyayı temsil ediyor. Bu yüzden milliyetçi refleks Batı’dan çok Arap ve İran’dan nefret eder. Çünkü milliyetçilik ve sağ muhafazakarlığın tarih algısı ötekileştirme üzerine kuruludur.

Özellikle Ümit Özdağ etrafında dönen tartışma seküler ulusalcı milliyetçiliğin adalet kavramından ne kadar uzak olduğunu açıkça gösteriyor.

Karşıdaki dil ve kültür bakımından farklı olan insanı ve ya etnik grubu, kendi sınırları içine çekildiğinde meşru gören insan faşizme yatkındır. Faşizme yatkın insan olaylara hukuk ve adalet penceresinden bakamaz.

Ümit Özdağ: Ulusalcı, milliyetçi, Kemalist, erkek egemen, meydan okuyucu, kabadayı tavırlı, milli çıkarları yücelten ve devleti her şeyin üstüne koyan, bu anlamda hukuk devletini ıskalayan, Kürt sorunu konusunda ayırımcı, babasının izinde, Süleyman Soylu’nun kötü bir kopyası gibi. Meydan okumaları ergenlik çağında bu çocuk gibi davranıyor. Rakibini düelloya davet eden bir seviyesiz üslubu var. Bu üslubun siyasette yer edinmesi ve yaygınlaşması Türkiye’nin sorunlarını daha da derinleştirmektedir.

Türkiye’nin ihtiyacı uzlaşmacı, çoğunlukçu, farklı din, inanç ve kültürlere karşı hoşgörülü bir siyasal anlayışa dayalı demokratik, hukukun üstünlüğü ve adaleti esas alan yönetim modelidir. En acili ise toplumsal sözleşmeye dayalı yeni bir anayasadır. Ümit Özdağ zihinsel yapısı itibarıyla bu parametrelere hiç uygun değildir.

Kuşku yok ki, Müslüman bir zihin mülteci konusuna Ümit Özdağ gibi bakamaz.. Ali Şeriatı’nın deyimiyle Müslümanların dünya görüşü tevhidi bir alt yapıya yaslanır. Bu yapı gereğince bütün insanları eşit görür insanların birliğine inanırlar. Üstünlük takvadadır ve bunun kararını yüce yaratıcı verecektir. İnsanlar arasında kategorik olarak ayırıma gidilemez. Müslümanların ötekileri Yahudiler, Hıristiyanlar, ateistler değildir. Müslümanların ötekileri hangi dine ve ideolojik görüşe sahip olursa olsun zalimlerdir. İnsanlar arasında yerli yabancı ayırımı yapan, göçmenlere sadece göçmen oldukları için karşı çıkan, üstelik kendisi de göçmen olan kişilerin tavırlarını insanlık dışı bulunması gerekir.

Bir etnik grubun dil ve kültürünün ötekinden daha üstün ve iyi olduğunu kabul edilemez. Asil kan ve üstün millet kavramsallaştırmalarına pirim verilemez. Milliyetçilikten faşizme kadar bütün sağ muhafazakar ideolojilere, ateist ve materyalist temelden hareket eden sol ideolojileri, dini istismar eden düşüncelere, evrensel dini ilkeleri sentezleyen( Türk -İslam sentezi, Türk İslam’ı, Arap – İslam’ı gibi) fikirlere mesafeli durmak gerekir. Özellikle milliyetçi sağ ve muhafazakar düşüncelerin dinin semantik yapısını bozarak başkalaştırdıklarına inanıyorum.

Yabancı göçmenlerin ( ki bana göre dini, ırkı, dili ne olursa olsun mazlum olan kimse yabancı değildir) doğurduğu sorunları müzakere etmek gerekir. Ancak yabancı karşıtlığı temel alan etnik milliyetçiliğe asla pirim verilmemelidir. Ne yazık ki, bazı siyasilerin sözcülüğünü yaptığı etnik milliyetçi temelli yaklaşımlar, toplumsa faşizmin önünü açıyor           

Türkiye’nin sorunlarının göçmenlerden kaynaklandığını iddia etmek ve sorunlu bir yaklaşımdır. Asıl sorunumuz hukuk, adalet ve insan hakları sorunudur.

 

Kaynak: farklı Bakış

YAZARLAR