Muhittin BAĞCI


TEKİLLEŞME AKIMI

Tekilleşerek çoğullaşma insanlık tarihi boyunca farklı versiyonlarla vuku bulan bir akımdır.


“Tekilleşme, bireyselleşme, aynılaşma

Çoğullaşma, topluluksallaşma, sürüleşme

Aynılaşma = Sürüleşme…” 

Bu önermenin vuku bulması insanoğlu için en tehlikelisidir. Çünkü bu durumda akıl iptal edilmiştir. Muhakeme bitmiştir. İnanç tekelleşmiş, ibadetler, dualar mekanikleşmiştir. Artık aşk despotluk, sevgi kandırmaca için vardır. Tarih ibret almak için okunmaz, kendi lehine tekerrür ettirmek için okunur. Yardımlar ve infaklar, köleleştirme ve sömürme aracı, destekler kitlesel güç gösterisine dönüşmüştür. Adalet göreceli, onur ve karakter ökçelerle, akçelerle ölçülür olur. Bütün bunlar, bilinçli veya bilinçsiz, insanların öncelikli amacının şahsi ve nefsi isteklerini her halükarda gerçekleştirme isteğine ve her nasıl olursa olsun dünyada kazanma arzusuna yönelik bir yol seçtiğine ve seçilen bu yolun varacağı noktaya işaret eder. Öncelikli amaç matematiksel olarak üstün olmak, hep kazanmak, hemen kazanmak, her halükarda kazanmak, dünya da kazanmak olunca ve hayat bu amaca göre dizayn edilince; temelde birbirine zıt olan iki kavramın; tekilleşmenin ve çoğullaşmanın varacağı sonuç yaşamsal olarak aynileşme ve sürüleşmedir. Hayat serüvenini, birbirine zıt bu iki kavrama sıkıştıran sığ zihniyetin kurguladığı ve uyguladığı düzlemden görmek ve öyle kabul etmek, hepten hiç olmaktır.

Tekilleşme, tekil olma durumunun yaygınlaşması ve nesnel düzeyde kalma, eksilerek değişme, “ben”in öne çıkması ve hayatın “ben”ler olarak sürmesidir. Tekilleşme, bireyselleşmenin kibre bürünmüş şeklidir. Çoğunlukla makamsal ve parasal bakımdan ortanın üzerinde olan insanlarda öne çıkmakta, yapısı gereği bireyselleşme kavramı kadar geniş kitlelere yayılmamakta ve genellikle sayıca daha az zümrenin bünyesinde konaklamaktadır. Kendi içsel âleminde kendini seçilmiş sanan belli bir zümrenin nefsine taalluk eden tekilleşme hali, aslında yaşanması güç bir haldir. Çünkü çoğunlukla geri dönüşü yoktur. Yalnızlığı çoktur. Yaşamın en ücra köşesinde kalmanın, yaşamın en geniş ortamından kopuk ve bihaber oluşun kendisidir, tekilleşme. Her ne kadar yaşamın her yerinde fiziki olarak varmış gibi görünse de her zaman ücra köşede ve yapayalnızdır. Gözlerin ve gönüllerin ona yüklediği anlamlarla güçlü ve ulaşılmaz görünmesi aldatmacadan başka bir şey değildir.

Bireyselleşmenin yakın akrabası olan tekilleşmenin olaylar karşısındaki tutumu bireyselliğe göre daha radikal ve daha bencilcedir. Bireyselleşmeye nazaran daha onarılmaz tahribatlara yol açtığı, kitleleri etkileme, baskılama bilinci ve davranışıyla hareket ettiği için daha günahkardır. Kitlelerin yolunun üstüne oturmakta ve onları çok yönlü olarak, tek yöne kanalize etmektedir. Bireyselleşme gibi, hesabı bireylerle sınırlı değildir. Ama bireyselleşme de her zaman gündemindedir. Bu yönüyle bireyselleşme tekilleşmenin giriş basamağı sayılır. Aslında her insanın içinde tekilleşme vardır. Tıpkı bireyselleşmenin, çoğullaşmanın ve toplumsallaşmanın her insanın içinde bir potansiyel olarak var olduğu gibi. Ancak Tekilleşme, bireyselleşmeyi de, çoğullaşmayı da, toplumsallaşmayı da kendi hesabına, kibirle yönetmektedir. Tekilleşen bazen bir zümre, bazen bir insan, bazen bir anlayış olabilir. 

