Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Prof. Dr. Bilal SAMBUR


Tarikat ve taciz

Yazarımız Bilal SAMBUR'UN "KONUYA DAİR" ANALİZİ...


Tarikatlar, kendilerine ait dini ritüelleri ve kuralları uygulamak üzere dizayn edilen sosyal yapılardır. Tarikatlar, bir güç hiyerarşisine dayanmaktadırlar. Şeyh denilen kişiler, tarikatın başında olan kişiler olup, onların takipçilerine mürit denilmektedir. Şeyh konumunda olan kişi, dini bir otorite olmasının yanında sosyal, siyasal ve ekonomik güç olma pozisyonunu da temsil etmektedir. Şeyhler, müritlerinin bütün varlıklarına hükmedebilen güce sahiptirler. İradesini tamamen şeyhe teslim eden müritler, yüzde 100 bir şekilde şeyhlere itaat etme ve onları sorgulamama mecburiyetindedirler. Müritten beklenen, gassalın elindeki ölü gibi mutlak bir şekilde şeyhe teslim olmasıdır. Müridin değeri, şeyhe gösterdiği teslimiyet derecesiyle değerlendirilmektedir.

Şeyhlerin ve onların çevresindekiler, tarikat yapılanması için büyük bir güç ve nüfuz sahibidirler. Lord Acton’un dediği gibi güç, yozlaştırmakta, mutlak güç, mutlak şekilde yozlaştırmaktadır. Şeyhlerin sahip olduğu mutlak güç, tarikat liderlerinin ve yöneticilerinin yozlaşmalarına neden olmaktadır. Tarikat liderleri, müritleri üzerinde sahip oldukları mutlak hakimiyeti kendileri için ekonomik, sosyal, siyasal, ticari ve cinsel zevkler ve çıkarlar elde etmek için kullanmaktadırlar.

Tarikatlar, şeffaf ve kontrol edilebilir kurumlar değildirler. Şeyh ve müritleri arasında ne olup bittiğini hiç kimse bilmemektedir. Şeyhler ve müritler arasında bir eşitlik ilişkisi olmadığı gibi, akla, sorgulamaya ve iletişime dayalı sağlıklı bir diyalog da bulunmamaktadır. Şeyh-mürit ilişkisi, tek taraflı bir monolog ilişkisidir. Şeyh, her açıdan aktif pozisyonda iken, mürit ise tamamen pasif durumdadır. Pasif durumunda olan mürit, şeyhten gelen her türlü talimatı uygulamakla yükümlüdür. Tarikatların şeffaf olmayışı, insan ilişkilerinin açık şekilde cereyan etmeyişi ve tarikatların iç işlerini kontrol eden mekanizmaların olmayışı, tarikat içinde cinsel, ekonomik ve sosyal nitelikte birçok çürümüş ve kokuşmuş işlerin yapılmasına neden olmaktadır. Bütün insani kurumlar gibi tarikatlar da, kokuşabilmekte, yozlaşabilmekte ve çürüyebilmektedir.

Tarikatlar, taciz, cinsellik ve kadın etrafında dönen skandallarla gündeme gelmektedirler. Uşşaki tarikatı şeyhi olan Fatih Nurullah isimli şahıs, müritlerinden birinin 12 yaşındaki kız çocuğuna tacizde bulunmuştur. Aklın, bilginin, iletişimin ve eşitliğin olmadığı tarikat yapılarında çarpık cinsel ilişkilerin, tacizlerin ve tecavüzlerin olması kaçınılmazdır. Cinsel tacizler, tecavüzler ve çarpıklıklar, tarikatların karanlık ve kirli tarafını oluşturmaktadır. Taciz, tecavüz ve çarpık ilişkilere karşı tarikatların kendi karanlık taraflarıyla kamuoyu önünde yüzleşmesi gerekmektedir. Tarikatlar, şimdiye kadar kendi içlerindeki skandalları, kol kırılır, yen içinde kalır anlayışıyla örtmeyi, karartmayı ve karanlıkta bırakmayı başarmış olabilirler. İletişim imkanlarının çoğaldığı günümüz şartlarında tarikatlardaki bütün ilişkiler ve işler, herkesin gözü önünde açık bir şekilde gerçekleşmek zorundadır. Kapalı yapılar olan tarikatların içindeki tecavüz ve taciz skandalları ifşa olduğunda, toplum bu skandallar karşısında şok olmakta ve dini ve manevi değerlerin değersiz olduğu gibi bir kanaate ulaşabilmektedir. Taciz ve tecavüz, insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Çocuklara ve kadınlara yönelik her türlü cinsel suçla mücadele etmek için suçlu kim olursa olsun hesap vermelidir ve cezasını çekmelidir. Tarikatlar dahil bütün yapılar, suçluyu değil, mağduru korumalı ve yanında yer almalıdırlar.

İslam; insanlardan akıllarını kullanmalarını, bilgi sahibi olmalarını ve karanlık ve kirli tuzaklara düşmemeleri için öğrenmelerini istemektedir. İslam; insanlardan Allah’a kul olmalarını, kula kul olmamalarını emretmektedir. Allah, kendisine kul olma dışında başkalarına kul olmayı kesin olarak yasaklamış, insanın iradesini başkalarına teslim etmesini şirk olarak kabul etmiştir. İslam’da kulluk, sadece Allah’adır. Allah, insanların iradelerini şeyh, mehdi, kutup, üstat, seyda, hocaefendi gibi değişik unvanlarla anılan kişilere teslim etmelerini yasaklamıştır. İslam’da hiçbir dini sınıf ve kurum olmadığı gibi, Allah ve insan arasında da hiçbir aracı bulunmamaktadır. İnsanlar, direkt olarak akıllarını kullanarak, ahlak ve adalete uygun bir hayat yaşayarak Allah’ın huzurunda kulluk vazifelerini yerine getirebilirler.

 

İslam, insanlığa mürit olmayı yasaklamış ve hiç kimseyi de şeyh ve kutup olarak atamamıştır. Şeyh, kutup ve hoca ünvanlı kişilerin ahlak, akıl ve adalet dışı çarpık davranışları, rezillikleri ve suçları, bütün bu iğrençliklerin faturasının İslam’a çıkmasına neden olmaktadır. Bursa’daki badeleme rezillikleri ve en son ortaya çıkan sapkın suç, kişilerin insani, ahlaki, dini ve manevi değerleri değersiz, gereksiz ve işlevsiz görmesine yol açmaktadır. Gençler dahil toplumsal kesimlerin, dine ve maneviyata yabancılaşmasının ve uzaklaşmasının nedeni, dinin içeriğinin ahlaktan ve akıldan arındırılmasıdır. Ahlaklı, adil ve akıllı Müslüman insanlar olarak Allah’a kulluk görevini yerine getirmemiz için insanlığa karşı işlenen her türlü, taciz, tecavüz, sapkınlık ve iğrençlikle yüzleşmeli, hesaplaşmalı ve arınmalıyız. Son skandal gibi iğrençlikler karşısında ilke şu olmalıdır: Hiçbir şey karanlıkta kalmamalı, hiçbir iğrençlik karşılıksız kalmamalıdır!

Kaynak: Milat Gazetesi



YAZARLAR