Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Sait ALİOĞLU


SPOR-DİN İLİŞKİSİ...

Yazarımız Sait alioğlu'nun 'konuya dair' yazısı...


Spor sadece futboldan ibaret değildi, ama günümüzde çeşitli saiklerle önplanda bulunan ve o şekilde değerlendirilen futbolun da, tarihini, her ne kadar moderb döneme saitlesek de, eski bir uğraşı olduğu görülecektir.

Antik çağlarda, sportif faaliyetlerin tamamına yakınının bir dinsel ayin ve ayinin ayrılmaz bir parçası olduğu düşünüldüğünde, sporun bir nevi 'manevi kirlerden arınma olduğu da önem kazanacaktır.

O zaman, şu mu bundan, ya da bu mu şundan sadır olmuştur, türü sorulara cevap verme gereği hasıl olacaktır.

Elhasıl, şimdilerde spor olarak karşımıza çıkan ve dini ritüellerin bir toplamı olan form, kendi içerdiği ritüelleri açısından, ya semavi olup sonradan bozulan, ya da başlangıcı açısından tevhid dışı tapınma yığınlarının çeştli hareketleri içeren dinselliğinden sadır olmuştur denilebilirdi.

Birde sporla birlikte savaş oyunlarının da, dinsel ayinin esaslı bir parçası olduğu da önemli olarak karşımıza çıkacaktır.

O halde spor nedir?

Spor; "Tek ve toplu olarak yapılan beden eğitimi yanında, yarışma yönü de olan oyun ve hareketlerin tamamı' ile 'cimnastik ve idnam" olarak tanımlanabilirdi. (1)

Yukarıda yapılan tanıma bakarak "Sporu ya da idman, önceden belirlenmiş kurallara göre, bireysel veya takım halinde yapılan rekabet amaçlı yarışma ve kişisel eğlence veya mükemmelliğe ulaşmak için yapılan fiziksel aktiviteler." (2) kabilinden değerlendirebilirdik.

Spor, insan toplulukları arasındaki ilişkiler geliştikçe, bu ilişkilerin barışçıl amaçlar doğrultusunda kullanılmasının en önemli aracı olmuştur. Tarih boyunca bu görevi devam ettiren spor, modern zamanlarda yapılan müsabakalar ile daha büyük karnavallar ve eğlence etkinlikleri haline gelmiştir. (3)

Sporu yukarıda belirtildiği üzere, karnaval ve eğlence boyutu da varolmakla birlikte, bunlaıı da kapsayacak oranda, modern zamanlarda vücut bulması açısından, onun bir amaç değil de, araç olduğu savının geçerli olduğu görülecektir; "...bugünün vazgeçilmezi olan spor yapma, amaç değil araç bir eylemdir. Araçlar da neye araç olduklarına göre hüküm alırlar. Aynı bir araç, iyi bir amaç için makbul, kötü bir amaç için menfur bir şey olabilir. Spor yapma modern zamanların ürettiği bir ihtiyaçtır. Teknolojinin ha yatımızdan çaldığı devinimin yerini doldurmak için yapılır."dı.(4)

Yani, onun oluşumunda birtakım Taoist, Hinduist vb. dinsel ve mistik ögeler belirginlik kazanmasına ve bu sporu yapan birçok kişinin kişisel tercihinde, o dinsel ögelerin 'bilerek' yeri olduğunu varsaysak dahi, spor hemen her türü açısından, amaç değil de araç olarak yapılıyordu.

Gerçi, bu araç olgusunu masumlaştırmadan söylersek eğer, zihisel ve ruhsal alanı bir tarafa bıraktığımızda dahi, o sporların yapıldığında, ortaya konan şekilsel hareketlerin inanç/itikat açısından bir miktar da olsa mahzuru bulunacaktır mutlaka...

SPORUN AMACINA DAİR...

Spor ve din

İbadet olgusu açısından, antik dönem insanının Uzakdoğu örneğinde olduğu üzere, ibadeti spor, sporu da ibadet formu içerisinde değerlendirdiğine şahit oluruz.

badet mi sporu, yoksa spor mu ibadeti doğurmuştur, denildiğinde, buna İslam'dan hareketle esası aşmadan ve maksada zarar getir(t)meden bir cevap verilebilirdi elbet, ama iş tanrının yanında başka tanrılar vardıysa eğer, iş çetrefilli olacaktı.

Dememiz o ki tarih boyunca, belki de yeme içme dahil birçok konu dinle, imanla, onları dikkate almayla alakalıydı.

Sporu da bu meyanda değerlendirebilirdik.

Spor din ilişkisine giriş...

Seyhan Hasırcı, "Genellikle bazı sporcuların yarışmalara çıkmadan önce inançları gereği bir takım davranışlara girerler, futbol maçında çimlere çıkarken sol ya da sağ ayakla çimlere basma, muskasız müsabakaya çıkmama, başarısına katkı koyduğuna (bazı özel eşyaları taşıma gibi) inanırlar. Batıl inançlara bağımlılıkları olan birçok sporcuya rastlamak olasıdır." dedikten sonra şunu eklemeyi de ihmal etmez ve "Sporcuların bu durumlarını psikolojik durumları ile açıklamak daha doğru bir yaklaşım olacaktır." der.

