Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Faysal Mahmutoğlu


Suriye’deki Gelişmeler – 2

Faysal Mahmutoğlu'nun "yeni" yazısı...


Diplomatların çözemediği sorunları barutla, kanla çözmek daha zordur.” Tolstoy

Suriye, Erdoğan iktidarının dış politikada “eksen kayması” olarak tartışılan politikaların başladığı sahadır. Militarist dış politika pratiği ilk kez Suriye’de hayata geçirildi.

Türkiye ve Suriye hükümetleri arasında ortak bakanlar kurulu toplantısı düzenlemeye kadar varan gelişmeler, Arap Baharıyla Esad’ı devirme noktasına evrildi.

Başlangıçta ABD’yle birlikte hareket eden Türkiye, Esad’ı devirmek ve Orta Doğu’da Sünni hegemonyasını tesis etmek için IŞİD’i bir fırsat olarak görürken, ABD IŞİD’i küresel bir tehdit ve yok edilmesi gereken bir hedef olarak tanımladı. Türkiye Esad’ı devirmeyi öncelerken, Amerika IŞİD’le mücadeleyi esas aldı. Bu da önemli bir görüş ayrılığıydı. ABD’nin IŞİD’le mücadelede partner olarak YPG’yi tercih etmesi ise görüş ayrılığını krize dönüştürdü.

Başlangıçta Türkiye’de PYD/ YPG ile birlikte hareket etmek istedi. O zamanki PYD lideri Salih Müslim Türkiye’ye davet edildi. Ancak Türkiye’nin özerk yönetimden vazgeçin, kantonları dağıtın ve ÖSO bünyesine girin talebi PYD yönetimi tarafından kabul görmedi ve o günden sonra Türkiye PYD’yi terör örgütü olarak ilan etti.

Türkiye’nin bu yaklaşımı hem içeride devam eden çözüm sürecini inkıtaya uğrattı hem de Kürtlerle önemli bir fay hattının kırılmasına neden oldu.

Gelinen noktada militarist, buyurgan dış politikanın sürdürülebilir olmadığını, içte ve dışta Türkiye’yi krize soktuğunu hükümet de kabul etmiş olacak ki, “normalleşme” adımları art arda atılmaya başlandı.

Türkiye bu “normalleşme” hamlelerine önce İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır’ın kapısını çalarak başladı. Bütün bu ülkelerin işi ağırdan aldıklarını, nazlandıklarını görüyoruz. Ancak ABD ile normalleşme tam sağlanamıyor, Beyaz Saray’ın kapıları Erdoğan’a açılmıyor. Washington’a direkt uçuşların yapılamadığı durumlarda ancak Tel Aviv aktarmalı gerçekleşebileceğinin Türkiye farkında. Bunu için de ilk normalleşme hamlesi İsrail’le gerçekleşti.

Yaklaşan seçimler Türkiye’nin Suriye politikasını gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Bir yandan Esad’a zeytin dalı uzatırken, öte yandan Rojava’ya yönelik kara harekâtı yapmayı planlıyor. Son günlerde operasyona dair heyecanlı ve hamasi çıkışlar yapılmasa da masada bekletiliyor.

Bu harekât için ABD ve Rusya’dan icazet alması gerekiyor. Perde arkasında da Suudi Arabistan ve Mısır’ı dikkate almak zorunlu. Rusya’nın Esad’ı adres gösterdiği biliniyor. Bu arada ABD’nin uzun bir süredir askıya aldığı SDG ile devriyelere yeniden başlaması ve SDG’ye takviye ağır silahlar göndermesi, kamuoyunda Türkiye’ye yönelik bir mesaj şeklinde algılandı.

Esad’ın seçim sonrasını işaret ettiği, Türkiye’nin kontrol ettiği topraklardan çekilmesini ve ÖSO’ya desteğini sonlandırması şartını öne sürdüğü basında yer aldı.

Bu gelişmelerin yanı sıra Zeytin Dalı Hareketi’yle Mart 2018’den bu yana TSK-ÖSO kontrolünde bulunan Afrin’i bir gece ansızın Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ele geçirdi.

Bölgeye kaymakam, öğretmen ve imamlar atayan Türkiye’nin bu yaşananlara seyirci kalması, bu yapıya alan açmasının arkasında çeşitli hesapları olduğunu düşündürtüyor.

Öncelikle bunun bir uzlaşıyla gerçekleştiği görülüyor.

Türkiye’nin desteklediği, Kuvay-ı Milliye’ye benzetip Milli Ordu yaptığı ÖSO, kontrol ettiği bölgeleri yağmanın, tecavüzün, insan kaçakçılığından uyuşturucuya kadar her türlü kaçakçılığın yapıldığı kocaman bir kanunsuzluklar bölgesine çevirdi. Türkiye bundan rahatsız.

Ayrıca Türkiye’nin kontrol ettiği bölgede bir süredir ÖSO bünyesindeki Cephe el Şam (Şam Cephesi), Ceyş el İslam (İslam Ordusu) ile Hamza Tümeni ve Sultan Süleyman Şah grupları arasında çatışmalar yaşanıyordu. Bu çatışmalarda HTŞ Hamza Tümeni ile Sultan Süleyman Şah gruplarına açıktan destek verdi.

