Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Ömer Naci YILMAZ


SURİYE İDLİP’TE DOMUZLAŞANLAR

Ömer Naci Yılmaz


 

Suriye İdlip’te yaşanan gelişmelere kayıtsız kalan insanlığın baş belası ülkelerin başında bulunan Tiranlar için ‘domuz’ kelimesini kullanmak zorunda kalıyoruz. Her ne kadar bazı kardeşlerimiz bu kelimeyi kullanmamızı doğru bulmasalar da İdlip’te yaşananlar karşısında kibarlık edecek değiliz. Karadenizli olduğumuz gerçeğini yazılarımızdan azade edemeyiz.

İnsanlığın neresinde bir sancı olsa necip milletimiz anında orada bitiyor. Yardım kuruluşlarımız insanlara bir soluk olmak için can hıraş mücadele veriyor. Devletimiz en üst düzeyden acıların paylaşıldığını ifade eden mesajlar yayınlamakla kalmıyor, geçmiş olsun heyetleri gönderiyor. Bunlar, bu alemde insan olmanın gerekleridir. Felakete uğrayanın ne coğrafyasına, ne diline, ne dinine, ne de rengine bakılır. Ne gerekiyorsa o yapılır. Hamdolsun ki fıtratımızda ve toplumsal hafızamızda bu değerler hep vardır ve yaşatılacaktır.

İdlip’de yaşananlar ve yaşatılanlar insanlığın yüz karasıyken, büyük milletimizin ve devletimizin tavrı ise yüz akımızdır. Tarih boyunca İnsanlığa ve İslam’a hiçbir katkısı olmayan İran İdlip’te rejimin koruyuculuğunu üstleniyor. Müslüman olduğunu zannettiğimiz domuzların başında İran geliyor. Bir başka domuz ise Arabistan yönetiminin başındaki alçak Tiran Kraldır. İnsanlık adına İslam adına kime ne faydası olmuştur. Suriye meselesinde domuzlaşanların önde gidenidir. Bir başka domuz ise İngiliz Fino köpeği olan ve Kraliçenin uşaklığını yapan Birleşik Arap Emirlikleri’nin başındaki Emir’dir. İnsanlığa ve İslama yaptıkları bir katkıyı bilenimiz var mı? Bileşmiş Milletlerin içindeki vetocu beşli çeteyi biliyoruz. Beşi bir yerde ve beşi de domuzdur. Onlar işlerini yapıyor. Niye şaşıralım ki? Ne mal olduklarını bilenler bilir. Son yaşanan gelişmeler göstermiştir ki bu domuzların en irisi Rusya’dır. Tarih boyunca güvenilmeyecek ülkelerin başında gelmektedir. Böyle olmasaydı Çeçenya şehidimiz Cevher Dudayev: “Rus ile yaptığınız anlaşmanın süresi mürekkebi kuruyana kadardır.” der miydi. Kırımlılar ”Rus komşun varsa, baltayı yatağının altından eksik etme.” der miydi? Biz, bizden olmayan domuzların varlığını biliyorduk. Ancak bunları bildiğimizin binde biri kadar bizden zannettiğimiz domuzların varlığını bir türlü kabullenemedik. İran, Rusya, Fransa, İngiltere, Amerika, Arabistan domuzu isteseler tek başlarına Suriye meselesini hallederler. Fakat mesele Suriye değil ki? Mesele Türkiye’dir. Suriye’de ne işimiz var diyenlere, tamam karışmıyoruz, çekiliyoruz ne halleri varsa görsünler desek, yakamızı bırakacaklar mı? Buna inanan var mı acaba? Önümüzün, arkamızın, sağımızın, solumuzun domuzlarla dolu olduğu gerçeğini unutmayacağız. Düşmanın anasını çalışmak, birlik ve beraberlik ağlatır. Millet olarak bunu başarma noktasında mahir olduğumuzu dost da bilir düşman da bilir. 

Batının ne menem bir domuz olduğunu merhum Aliya İzzet Begoviç çok güzel ifade etmiştir. “Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman uygar olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”

Yazımızın başlığınıza aldığımız ‘domuzlar’ ifadesi bir hatıradan alıntıdır. Gelelim hatıramıza: İngiliz diplomat Sir Charles Eliot’un (1862-1931) ‘Turkey İn Europe’ isimli kitabında ibret verici bir hatıraya yer vermektedir. Sir Charles bir Türk vali ile yaptığı sohbetten şu şekilde bahsetmektedir:

“Bir defasında, dedi vali; çok gençtim ve yaşlı babamla bir at gezisinde beraberdik. O zamanlar aptaldım ve kafam aptal kavramlar ve liberal fikirlerle doluydu. Babama, anayasayı yenilememiz, idaremizi sistemli hale getirmemiz ve Avrupalıları taklit etmemiz gerektiğini söyledim. Ve yaşlı babam bir kelime daha etmedi. Boğazın kıyısında at üzerinde ilerliyorduk. Sonunda bir Hıristiyan köyüne geldik ve köyün etrafında birkaç domuz görünüyordu. O zaman babam bana dedi ki:
Oğlum ne görüyorsun?

Ben cevapladım: ‘Domuzlar’, babacığım.

Oğlum, dedi. Bunların hepsi renk ve büyüklük bakımından birbirinin aynısı mı, yoksa aralarında fark var mı?

Aralarında fark var babacığım. Büyük domuzlar var, küçük domuzlar var. Beyaz, siyah ve benekli domuzlar var.

Peki, onların hepsi de domuz, değil mi oğlum?

Hepsi de, babacığım.

Oğlum, dedi.

Hıristiyanların durumu da domuzlarınki gibi. Büyük Hıristiyanlar var, küçük Hıristiyanlar da var. Rus Hıristiyanlar ve İngiliz Hıristiyanları, Fransız Hıristiyanları ve Alaman Hıristiyanları var; ancak onların hepsi de domuz ve kim Hıristiyanları taklit etmek istiyorsa, o domuzlarla çamurda debelenmek istiyordur. O zamanlar çok gençtim ve kafam saçmalıklarla dopdoluydu. Dolayısıyla babamın bir aptal olduğunu düşünmüştüm. Fakat şimdi kendi sakalım ağarıyor ve Allah hakkı için, yaşlı centilmenin haklı olduğu kanaatindeyim. Biz de yaşlı centilmenle aynı kanaatteyiz. Dünyada insanlar var, bir de domuzlaşan insanlar var. İnsan kalabilenlere selam olsun.



YAZARLAR