Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Engin GÜLTEKİN


Türkiye toplumu nereye koşuyor?

Yazarımız Engin Gültekin´in yeni yazısı...


Türkiye toplumu sosyolojik bir incelemeye tabi tutulduğunda insanın tahammül mülkünü yıkan olaylara şahit olmaktayız. İnsanın nerden tutsan elinde kalıyor cinsinden?

Elde kalan nedir? Sorusu da cevaplandırılması gereken başka bir soru.

Evet, elde kalan nedir? Hangi değer ve yargılarımız elimizde kaldı? Hoyratça tüketilen değerlerimiz, tükettikçe yok oluşumuz, köklerimizden uzaklaşmamız, bizi bizden, medeniyet kodlarımızdan, aidiyet duygularımızdan, inancımızdan, uzaklaştıran fiillerdir.

Kendi değerlerimizden uzaklaşırken yeni yaklaşımlar, üretim yöntemleri, farklı değer yargıları, değer bulma çabası bu toplumu nereye götürüyor.

Tükettiklerimiz, aynı zamanda tükenişimiz ise üretilen değerler bizim tükenmişliğimize engel olabilecek mi?

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu ve istiklal harbinin akabinde yönünü batıya çevirmiş ve batılılaşma hareketinin içine girmiştir.

İbn-i Haldun´un toplum ile insan benzerliğinden yola çıkarak şunu diye biliriz ki; toplum yönünü hangi tarafa dönerse o tarafa göre hareket eder, ona göre düşünür ve o tarafa bakar. İslam´ın temel direği olan namazda,  cemaatin günde beş kere Kâbe´ye dönerek prova yapması toplumun yönünü belirlemek içindir.

Peki, ne oldu da genelde İslam toplumları, özelde ise Türkiye, yönünü Kâbe´den, İslam medeniyetinden, Endülüs medeniyetinden, köklerinden, yönünü batıya, batı emperyalizmine, kendine ait olmayan değerlere döndü.

Bu aslında batı medeniyeti ile doğu medeniyeti, İslam medeniyeti ile batı medeniyetinin sosyolojik bir savaşıdır.

Bize ait değerlerle bize ait olmayan değerlerin savaşıdır. Geçmişle geleceğin savaşıdır. Mezopotamya uygarlığı ile Amerikan emperyalizminin savaşıdır.(Emperyalizmin Ortadoğu savaşı bunun örneğidir.)Hak ile batılın savaşıdır.

Kendi değerlerini, değer yargılarını tüketen, tükettikçe tükenen toplumların, batıl bile olsa, kendi değerlerini koruyan, üreten, toplumlar karşısında ilim, kültür, örf ve adetleri noktasında var olma, hayatlarını idame ettirme şansları yoktur.

Türkiye toplumuna baktığımızda; bir ırka ait varoluştan bahsetmiyorum. Aynı toprakta kader birliği eden, aynı bayrak altında, ayni ezanı dinleyen heterojen yapıdan bahsediyorum. Türkiye toplumu tarihsel mirasını hiçbir dönemde olmadığı kadar heba etmekte, değerlerini tüketerek miras yedi bir toplum halini almaktadır.

Türkiye toplumu özüne dönmeli, yönünü yeniden kendi değerlerine çevirmelidir. Batıdan doğuya dönmelidir. İslam´ın kadim medeniyet değerlerine? İslam birliğine? Osmanlının vakıf geleneğine, Selahattin Eyyubi´nin mücadele geleneğine, Fatih Sultan Mehmet´in fetih ruhuna, Mehmet Akif´in İstiklal aşkına, Said´i Nursi´nin Arapça, Türkçe ve Kürtçenin beraber okutulduğu Üniversite hayaline, Süleyman Hilmi Tunahan´ın Kuran okutma aşkına, Necip Fazılın ´´Zaman bendedir, mekân bana emanettir diyen gençlik´´  ve İdeolocya Örgüsüne?

Yönü batıya dönük olanların hayat tasavvurundan oluşan değerler bu topluma yabancıdır. Bu elbise bu bedene uymaz. Uymuyor da zaten, zorlamanın anlamı yoktur. Bu elbise bu bedende patlar, dikiş tutmaz.

Güzel Ülkemin kadim değerlerini bitirmeyin?

Bir örnekle mezkûr durumu somutlaştıralım.

Türkiye´de Milli eğitim millilikten çıkmış, âdete İslam´ın kadim değerlerini, toplumunun örf, adet ve geleneklerini yok eden, üreten değil, öğüten bir sistem haline gelmiştir.

Okulların kapanması dolayısıyla bu günlerde mezuniyet törenleri, rezalet baloları, toplumun nereye koştuğunu, yönünü nereye çevirdiğini, görme açısından ibretle izlenmesi gereken sosyolojik bir tükenmişlik halidir.

