Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Murat Yiğit


TÜKETİM VE TESLİMİYET

Murat Yiğit'in yeni yazısı


 

İzlediğim bir dizi filminde şöyle bir replik geçiyordu; “gönül bu, kiminle bağ kurduysa ona bağlanıyor, bir başkasını kabul etmiyor.” Bu diyalog aklıma şöyle bir soruyu getirdi; modern zaman insanı, hayatında yer alan tüm duyguları tüketme alışkanlığına sevdalarını da dâhil etti mi?

Ozanın dediği gibi “Lokman hekim gelse yaram azdırır / Yaramı sarmaya yar kendi gelsin”. Bu, sevgilinin yerine bir başkasını koymama, koyamama duygusudur. Derdinin dermanını sadece sevgilide olması yarasına bir başkasının merhem olmayacağına işaret etmektedir. Böyle sevdalara maalesef günümüzde rastlayamıyoruz.

Mehtaba karşı, özlem duyulan sevgilinin hayalini kurmak artık bayağı bir romantizm olarak görülmektedir. Kadim aşk hikâyelerini konu alan sözlü ve yazılı metinlerde, sevdaya dair yazılmış bir şiir edebiyata konu olmaya değer görülürken günümüz modern insanı için bir anlam ifade etmemektedir. Sevgiliye olan hasret, çağın nimeti olarak görülen anlık mesajlaşma, uzak mesafeler için görüntülü görüşme olanağı, sevgiliye özlemi dindirmekte hatta kavuşma arzusunu törpülemektedir.

Günümüzün popüler ilişki biçimi olan “flörtün” yaygınlaşması, sevgili ve sevda duygusunun azalmasına yol açmaktadır. Bu hissin yok olması ise sürekli olarak yeni “aşklara” yelken açma şeklinde ifade edilen duygu ve insan tüketimine sebebiyet vermektedir.

“Kalpten kalbe giden bir yol vardır” deyimi ise artık bir anlam ifade etmiyor. Zira dokunmadan sevda yaşatmanın yok olduğunu görüyoruz. Zevk ve haz ihtirasına düşen yeni zamanın yeni insanları sevdaya dair tüm beklentilerin cinsel bir dürtüden ibaret görmektedir. Günümüz dünyasında hayata dair bütün unsurların kısa zamanda tüketildiği zamanları yaşıyoruz.  

Sevdanın sürekli tüketilmesini, kuşkusuz çağımızın en önemli sorunu olan tüketim alışkanlığının hayatın her alanına yansımasının bir sonucu olarak görebiliriz. Bu anlayış, tüketim alışkanlıklarımızı değiştirdiği gibi hayata dair diğer tüm unsurların da bizde bıraktığı anlamların yozlaşmasına neden olmuştur.

Yeni tüketim alışkanlığımızın sonucu olarak, alınan eşyanın kısa bir zaman sonra yenisiyle değiştirmek akabinde yeniden değiştirmek alışkanlığı, eşya ile artık bir bağ kurulamadığını, insan gibi eşya da tükenmektedir.

Z kuşağı olarak adlandırılan yeni neslin, üretimden ziyade tüketim odaklı olması bu durumun temel nedeni olarak sayılabilir. Genç kuşaklar internet ve sosyal medya gibi yeni iletişim platformları üzerinden istediği kişi ya da nesneye rahatça ulaşabiliyor ve onunla bağ kurabiliyor. Hem de hiç zaman ve emek harcamadan. Lakin emeksiz elde edilenin de bir değeri, kıymeti kalmamış oluyor.  

Sadece eşya ile olan bağ değil, insanlarla olan bağ da gün geçtikçe zayıflamakta. Hatta en ufak bir görüş ayrılığında kişiyle olan münasebetlerini kısa zamanda azaltmakta ya da tamamen yok etme eğilimine gidiliyor.

Bu düşünce yapısının temel nedeni, insan veya duyguları temsil eden düşünce yapısına teslimiyetin anlamını kaybetmesi ve neredeyse yok olması denebilir. Teslimiyetin olmadığı düşünce dünyasında ne duygu ne de eşya “değer” ifade etmediği görülmektedir. Bu şekilde gönlümüzde anlamını yitiren insan ya da eşya sıradanlaşır ve hayatımız için bir önem arz etmez hale geliyor.

Mana âlemini değersizleştirip maddi olana bağlanma duygusuna esir olan insanoğlu iç dünyasında anlamsızlığa mağlup oldu. Bu nedenle hayatımıza giren tüm unsurlara bir mana yükleme hissi kaybolmakta ve değersizleştirmektedir. Doğal olarak bu duygunun kaybolması teslimiyetin ve sadakatin de yok olmasına sebebiyet vermektedir.

 “Tasavvufun sermayesi muhabbet ve teslimiyettir.” denilir.  Manevi terakki, teslimiyette kemale, teslimiyette kemal, muhabbette kemale bağlıdır. Gerçek muhabbet olmadan teslimiyet, teslimiyet olmadan terakki olmaz”. Teslimiyet için muhabbetin önemi de burada görmek mümkündür. Muhabbetin sıradanlaşması duyguların zayıflamasına ve nihayetinde de teslimiyetin önemsiz hale gelmesine sebebiyet vermektedir.

Şeyh mürit ilişkisinde “gassal önünde meyyit” tabiri kullanılır. Bu hal beşerin beşere tam teslimiyetinin herhalde en uç seviyesidir. Bundaki amaç bağlı olduğun fikre mutlak teslimiyetin gerekliliğini ifade etmektedir. İslam akidesin de bir kişiye kayıtsız şartsız teslim olmak sorunlu görülmekle beraber sembolik anlamda veya mecazen kullanılmasının tasavvuf felsefesi içinde yer alması çeşitli tevillerle önemeli bir yer tutmaktadır.

Sevgi ile tabi olma veya teslimiyet bağının zayıflaması günümüzde en çok evlilik ve ailede görülmektedir. Tüketim anlayışı, günümüz karı-koca ilişkisini hatta ebeveyn çocuk bağını derinden etkilemiştir. Ekonomik anlamda kocaya tabii olma diğer boyutları da içine alarak evlilik içi bir konum olarak kendini göstermekteydi. Ancak, tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle, maddenin değersizleşme serüveni manayı da yanına alarak koca kavramını da değersizleştirmiş ve ona tabi olmayı kökten reddetmiştir. Bu da evliliklerde birbirlerine olan teslimiyetin ve muhabbetin azalmasına hatta yok olmasına sebebiyet vermiştir.

Bu nedenle teslimiyet sevgi meselesidir. Günümüzde diğer tüm duygular gibi sevginin de bayağılaşması neticesinde teslimiyetin yok olması, sevgiliye ya da düşünceye olan sevginin, muhabbetin azalmasına hatta değersizleşmesine sebebiyet vermektedir.

 

 

 

 



YAZARLAR