Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necla Arpa GÜLAÇAR


UKDELER

Yazarımız Necla Arpa Gülaçar'ın "yeni" yazısı...


Sevgili Dostum!
Sana mektup yazmayı özlemişim uzun zamandır kalemi elime almamış olmak beyaz sayfalara dokunmamak çok üzücü...
Boş sayfaları yazarak doldurmak benim için büyük bir hazz... Bu davranış biçimi hedonistçe değil,böyle davranmış olsaydım sadece hazz veren anıları yazardım. İfade etmekte zorlanıyorum sayfalara dokunuşum özlem'i ile tutuştuğum sevdiceğime kavuşmak gibi... Özlemimi pragmatistçe uygulayarak içimde birikmiş tüm yaşanmışlıkları kalemi belki de çok yorarak akıtıyorum.

Hazzı bilgisayar tuşlarında bulamayan kalemi ile hemhal olmuş yorgun bir sandığım ben...
Rol biçip giydirdiğim kahramanlarım da yaşamayı arzu ettiğim her şeyi onlara yaşatmak, onların hayatında Pragmatik bir şekilde işlemek istiyorum. Hedonistliği mi ancak bu şekilde tatmin etmeliyim...

Yaşam yolculuğumuzda bize kendimizi değersiz hissettiren insanlar var bize bir eşya gibi davranan hatta bir makine zannedenler... Kahramanımın anlattıklarına geçmeden önce içimde kalan ukdelerden birini paylaşayım senin le...
Bana kendimi değersiz hissettiren insanların yüzüne bir yumruk atmak istiyorum içimde biriken bir haz ile...

Bahar'ın ziyaretinden sonra kendimi yokladım. Meğer benim içimde ne derin ukdeler kalmış...
O anlatırken üzüldüm paramparça oldum... (Selvi Boylum Al Yazmalım Cengiz Aytmatov'un) O muhteşem sözü zihnime çakılıverdi "Sevgi neydi? Sevgi emekti" 1970 yılında yazdığı eser, kullandığı sözler bugün hala en dikkat çekici en düşündürücü sözler...
Sevginin  emek istediğini en iyi anneler, kadınlar bilir.  Burada kadını ve erkeği yarıştırma gibi bir derdim yok... Ama çoğu erkek sevgiye emek harcayacağına kalaslığı tercih ediyor...
Anlamamak için direniyor. Ukdeler, birikmişlikler... "figanım dan kuyu bile inler" demiş: Derviş.

Ne çabuk tüketiyoruz bize emanet edilen her şeyi tükettiğimiz gibi... Duygular bile yemek içmek gibi tüketilir olmuş. Üzerime giydiğim şu gömleği çıkarıp atmak istiyorum yüklendiğim misyon bana ağır geliyor. İnsanın, insana ettiğini duydukça hissettikçe yalnızlığın asalet gömleğini giymek, acı sözlerin olmadığı bir limana sığınmak istiyorum...
Bir dostum "Siyasette dost yoktur" demişti. Haliyle şaşırmıştım ve haliyle belki de içeriğini çok düşünmeden "olsun Allah'tan başka dost yoktur zaten"...
Zamanla anlamış olmak ne pahalı ne ağır bir tecrübe...
İçinizde ukdeler birikir ama siz ukdelere rağmen gülümsersiniz İçinizde birikenleri söyleyemezsiniz... Çünkü söylerseniz kıyametler kopar, kaybedersiniz...
Sahi gerçekten kayıp mı ederiz veya inceldiği yerden kopması gereken pamuk ipliğine bağlı ilişkilerin hepten bitmesi daha mı iyi olurdu...

