Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Mehmet AKTAŞ


Tekke mamur, dervişler harap...

Mehmet Aktaş'ın Yazısı;


Tekke mamur, dervişler harap...

Fıkra, makale ve denemelerin giriş bölümleri genellikle bizim Kırkpınar pehlivanlarının güreşe başlamadan önce er meydanında çektikleri peşreve benzer. O bölüm girizgâhtır; burada olduğu gibi okuyana zevk vermez. Okunsa da hoş, okunmasa da.

Kafa ütüleyen janjanlı birkaç kelimenin dışında gelişme bölümlerinde de pek fazla bir şey bulunmaz. Çok dikkatli okuyucular ancak dişe dokunur bir iki kırıntı bulabilir. Çocukluğumda ailecek gittiğimiz komşu gezmelerinin birinde başımı anamın dizine koyup uykulu gözlerle dinlediğim basit bir köylü hikayesiyle bu bölümün torbasını duvara asalım:

Ambara dalan öküz kafasını arpa küpüne sokmuş çıkaramıyor. Konu komşu uzak yakın bütün köylü toplanmış çare arıyor. Aslında çözüm belli, küpü kırıp öküzün kafasını badireden kurtarmak. Fakat o devirlerde küp kıymetli meta, mal sahibi buna yanaşmıyor. 'Bu kafa bu küpe nasıl girdiyse o şekilde çıkması gekekir' deyip diretiyor. Adam haklı; bu engeli aşmanın bir yolu, zor ya da kolay bir çözümü olmalı.

Burnu tezek kokusuna aşina olanlar bilir; her köyün iş bilen bir adamı, mutlaka bir akıldanesi vardır. Çocuklardan birini gönderip adamı çağırtıyorlar. Elleri kıçının üstünde gelen köyün akıllısı ambarda bir iki tur attıktan sonra 'Çabuk bir bıçak getirin' diyor, koşarak bıçağı getiriyorlar. 'Kesin öküzün başını' diyor, kesiyorlar. 'Şimdi de kırın küpü' diyor.

Akıl dediğin budur. Yeter ki sen adamını bul.

Sıra geldi fasl-ı dilâraya. Usta yazarlar vermek istedikleri mesajı son bölüme saklar. Asıl vurguyu o bölümde yaparlar. Genelde okuyucu baş tarafta okuduklarının çoğunu unutur; kafasında kalanlar son satırlardır. Hatırı kalmasın, bir taşımlık da bu bölüm için laflayalım:

Kaymakam Bey muhtemel kurt saldırılarına karşı eşeklerin üç ay süreyle meraya salınmasını yasaklar. Oduncu taifesi bu karardan pek hoşnut olmasa da emir büyük yerden geldiği için mecburen yasaklara uymak zorundadır. Yeşilçam filmlerindeki gibi hikayenin sonu zaten belli; orasını burasını çekiştirip lafı uzatmaya gerek yok. Teamüllere uygun şekilde noktayı koyayabiliriz:

Kaymakamın ahırında saman bol, oduncunun eşeği nalları dikmiş kimin umurunda. Tekke mamur, dervişler harap... Hû mevlâm hû!.. Bu menzil uzağa benzer, kurulmuş tuzağa benzer. Hû mevlâm hû!.. Sen özünü Hakk'a bağla, kulda vefa yoğa benzer. Hû mevlâm hû!..


 



YAZARLAR