Kuran-ı Kerim´de ayet meali olan şu soruyu cevaplandırmamız ve tefekkür etmemiz lazım.

´´Nereye bu gidiş? Nereye gidiyorsunuz?´´

Mezuniyet baloları Üniversiteden lise, ortaokul, ilkokul ve kreşe kadar indi. Kendisi tesettürlü anneler kız çocuklarını süsleyerek o yavruların hayallerini ergenleştiriyorlar, tertemiz olan hayallerini kirletiyorlar. Daha yedi sekiz yaşındaki bir kız çocuğuna 18 yaşındaki bir ergen kız pozları verdiriliyor.

Üniversiteler tam bir rezalet, mahremiyet ayaklar altında, manzarayı Müslüman bir eğitimci olarak tasvir etmeye, anlatmaya, tahammül mülküm yıkılır endişesiyle girmiyorum.

Bu manzaralar batıyı kıble edinme, batıya dönme, batılı gibi düşünme, batının batıl değerleriyle var olma çabasının tezahürleridir.

Toplum nasıl bu hale geldi. Gelin kısa bir tarih yolculuğu yapalım ve tekrar günümüze dönelim. Böylece nereden nereye geldiğimizi, değerlerimizi nasıl tükettiğimizi, bu gidişe bir son vermez, gerekli tedbirler alınmasa nasıl bir toplum yapısına sahip olacağımızı somut olarak görmüş olalım.

Yıl 1932 Türkiye´den dünya güzellik yarışmasına Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği yarışmada Keriman Halis Türkiye Güzeli seçildi. Keriman Halis Türkiye´yi temsilen 31 Temmuz 1932´de Belçika´nın Spa kentinde 28 ülkenin katılımıyla yapılan yarışmada Dünya Güzellik Kraliçesi seçilmişti. Yarışmadan Türkiye´ye dönüşünde Sirkeci Garı´nda büyük bir kalabalık tarafından karşılanan Keriman Halis´e 30 bine yakın kutlama telgrafı gönderilmişti.

Bir not: Türkiye´nin ilk ?Dünya Güzeli? olan Keriman Halis Atatürk tarafından ?Ece? soyadı ile ödüllendiriliyor. Keriman Halis Ece oluyor.(Ece: kraliçe, güzel kadın, güzellik kraliçesi anlamına geliyor.)

Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalışıyor. Jüri salona geçip puan değerlendirmesi yapmak isterken, Başkan kürsüye geçerek şöyle bir konuşma yapıyor:

?Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz?

?Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa´nın, Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 600 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren Osmanlı artık bitmiştir. Onu Avrupa Hıristiyanları bitirmiştir. Elbette Amerika´nın ve Rusya´nın hakkını inkâr edemeyiz. Neticede bu, Hıristiyanlığın zaferidir. Müslüman kadınlarının temsilcisi, Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş bu önemli değil. Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. Avrupa´nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa´da oynanan dansa müdahale eden Kanuni Sultan Süleyman´ın torunu işte mayo ve sütyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik, Müslümanların geleceğinin böyle olması temennisiyle, Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa´nın zaferi için kaldıracağız.?

İlk Türkiye güzeli seçilmesi olayının perde arkasını bu tarihi konuşmayı alıntılamak için yaptım. Tarih dersini seçmeli İnkılap Tarihi dersini zorunlu yapan zihniyet yalan söyleyen tarihle bu gerçekleri örtemeyecektir. Düşmanın şahadeti sizin kim olduğunuzu, nerede olduğunuzu gösterme acısından önemlidir. Batı bugüne kadar hep kaçak güreşti. Tarihte meydana mertçe çıkıp savaşarak elde edemediklerini ikiyüzlülükle, sahtekârlıklarla elde etti. Bugün ise batı, zihinsel bir savaş veriyor, silahla yapamadığını kültür emperyalizmi ile yapıyor.

Sözümün özü zaten arifler içindir, arife tarif gerekmez. Cahillerle işim olmaz, hangi cahille tartışmaya kalkıştımsa ya yenildim ya da cahilin cesareti karşısında susmak zorunda kaldım. Bu korkumdan değil, Müslüman olmamın gereklerindendir.

Osmanlıda şairin birisine Tahir adında birisi ´´köpek´´ diyerek hakaret ediyor. (Köpek Arapçada´´ kelp´´ demektir.)

Şair kendisine köpek diyen Tahir efendiye şöyle karşılık veriyor:

Duydum ki kelp demiş Tahir Efendi bana.

İltifat bu sözde zahirdir.

Maliki mezhebindenim zira

İtikadımca kelp Tahir´dir.

Selam ve dua ile?

 



YAZARLAR