Hayatın her alanında siyaseten davranışlar var kimsenin eski saflığını korumadığını bilmek ne acı verici... Gözümüzden düşerken birileri acaba bizler kimlerin gözünden düşüyoruz?
Bunu düşünme kabiliyetimiz yok çünkü sevgi emek istediği gibi düşünmek de emek istiyor.
Peşin hükümler, algılar, anlam yüklemeler... Hiçbir çağ, bu çağdaki kadar ikiyüzlü olmadı.
Bir yıl önce rüya gibi bir düğün ile evlenenlerin boşanma salonlarında soluğu almalarının sebebi nedir? tüketilerek bitirilen duygular, paylaşmışlıklar, paylaşılmamış olanlar...
Sahi biz neden bu kadar çok tüketiyoruz? Galiba değer ölçülerimiz değişmiş veya değiştirilmiş, istediğimiz gibi değil istenilen gibi yaşıyoruz.
Bahar'ın bana anlattıkları o kadar yüzeysel ki, içtenliği aradım sözlerinde... Karşılanmamış beklentileri var. Hepimiz gibi veya çoğumuz gibi beklemiş hep... Birilerinin iç sesimizi duymasını isteriz, iç sesimiz feryat ederken,  biz sükunet gömleğini giymişsek gümbür gümbür bağıran seslerin arasında iç sesimizi Yaradan dan başka kim duyabilir ki?

Yaş aldıkça anlıyorsun sunuz cafcaflı ambalajlar içinde size gelen hediyelerin  abartılı sözlerin değersizliğini...
Ukdeler birikiyor İçimizde, özellikle bizi, bize değersiz hissettiren insanların içimizde bıraktığı ukdeler...
  Artık cevap vermeye bile tenezzül etmeyecek kadar yorgunsunuz...
Bahar'ı iyice dinledikten sonra,dedim ki: "Seni neler mutlu ediyor? Sustu Cevap vermedi uzun bir sessizlikten sonra istediğim cevabı alayacağımı bildiğimden devam ettim... Kendini mutlu edecek bir şeyler bul! seni sana değersiz hissettirecek insanlardan bir şey bekleme! onlarla yaşamaya devam etmek zorundaysan da kusursuz bir katil ol! yaptıklarını ve onları unutarak onları ebediyen cezalandır... Sen önemsemezsen, kendine,hayatına değer verirsen onların zamanla değiştiğini göreceksin...
Zaten ne der: (Aytmatov) "insan herşeyi anlatamaz,zaten kelimelerde her şeyi anlatmaya yetmez"  Kelimeler kifayetsiz  kalıyor her arzu -halimizi anlatamıyoruz...
"Sessizliği tercih  ettiğimden beri, başım ağrımıyor artık. Ben susarım tabiat konuşur"
Ukdeler zamansal bir aşıma uğrar. Unutmak en güzel intikamdır...
Nedir değerli olan ve değersiz olan? Zaman mı, mekan mı, zamanın ve mekanın içinde yitip giden insan mı?
Kainatın emrine verildiği insan değersiz olur mu hiç?
Güneş, ay, yıldızlar, gökyüzü, yeryüzü, dağlar, denizler,bitkiler, hayvanlar bunca nimetin emrine verildiği insan değersiz olur mu hiç?
Varsın insan, insana değersizlik algısı empoze etmeye çalışsın, yaşama sevincini söndürmeye çalışsın...
En güzel olan nedir bilir misiniz?
İnsan olduğunuzun farkına verebilmeniz dir.  Yaradanın bizi insan olarak yaratıp şereflendirmesidir  iradeyi verip seçmeyi öğreten odur...
Seçimlerimiz,tercihlerimiz ömür boyu ya mükafatımız olur ya da cezamız... Seçimlerimiz veya bize dayatılmış seçimlerimiz yüzünden içimizde yaralar, ukdeler birikir... İnsan tercihlerinin çocuğudur... Pişmanlıklar zamanı geri getirmiyorsa sabır gömleğini giyip ukdeleri kuyulara üflemeli, denizlere dökmeli, dağlara haykırmalı...
Sonra susmalı ve tabiat konuşmalı... Sevgili Dostum! Tabiatın sesini işitmeyi öğrendiğimden beri Derviş sabrına bürünüp dinliyorum... Bahar'ları ve nicelerini....

 

   

 



YAZARLAR