Tekilleşmenin musallat odluğu kişi, zümre veya anlayış bundan kimseyi sorumlu tutamaz, tutmamalıdır. Çünkü musallatlık kendinin izniyle gerçekleşmektedir.

Belli bir rahatlığı varmış gibi görünse de bedeli daha ağırcadır. Gücün verdiği özgüvenle daha özgür ve daha müreffeh bir hayat sürdüğünü zannetse de, bu sadece günlük hayatta yalnızlaşmanın özgürlük zannedilmesinden başka bir şey değildir.

Tekilleşme, çoğullaşmaya muhtaçtır. Kendisinin tekil kalabilmesi için geriye kalanın çoğullar olarak ayrılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde varlığını ve işlevini sürdürebilir.  

Kitlelerin yolunun üstüne oturan tekilleşmiş kişiler, zümreler veya anlayışlar bireysellik üzerinden çoğullaştırma ve toplumsallaştırma yaparak, aynileştirme ve sonuçta da sürüleştirme işlemini gerçekleştirmektedirler. Böylece tekilliğini rahat yaşayabilecek, yönetmede ve yönlendirmede zahmet çekmeyecektir. Bu durumda farklılıklar hoş karşılanmayacak, düşünsel yapı, birlik, beraberlik, gelenek, davranış, fikir ve eğitim gibi hayatı canlandıran ve anlamlandıran unsurlar aynılaştırma üzerine kurgulanacak, tekilleşmiş bireyler çoğalacak, çoğullaşacak ve kitlesel bir sürüleşme yaşanacaktır. Düşünmenin, sevginin, acının, tatlının, üretmenin, sahip olmanın, özgür olmanın, kısacası insan olmanın, hayatın ve ölümün anlamının ve varlığının manasızlaşmasına kadar giden bir süreci berberinde getirecektir. Bu süreç kimliksizleşme veya kimliksizleştirme süreci değil, kişi veya kitlelerin özünden kopartılarak ve tüm değerleri yozlaştırılarak, istediği kimliği, istediği anlamı yeniden formatlama serüvenidir. Bu serüvenle birlikte eğitim, adalet, sanat, müzik, duygular, düşünceler, sevinçler, üzüntüler, övgüler, sövgüler, ticaret, irade, aile gibi tüm hayati unsurlar tekilleşir ve tehlike başlar.

Bu serüvende insanların kendilerine ait talepleri, beklentileri, seçenekleri, geleceğe ait umutları olmaz, kendilerini gerçekleştirmek için mevcut olan potansiyel orda öylece durur. Sadece var olan düzenin devam etmesi için çarkın dişleri arasında eriyen, kendisini o çarkın dönmesi için feda eden, o çarkın dönmesini sağlayacak kadar yağlanan ve semizleştirilen insanlar ortaya çıkar.

Kendi içlerinde bir sürü anlamsız ve aptalca istekler, alışkanlıklar ve saçma sapan kuruntularla yaşayan; özgürlüğü, gereksinimlerini çoğaltmak ve onları hızla doyurmak olarak algılayan, tekilleşerek çoğullaşmış zümreler kendi doğallıklarını da çarpıtmış olurlar.

Sonuçta bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, tekilleşerek çoğullaşma tek tipliği, ulusların bünyesinde kemikleşir. Ulusal tek tiplilik, evrensel tek tiplilikle buluşur ve onun bir azası olur. Özgürlüğün, Özgünlüğün, değerlerin ve inançların varlığı siluetten öteye geçemez. Bu kavramların varlığı günlük hayatta kaybolur, tarih sayfalarında kalır ve bu kavramlar için mücadele etmiş insanlar, romanlarda, hikayelerde, anlatılarda birkaç cümle kadar, törenlerde bir iki fasıllık alkış kadar yer tutar. 

