Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


TARİH ALGISI

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın "yeni" yazısı...


Türkiye’de tarih algısı, Türklerin çok büyük ölçüde tabi oldukları Sünni tarih algısının etkisi altında şekillenmiştir. Cabiri, Muaviye'nin iktidarını Sünni tarihçilerin çoğunlukla " istediğin olmuyorsa, olanı iste" mantığı çerçevesinde değerlendirdikleri tespitini yapıyor. Sanırım bu anlayış Sünni paradigmanın siyasal anlayışını oluşturmuştur. Bu anlayış da Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı üzerinden Türkiye Cumhuriyetine miras kalmıştır.

Tarih çalgısı, sadece düne ait bir yaklaşım değildir. Belki çok daha fazla bugün ve yarın ile ilgilidir. Bu anlamda tarih, insanın varoluşuyla ilgili bir anlayıştır. Tarih ne idik, nereden geldik ve ne olmalıyız sorularına anlamlı ve kuşatıcı cevaplar verir.

Genellikle, geçmişin inşası, bugünün tercihlerinden ve etki alanından kendini kurtaramaz. Bu anlamda tarih geçmişin objektif anlatısından çok bugünün inşasına göre şekillenir. Dolayısıyla Dindarların, milliyetçilerin, Kemalistlerin, solun ve liberallerin bugün ve düne ait tarih okumaları birbirinden oldukça farklıdır.

Muhafazakar dindar tarih algısı, modern zamanlarda, özellikle Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren, kendi ülkesinden sürgün psikolojisini yansıtır. Yüz yıllardır kendilerinin olan ülkelerinin üzerine, kendilerini inkar eden yabancı bir zihniyet çökmüştür. Bu anlayışın psikolojisini en çok Necip Fazıl'ın dizelerinde görmek mümkündür: 

" Öz yurdunda garipsin

Öz vatanında parya."

Aralarında belirgin farklar olmalarına karşın muhafazakarlar, milliyetçiler ve dindarların tarih algıları iç içe girmiştir. Bu durum özellikle Cumhuriyetin kuruluşundan sonra iyice belirginleşmiştir. Dindarlar, devletin kendilerine yönelik olan dışlayıcı ve sert tutumdan dolayı genellikle milliyetçi ve muhafazakarlık içinde yuvalanmışlardır. Varlığını korumaya dönük bu tercihin nasıl sorunlar doğurduğu bugün daha net görülmektedir.

Cumhuriyet modernleşmesinin etkin olduğu dönemden itibaren baskın tarih anlayışı Kemalizm olmuştur. Türk modernleşme süreci incelendiğinde, Ulusalcı –Kemalist tarih projesinin İslamsız ya da olabildiğince az dini temalar içeren bir arka plana dayandığı görülecektir.

Ulusalcı- Kemalist tarih anlayışında, İslam tarihine kayda değer bir atıf yoktur. Tarih algısı, büyük ölçüde Osmanlı-İslam algısını paranteze alınarak inşa edilir. Bu çaba merkezini Türk milliyetçiliğinin oluşturduğu tarih anlayışında Osmanlı ve İslam dışarıda bırakılmasını gerektirmektedir. Bu yeni tarih anlayışında İslam öncesi Türk Tarihine ve Anadolu’nun İslam öncesi tarihine atıf yapılır. Anadolu tarihinde İslam öncesi kültürler olarak Sümer ve Etilere dönük atıflar, yeni tarih algısının zihniyeti hakkında yeterince bilgi vericidir.

Kuşku yok ki, Ulusalcı- Kemalist tarih algısının temel parametreleri milliyetçilik, laiklik, batıcılık, ve pozitivist bilim anlayışıdır. Cumhuriyet modernleşme sürecini izlediğimizde, yapılan devrimler tarih algısının niteliği hakkında yeterince bilgilendiricidir. Görünen o ki, yeni anlayışta Türk tarihi İslam Tarihinden soyutlanarak ele alınmak istenmektedir. Kuşkusuz bu durum, modern Türkiye Cumhuriyetinde devlet- toplum arasındaki uzlaşmazlığın temelini oluşturan etkenlerden biridir.

Cumhuriyet modernleşmesinin zorlandığı iki önemli sorunun ilki etnik olarak Kürtlerin varlığı, ikincisi din- devlet ilişkilerinin merkezini oluşturan İslam sorunudur. Milliyetçilik birinci sorunun, laiklik ise ikinci sorunun çözümü için devreye sokulmuştur. Kuşkusuz bu durum önemli sorunlara kaynaklık etmiştir. Ancak dünyadaki gelişmeler artık bazı sorunları iyice gün yüzüne çıkarmıştır. Özellikle 80’lerden, yoğun olarak da 90’lardan itibaren, dünyadaki gelişmelere paralel olarak, Kemalist tarih algısı dindarlar ve Kürtler arasında yükselişe geçen talepler karşısında zorlanmaya başlamıştır.

Kuşku yok ki, 1930’lu yılların ulus devlet yapılanmasına göre inşa edilmiş tarih algısının, bütün zamanlara cevap vermesi mümkün değildir. Ancak tarih algısının bırakın değiştirilmesini, esnetilmesine bile karşı çıkan katı bir Kemalist cephe oluşmuştur. Üstelik bu anlayışın, modernleşmenin önemli araçları olan ordu, yargı,bürokrasi ve üniversitelerde egemen olması değişimin önünü iyice tıkıyordu.

Çerçevesini modernleşme, laiklik, ilerleme ve Türk milliyetçiliğinin oluşturduğu Kemalist tarih algısı, resmi tarih olarak adlandırılır. Kuşku yok ki, zaman içinde bu tarih algısına karşı yeni bir tarih algısı ortaya çıkmıştır. Bu anlayış da gayrı resmi tarih olarak adlandırılır. Popüler düzeyde Kadir Mısıroğlu ve Mustafa Armağan’ın temsil ettiği anlayışın daha derindeki temsilcileri, Cemil Koçak, Ahmet Yaşar Ocak, Fikret Başkaya, Mete Tuncay, tarihçi olmamasına karşın Kemal Tahir ve Necip Fazıl, İdris Küçükömer, Kürt tarihi üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan İsmail Beşikçi gibi isimler yer almıştır. Daha sonra bu anlayışa çok sayıda yazar, aydın ve akademisyen katılmıştır. Bu anlayışın temelinde, Kemalist tarih algısının sorunlu yapısı ve gerçekliği anlatmadığı anlayışı yer almaktadır.

Aslında bu tartışmaların temelindeki sorun, Kemalist tarih algısının, bu topraklarda yaşanan tarihi kuşatamadığı eleştirisidir.



YAZARLAR