Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


TÜRK SİYASAL KÜLTÜRÜ VE OTORİTERLİK

Yusuf Yavuzyılmaz'ın yeni yazısı;


 

            Türk siyasal anlayışı büyük ölçüde İslam siyasal kültüründen aldığı değerler üzerine inşa edilmiştir. Muaviye'den beri gelen İslam siyaset yorumu ile Orta Asya kökenli Türk kültürü otoriter siyaset geleneği oluşturmuştur. Bu gelenek siyasal kodlarımıza büyük ölçüde sinmiş durumdadır.

İslam siyaset düşüncesinde adalet yerine güvenliği tahkim eden siyasal aklı dönüştürmek gerekir.

1- Zorla biat etmeyi

2- Güvenliği,

3- Otoriterliği,

4- Siyasal katılımı engellemeyi,

5- Muhalif eğilimleri fitne sayıp katletmeyi meşrulaştıran Türk -İslam siyasal aklını, demokratik, katılımcı ve müzakereci bir siyasal anlayışla değiştirip, dönüştürmek gerekir.

            Emevi siyasal yorumu ile Orta Asya siyasal anlayışı otoriterleşmeyi, merkezileşmeyi ve yönetime kayıtsız şartsız itaati temel alır. Bu anlayış her farklı anlayışı “fitne” kültürü üzerinden gayri meşru ilan eder. Oysa bu anlayışı besleyen siyasal zihniyet dünyasını kökten değiştirmek gerekir. Her farklı düşünceyi ihanet ve düşmanlık olarak görmemek gerekir. Bu kendini hakikat yerine koyan bir özcülüğü davet eder. Özcü düşünceler totalitarizme eğilimin en güçlü olduğu düşüncelerdir.

Otoriterleşmeyi temel alan ve fitne kültürünü yaygınlaştıran anlayış, kutuplaştırmayı temel siyasal argüman olarak kullanır. Kutuplaştırıcı, farklılıkları derinleştirici siyasal anlayışlar sorunludur. Demokratik siyasal anlayışlarda çatışma değil, müzakere hedeftir. Muhatabını eleştirirken bile açık bir kapı bırakmak gerekir.

Demokratik müzakereci siyasal anlayış için, Türk siyasal anlayışı ile hesaplaşmak gerekir. Çünkü geleneksel anlayış, muhalefet değil, düşman kavramı üzerinden konumlandırılır. Muhalifleri düşman kategorisine koyduğunuzda, tıpkı Ali Şükrü Bey cinayetinde olduğu gibi, onları ortadan kaldırmayı düşünürsünüz. Kuşkusuz bu negatif siyaset anlayışıdır. Ötekileştirme temelinde ortaya çıkan negatif siyaset yerine, müzakereyi temel alan pozitif bir siyaseti izlemek gerekir.

Siyasal partilerin geçmişteki hatalarıyla yüzleşip, diğer partilerle diyalog kurmaları ve Türkiye'ni sorunlarını çözme uğraşı önemlidir. Bu girişimleri desteklemek gerekir. Çünkü bu tür girişimler kutuplaşma siyasetini önemli ölçüde azaltacaktır. Diyaloğu engellemek için geçmişte söylenen olumsuz sözlere takılmak doğru bir yöntem değildir. Kuşkusuz buradaki temel sorun tarafların birbirine güvenme sorunudur.

Türk siyasal kültürünü, tasavvuf anlayışının beslediği  “Gassal önünde meyyit olmak” tutumu teslim almış durumdadır. Tasavvuf literatüründe şeyhe katıksız teslimiyeti esas alan bu anlayış siyasal kültürü esir almıştır. İslam tarihinde Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tecrübesi bu anlayışın ışığında şekillenmiştir. Modernleşme tarihinde önemli bir dönüşüme işaret eden Cumhuriyet dönemi siyasal anlayışı da büyük ölçüde bu anlayışın etkisi altındadır. Tarihsel süreçte oluşan bu otoriter zihniyet dünyası yönetim biçimleri değişse de etkisini sürdürmüştür.

1950 tarihinde ortaya çıkan demokratik dönüşüm, biçimsel değişimi getirmesine karşın, otoriter zihin yapısını ve siyasal anlayışı dönüştürememiştir. 27 Mayıs’ta başlayıp 15 Temmuz’a kadar süregelen darbe geleneği, aslında “Gassal önünde meyyit olma” geleneğinden beslenen otoriter siyasal anlayışı tahkim etmeye dönüktür.

Demokratik ve müzakereci siyasetin önündeki en önemli etkenlerden biri de otoriterliği besleyen devlet anlayışıdır. Devleti “Tanrının gölgesi” olarak tanımlayan bu anlayış, her türlü hak ve özgürlüğün önünde sınırlandırıcı meşru bir anlayış olarak görülmüştür.

Türk siyasal anlayışını demokratikleştirmek için önemli bir zihinsel dönüşüm gerekmektedir. Zira “Gassal önünde meyyit olmak sadece terör örgütlerinin değil, demokratik yaşamın olmazsa olmazı siyasal partilerin de zihniyet dünyasını domine etmiştir.

Aşağıdan gelen fitnenin yukarıdan gelen baskıya tercih edilmesi İslam siyaset anlayışını domine etmiştir.    İslam siyasal geleneğinin temelini oluşturan büyük fitne ve onu temel alan siyasal kültür, hala aşılmamış bir sorun alanı olarak devam etmektedir. Bu nedenle ümmetin birliği ideali ve fitne korkusu ile siyasi meşruiyet arasındaki gerilim mutlaka aşılmalıdır. “Ümmetin birliği ile siyasi meşruiyet düalitesinin neticesinde ondan daha büyük ve daha tehlikeli bir düalite ortaya çıkmıştır. O da üstten gelen zulüm ile toplumsal anarşi düalitesidir. Toplumsal anarşi alttan alta siyasi birlikteliği yıkmaya çalışırken, üstten gelen zulüm de aynı toplumsal birlikteliği üstten başlayarak yıkma gayretindeydi. Tarihsel sürecin büyük kısmında Müslüman siyaset teorisyenleri, üstten gelen zulümden daha çok toplumsal anarşiden korkmuşlardır ve bu hep böyle devam etmiştir.”(1)

Bu otoriter, baskıcı ve devletçi anlayışa karşı İslam düşüncesinin siyasal anlayışının temeline Hılf’ul Fudul” ile başlayan “Medine Vesikası” ile somutlaşan siyasal değerlerini koymak gerekir. Toplumun tüm taraflarının katıldığı müzakereci siyaset temel alan yeni bir paradigmaya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın mantığını ve yöntemini Medine Vesikası’ında yeterince mevcuttur.

 

  1. Şankiti, İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz/ Büyük Fitneden Arap Baharına, Mana yayınları, çeviri: Muhammet Çelik, s: 541-542

 



YAZARLAR