Türkiye’nin sahaya sürdüğü ÖSO bir çatı örgütüdür. İçinde en fazla silahlı güce sahip olan örgütler –ki bu örgütlerin her biri ayrı bir bölgeyi kontrol ediyor- iki gruba ayrılıyor.

Birinci grup: Cephe el-Şam, Ceyş el-İslam, El Mecid Tümeni, El- İslam Tugayı, Melik Şah Tümeni.

İkinci grup: Hamza Tümeni, Nureddin Zengi Tugayı, Sultan Süleyman Şah grubu, Ahraru Şam, El Şam Tümeni, Faruk Tugayı, Ceyş eş-Şarkiye. Çatışmalarda HTŞ bu ikinci gruba destek verdi.

Heyet Tahrir el Şam (HTŞ)’nin bünyesinde ise Uygurların oluşturduğu Türkistan İslam Partisi (TİP), Kafkasyalıların oluşturduğu Ecnad el Kavkaz ve Muhacirun ve Ensar Ordusu, Özbek İmam Buhari Tugayları, Özbek-Kırgız ağırlıklı Tevhid ve Cihad Tugayları ile Cunud el Şam ve Ceyş Usra örgütleri var..

Görüldüğü gibi çok karmaşık ve farklı yapılar. Bütün bunlar bir dönem Türkiye’nin himmetinden yararlandılar. Türkiye, ganimet kültüründen beslenen bu yapılar yerine tek bir örgütle muhatap olmak istemiş olabilir. Ne de olsa HTŞ’in yapısal tarafı ve ideolojik kodları daha güçlü.

Uzun vadede ÖSO’nun tasfiyesi düşünülmüş olabilir. Zira Şam yönetimi görüşmenin ilk şartı olarak Ankara’dan ÖSO’nun bileşenleriyle beraber bölgeden çekilmesini şart koşuyor.

Bir başka neden, İdlib’in seyretilmesi olabilir. Şam’ın bir başka talebi de İdlib’in teröristlerden arındırılmasıdır.

Türkiye, HTŞ’yi YPG’nin üzerine salmak istemiş olabilir ki, bu önemli bir ihtimaldir. Ne de olsa 2013’ten beri YPG’yle çatışma deneyimine sahip bir örgüt.

Türkiye kalıcı barışın tesisini, göç dalgasının önlenmesini ve aynı zamanda Suriyeli göçmenleri de geri göndermek istiyor. Silahlı gruplar arası çatışma buna mani. Türkiye Heyet Tahrir el Şam üzerinden bütün bu yapıları kontrol etmek istemiş olabilir.

Erdoğan Esad’la barışmak istiyorsa tüm bu örgütlerin fişini çekmek zorunda kalacaktır.

HTŞ’nin Afrin’i ele geçirmesinin ardında ABD yönetiminin yaptığı geri çekilme çağrısı tartışmalı olsa da şimdilik HTŞ’nin Afrin dışındaki alanları kontrol altına almasına mâni oldu.

Esad’la barışmak isteyen bir başka oluşum da HAMAS oldu. 2001’den itibaren Şam’ı üs edinen HAMAS, Türkiye ve Katar’ın baskısıyla 2012 yılında Suriye’yle köprüleri yıkmak zorunda kaldı ki, Filistin’e somut katkı sunan yegâne Arap ülkesi Suriye’ydi.

Böylece HAMAS, mezhepler üstü direniş ekseninden Sünni eksene kaydırıldı. HAMAS bunun faturasını çok ağır ödedi.

Abraham anlaşmalarıyla Arap dünyasında Filistin davasının gerilemesi, HAMAS’ı daha da zor duruma soktu. Ve Suriye’yle yeni bir sayfa açmak zorunda kaldı.

Suriye lideri Esad, 18 Ekim’de HAMAS’ın Arap ve İslam Dünyasıyla İlişkiler Ofisi Başkanı Halil el Hayye’nin de aralarında bulunduğu Filistinli örgütlerin temsilcilerini kabul etti. Görüşmede Esad Suriye “HAMAS’ı desteklemeye devam” mesajı verirken, Hayye de “Muhteşem bir gün; Şam’daki varlığımızı yeniden başlatıyoruz.” dedi.

İsrail HAMAS’ın Türkiye’deki varlığından rahatsızdı. İsrail’le ilişkilerin normal seyri için Türkiye’nin HAMAS yükünden de kurtulması gerekiyordu.

Bu arada son bir gelişme olarak Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanları ve istihbarat başkanları Moskova’da üçlü zirve yaptılar. Suriye basınına yansıyan haberler göre, Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesi ve PKK’nın Türkiye’ye ve Suriye’ye tehdit olduğu konusunda uzlaşıldı. Ayrıca Türkiye ve Suriye arasında ikili görüşmeler yapılacağı hususunda da mutabakat sağlanmış.

Uluslararası ilişkilerde her zaman çıkarlar önceliklidir. 2023’te bölgede oldukça ilginç yeni gelişmeler olacağını öngörebiliriz.

 

Kaynak: farklı bakış

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR