Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Beşir İSLAMOĞLU


TELKİN ÖLÜYE DEĞİL, DİRİYE YAPILIR

Beşir İSLAMOĞLU'nun Yazısı;


 

Geçen gün bir yakınımızın vefatı dolayısıyla bir cenaze defininde bulundum. Cenaze defnedildikten sonra İmam Efendi cebinden dua kitapçığını çıkardı ve ölüye şöyle seslendi:

Ey …..  kadın (beni iyi dinle!) Önce şehadet kelimesini söyle! Şüphesiz cennet haktır, cehennem haktır, ölüm ve tekrar diriliş haktır. 

Birazdan sorgu melekleri olan Münker ve Nekir gelip, Rabbin kimdir, Nebin kimdir, dinin nedir, İmamın kimdir, kıblen neresidir diye sana soracaklar. 

De ki: Rabbim Allah’tır. Dinim İslam’dır. Nebim Muhammed as’dır. İmamım Kur’an’dır. Kıblem Kabe’dir. Müminler kardeştir. Unutmayasın!

Tabi ki ilk defa karşılaştığım bir durum değildi. Hemen her cenaze defni sonrasında bu telkine (ölü uyarmasına) şahit olmaktayız. Biraz düşündüm; ne zamana kadar samimiyetsizliğe, “mış gibi” yapmaya, “aldatmaya” devam edeceğiz? Ne zaman “kendimiz” olacağız?

Allah için, hakikat için soralım: Niye faydasına inanmadığımız bir amelde bulunursunuz? Şimdi o telkini/hatırlatmayı yapan imam, bilmez mi ki ölüler duymazlar! Adı gibi bilir ki ölüler asla duymazlar; zira o İmam, “(Ey Resul!) Sen ölülere asla duyuramazsın” (Neml 80) ve yine “sen kabirdekilere işittiremezsin” (Fatır 22) ayetlerini yüzlerce defa okumasına rağmen, “atalarımız böyle yaptı” inancından hareketle batıl olan bir geleneği devam ettirmektedir.

Bir DİB eski başkanı “telkin, ölüye kopya vermektir” demişti. Esasında bu uygulama kopya da sayılmaz; çünkü kopya ancak kişinin anladığı bir dilde olur. İmam telkini Türkçe değil, Arapça okudu. Zavallı ölü Arapçayı nereden bilsin. Zaten imam da ölünün duymadığını adı gibi bildiği için tercüme etmedi.

Bazı kimseler; “ bu telkinleri, elbette ölüler işitmez; ancak defin esnasında hazır olanlara bir hatırlatma, bir uyarı olur” şeklinde düşünebilirler. Yani “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” varsayımı şeklinde değerlendirebilirler; ancak bu düşünce de faydasız ve anlamsızdır; zira oturup dinleyenler de imamın ne söylediğini bilmemektedirler. 

Bütün ulema, Nebi as’ın asla böyle bir uygulamada bulunmadığı hususunda ittifak halinde olmasına rağmen, “belki ölüye faydası olur” inancından hareketle bu anlamsız uygulamayı sürdürmektedirler. Nasretin Hoca’nın hesabı gibi; “ya tutarsa…” 

Maalesef, Kur’an bize ölüm ve ötesi bir hayat hakkında ayrıntılı bilgi verdiği halde, din hizmeti sunanların çoğu bu Kur’ani bilgileri önemsemeden dine ilave yapmaktadırlar. 

Kur’an, “herkes bu dünyada kazandığına baksın, ne kazanmış ise onu görecektir” dediği halde -torpil ve adam kayırma alışkanlığından olsa gerek- adam öldüğü ve artık hiçbir şey duymaz olduğu halde, ona bir tür anlamsız kopya vermeye devam edilmektedir. 

Herkes bilsin ki telkin (ikaz, tebliğ) ölülere değil, dirilere (duyanlara) yapılır. “Sen kabirdekilere işittiremezsin” demek, aynı zamanda bir deyimdir. “Taştan ses çıktı, senden çıkmadı” gibi. Örnekler mutlak olan üzerinden verilir. Taştan asla ses çıkmaz. Kur’an’da kabirdekiler örnek veriliyorsa, demek ki mutlak olarak onlar duymazlar. 

Öyle ise gelin dinde samimi davranalım. Dine böyle komik ilaveler yaparak dini oyun eğlenceye dönüştürmeyelim. Resulün yolundan ve hakikatlerden uzaklaşmayalım.

Telkin ve tebliği yaşayan insanlara yapalım. Ölülerimize sadece –Resulullah as’ın yaptığı gibi- Allah’tan rahmet ve hayır dileyelim. Aksi takdirde hem dine karşı, hem de din hizmeti sunan görevlilere karşı tam bir güvensizlik ortaya çıkar ki bunun vebali ağır olacaktır.  

Kur’an’ın ve onun uygulayıcısı olan Resul’ün önderliğinde yürüyenlere selam olsun…

Selam ve muhabbetlerimle…

 



YAZARLAR