Çocuklar ve gençler bir araya getirilir, ezberler yaptırılır, tarihteki mücadele hikayeleri anlatılır, örnekler tanıtılır, fikirler nakaratlanır böylece inançlar aşılatılır ama tutmaz, uygulamada karşılık bulmaz, hepsi törenlik paylaşımlar olarak orada kalır. Çünkü tekilleşmiş zihniyetin ona gösterdiği hedef, bütün zihnini ve yaşamını işgal etmiştir. Çünkü kazanım olarak sunulan; eğlendiren, övülen, yüceltilen, her koşulda göklere çıkarılan, tekilleşmiş zihniyetin beyinlere işlediği kazanımlardır. Gerisi önemsenmez, aşağılanır, küçümsenir. Bu nedenle de yaşanması gereken asıl ve asil değerler orada, kapıların ardında, salonlarda, sosyal paylaşım sayfalarında kalır. Sokağa çıkmaz, okula ulaşmaz, topluma karışmaz, aileyle buluşmaz, alışverişte yoktur, eş dost arkadaş ilişkilerinde birkaç adım geriden gelir.

Orta ve ileri yaşların, tekilleşmiş zamanlarından arta kalan kısımlarında ise, insanı insan yapan tüm değerler, anılar olarak, nasihat olarak, serzeniş olarak yankılanır.

Tüm işlerin içine dünyasal nesnelerin mülkiyeti girince ve bu mülkiyetin ana fikrini tekilleşmiş zihniyet veya zümre şekillendirince, adalet bile ona göre yorumlanır. Çünkü zekâ, bilim, yargı, yorum, zevk, eğlence hepsi onun emrindedir.

Tekilleşerek çoğullaşma insanlık tarihi boyunca farklı versiyonlarla vuku bulan bir akımdır. Bu akım, zamanın herhangi bir diliminde harekete geçtiğinde, inanç ve değerlerden söz ederek cazibe dağıtsa da aslında insanlara sunduğu, kısa vade de kolay elde edilebilecek umuttur onu cazip kılan.

Kısa vadeli de olsa, kolay elde edilebilir de olsa, insanlar tek başlarına ümit ettiklerini her zaman gerçekleştiremezler. Umutlarına ulaşmak için kahir bir kuvvete ihtiyaç duyarlar. İşte bu ihtiyaçtan doğan güç kimin ya da kimlerin elindeyse ona bel bağlanır, ondan ümit edilir. Çünkü gerçek varlığından ve karakterinden soyutlanmış umudu, güç sahipleri yönlendirir. Bu durumda da slogan; kimi zaman uyumlu yenilik olur, kimi zaman mecburi uyumluluk olur veya en kutsal hedefler olur. Teknoloji harikaları, ticaret, pazarlama, kazanma, hep büyüme ve ilerleme aşkı ve beklentisiyle ile daha büyülü, daha cazip hale gelen, getirilen umutlar, farkındalığın terkine rağmen çoğullaşmanın dayanılmaz tatlılığıyla efsunlanan, küresel tekelleşmenin psikolojik güvencesini öne sürerek öne geçen tekilleşme, bu serüvenin devamında büyük bedellerin ödeneceğini unutturur. Bu anlamdaki gücü elde tutan kişilerin, zümrelerin veya anlayışların tarihine baktığımızda anlattığımız manadaki tekilleşme daha net görülecektir.   

Tüm bu anlatılanlarda temel faktör insanın kendisidir. Tekilleşende insan, tekilleştirmeye uyum gösterende insandır. Tüm dünyayı güçlülerin gerçeğine dönüştüren bu mekanizmayı doğrultmak için, yine insanın bizzat kendisi bu mekanizmayı hakikatle temas ettirmelidir. Çünkü ancak hakikat hakikatle uyandırılır. Öncelikle her insan tek tek ve sonrada da kitleler halinde içinde saklı potansiyeli, yaşamın ulvi gerçeğine ve geleceğine umutla salmalıdır. İnsanlar bu umut salınımıyla aralarındaki hesapları temizlerken adaletsizlik, haksızlık, tekilleşme ve sürüleşme şeklindeki çoğullaşma kendiliğinden ortadan kaybolur.

Kaynak: Özgün İrade Dergisi 2019 Ekim Sayısı

 

 



YAZARLAR