Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Aziz DARICI


TEMSİL VE TESLİMİYET

Yazarımız Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


Dinin sahibi Allah'tır. Hakikat insan varlığı olmadan da değerlidir. Fakat insanın varlığı olmadan anlamlı olmaz. İnsan hakikate şahit olduğu gibi hakikatin hem temsili hem de taşıyıcısı konumundadır. Yaşam; Allah yazalı, onaylı ve  gayeli yaratılış projesidir. Bu aynı zamanda Allah'ın yaratma sanatındaki benzersizliğinin de ifadesidir. Bu proje insan odaklıdır. Bu durumda da insan kainatın kıymetli misafiridir. Hakikatin özünü kendi üzerinde barındıran, hakikati anlamlı kılan, hakikatin hayatla buluşması ve ifadesi olan varlık konumundadır. Kendi konumun farkındalığı veya farkında olmayışı, insanın hayat serüvenini yani kaderini etki edecek boyuttadır. İnsan gayeli olarak yaratılmış ve bu bilinçte ve sorumlulukta imtihan dünyasında varlığını sürdürmektedir.

İnsanın yanlış eğilimleri, yanlış hareketleri Allah'ın ne kendisinden ne de mülkünde bir eksilme yaratır. İnsan ne yapıyorsa ya kendi yararınadır ya da kendi zararınadır. Yani kaderimiz bizim elimizle çizilmektedir. Allah ise onay vermektedir.

İslam dinine tabi olan insandan dini vecibesini yerine getirmesi beklenir. Allah'a iman tam bir teslimiyetin ifadesidir. Eğer inanç bütünlüğü içinde bir sıkıntı yoksa teslimiyetin, temsiliyetle sonuçlanması beklenir. Lakin eğer iman eden kişinin teslimiyetle-temsil arasında bir uyumsuzluk varsa orada bir sıkıntı var demektir. Bu sıkıntılar;

1- Ya teslim olduğu dinde problem vardır,

2- Ya teslim olduğu kendi dini anlayışında problem vardır,

3- Ya kişinin teslimiyetinde sorun vardır,

4- Ya kişinin dini temsilinde sorun vardır.

Birinci sorunun cevabı kesinlikle dinde bir problem olmadığı kanaati hepimizde mevcuttur. Allah haşa yanlış bir dini insanların gündemine sokacak değildir.

İkinci soru ise vahiy-akıl-bilgi odaklı cevaplanması lazımdır. Vahyin kendisinden problem olmadığı fakat inanan insanın vahyi anlamada problem yaşadığı, aklın işlevi olan düşünme faaliyetinin belli kalıpları aşamadığı, dolayısıyla tekrara düştüğü, hikmetin peşinden değil de kendi milli-sınırlı alan içinde hikmet aradığı bilgi anlayışı ve bir yaklaşım tarzı var. "En doğru anlayış" şeklinde tezahür eden  ve sosyolojik olarak ifadesi bulunan bu anlayış; mezhepsel-hizipsel-cemaatsel olarak hakikatin birer ifadesi şeklinde değil de ötekileştirici bir dil ve üslupla hakikatin merkezinde olduğunu iddia eden bir anlayışı doğurmaktadır. Dinin yegane temsilcisi olduğunu kendi dini anlayış üzerinden vermektedir. Eğer bu tespit doğru ise İslam coğrafyanın bütün olumsuz faturasını bu anlayışa havale edilmesi gerekmektedir. Bu anlayışında bu hesabı kabul etmesi ve kapatması gerekir.

Üçüncü sorunun cevabı ise eğer kişi samimi bir şekilde iman etmişse, örneğin kıldığı namazın kişiyi kötülüklerden arındırması gerekmektedir. Helal ve haramları özümsemişse, kul hakkına girmemesi beklenir. Hesaba ve kitaba olan inancı onu insanlara yaptığı zulmü-haksızlığı önlemelidir. Velhasıl kalbinde yaşattığı, aklında önemsediği değerlerin hayattaki pratiğinde dört dörtlük olmasa da inandığı değerlerde temsil sorununun olmaması beklenir.

Dördüncü sorunun cevabı ise üçüncü sorunun cevabında saklıdır. İmanı kendisine yön veren bir insanın; dini temsilde bir sorunu olmaması gerekir. Dini yüceltme, dinin gayesine ulaşma, insanlığın dertlerine çözüm gibi toplumsal meselelerde gücü oranında yaptığı şeylerde başarı sağlamayabilir. Örneğin adaleti dünyaya hakim kılamayabilir, tüm insanlara imanı taşımayabilir. Birçok peygamberin mücadele örneğinde olduğu gibi bu durum; kişinin dine teslimiyetle ve dini temsiliyet sorunu yaşadığı anlamı doğurmaz.

Lakin günümüzde her iki sorun şuanda genel anlamda İslam coğrafyasının belini bükmüştür. Müslümanlar  dine teslimiyetle ve dini temsiliyet sorununu birlikte yaşamaktadırlar. Fert olarak belli kişilerde, belli ortamlara aşılmış olsa da genel anlamda Müslüman toplumlarda dine teslimiyetle ve dini temsiliyet noktasında büyük sıkıntı yaşanmaktadır.

Kötülük sadece Batı toplumların merkezinde değildir. İslam coğrafyasının merkezlerinde de hayat bulmaktadır. Zulüm, adaletsizlik, ahlaksızlık vb. kötülükler; inandığını söyleyen kişilerin kimlikleriyle geleceğe taşınmaktadır. Kapitalizm ruhu, modernitenin yaşam biçimi inandığını söyleyen insanların yaşamlarında çok cazip hale getirilmektedir. İktidar ve yönetimleri kutsallık anlayışıyla, yerel ve milli olmanın hikmetiyle, ülke menfaati hesabıyla  insanlarını terbiye etmektedirler.

İki önemli açmazımız var. Biri Müslümanların yeniden bir medeniyet inşa etme hayalinin getirdiği baskı, ikincisi Müslümanların dine teslimiyetle ve dini temsiliyet sorunudur. Günümüzdeki Müslüman aklı, ilk önce güçlü bir medeniyet kurarak dine olan teslimiyetle ve dindeki temsiliyet sorununu halledecekleri noktasında bilinçaltı bir anlayışı sergilemektedirler. İslami kesimin hareket tarlarına baktığımızda yada Batı toplumuna karşı ufakta olsa kazandığımız zaferlerde yaşadığımız sevinç bunun göstergesidir. Bu sevinçlerde harama uzanan ellerle, dilde Allah'a şükürler olsun sözleri beraber aynı karede bulunabilmektedir.

Yeni bir medeniyet hayali hem sancılı hem de uzun süreli bir arayışın, emeğin, fedakarlığın ürünü olan bir süreci ifade etmektedir. Oysa Müslümanların dine olan teslimiyetle ve dindeki temsiliyet sorununu halletmeden buna ulaşması mümkün görünmemektedir. Hak-hukuk-adalet çizgisinde gitmeyen bir yürüyüşün Allah onaylı olması söz konusu değildir.

Müslümanların toplumsal ilerleyişi Allah'la olan bağında saklıdır. Allah'a kulluk çerçevesinde Müslümanların dine olan teslimiyeti ve dindeki temsiliyet sorununu hallettiklerinde konuşacağımız az şey, yapacağımız çok şey olacaktır. Ama dürüst ve ahlaklı olmak için çokta fazla zamana ihtiyaç yoktur. Allah'a yapılmış samimi bir yöneliş ve asil bir tövbe  hepimize yeter. Vesselam.

 



YAZARLAR