Devamında ise; "Spor ve din arasındaki ilişki insanlığın varoluşundan itibaren vardır, yıllar boyu her ikisi de o toplumdaki insanları kendi aralarında sosyal bir takım fiziksel ve duygusal aktivitelere yönlendiren bir etkiye sahiptirler, insanları ardından sürükleyici özellikleri vardır." diyor. (5)

Din-spor ilişkisi üzerine bir yüksek lisans seminer çalışmasında 'din-spor ilişkisi' üzerine şunlar zikredilmnektedir; "Spor ve din arasında karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Spor, insanoğlunun davranış ve kendini ifade etme biçimlerinden birisi olarak dinle doğrudan bağlantı halindedir. Din ise sporun geniş kitleleri etkileme ve hitap etme gücünü özellikle sanayi devrimi sonrasında çeşitli kulüplerin kurulmasına öncülük ederek kullanmıştır. Aslında her iki kurum da insanların kendilerini huzurda hissetme, mutlu olma ve çevresindeki insanlar ile ortak bir payda altında bulunma duygusunu güçlendirmektedir." (6)

Yukarıda belirtildiği üzere "Din ise sporun geniş kitleleri etkileme ve hitap etme gücünü özellikle sanayi devrimi sonrasında çeşitli kulüplerin kurulmasına öncülük ederek kullanmıştır." ifadesi, modern zamanları kasdetmekle birlikte, maksat açısından batı dünyasını işaret etmektedir.

Aksine, çıkışı itibarıyla, sportif hareketler, her ne kadar din orijinli olmuş olsa da, aralarında varolduğu gözlemlenen ilişki ağına bakıldığında, baskın çıkanın - o da modernizmin marifetihyle- spor ve egemen kültür olduğu, dinin ixe,ya bir figür, ya da hiç mesabesinde değerlendirildiği, İsla dünyası özelinden hareketle çok rahatlıkla görülebilirdi.

Müslümanlar, eskisine nazaran son dönemlerde  sporla ilgilenmeye başlamışlardır. Önceleri, mutlaka bundan önceki 'Kemalist' rejimin de Müslümanlara biçmeye çalıştığı toplumsal rolü de dikkate aldığımızda, spor bu kitle için olumlu bir anlam ifade etmiyor, bilakis malayani bir iş ve uğraş olarak değerlendiriliyordu.

Günümüzde ise, bu konuda, geçmişle kıyaslandığında gözle görülür bir fazlalık ve farklılık olduğu açıktır.

Bu kez, sporun, daha açıkçası futbolun meşruiyeti(!) bizleri hakikat arayışında, bir özedönüşe sevkederdi.

Uzakdoğu sporlarında dinsel ögeler...

Bunlardan şu şekilde bahsedebiliriz...

Taoizm...

Taoist öğretide sağlığı korumak için kullanılan ve hayvan hareketlerinin taklit edilmesi ile ortaya çıkan Tao Yin uygulamaları yapılmaktadır. Bedenin kasılması ve gevşetilmesi olarak tercüme edilebilecek bu uygulamaları, fiziksel hareketler ve duruşlar ile farklı solunum tekniklerinin bir arada kullanılmasından oluşmaktadır. (7)

Taoizm'de ilk uygulamaların, aynı zamanda Taoist bir keşiş ve hekim olan Hua To tarafından uygulandığı bilinmekte olup, bu uygulamalar, yaptıkları hareketler açısından birer hayvan olan ayı, maymun, yılan ve kuşun hareketleri taklit edilerek ortaya çıkmıştır.

Taoizm’de ki bu hayvan hareketlerinin taklit edilme uygulamasının Şamanizm’den geçtiği iddia edilmektedir. Ki Şamanizm'de başlı başına bir din olmaktan ve kaidesi, kuralı bulunan bir şeriat önermekten ziyade, insan nefsinin derinliklerinde oluşan ve hakikatle örtüşmeyen, ama kendine özgülüğü bulunan birtakım içe doğuşa dayanan donelere dayanmakta idi...

Yoga...

Yoga, Sanskritçe, "bağlamak", "birleştirmek" anlamına gelen Yuj veya "Joug" kökünden gelmektedir.İnsanın enerjisini belli bir gayeye yöneltmeyi hedef alan bir disiplindir. Bir irade eğitimi yoludur. Egzersiz ve antrenman anlamına da gelmektedir. Yoga, insanın hem bedenî, hem de zihnî ve manevî gücünü bir araya getiren egzersizdir. (8)

Yoganın bir sistem olarak kurulduğu tarih tespit edilmemekle beraber, çok eski zamanlardan beri varlığını, İndus bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkan Yoga pozisyonundaki bir tanrı heykeli ispat etmektedir.

Hinduizm ve spor ilişkisinin temelinde bu dine ait dünya görüşü yatmaktadır. Ruhun arındırılması için fiziksel bağlarından kopartılması gerekir. Bunun da en temel yolu yogadır. Bu sportif ibadet şekli bireyi bedeni üzerinde daha çok hakim kılmaktadır. Yapılması zor fiziksel aktiviteler ve bedensel duruşlar uygun çalışma yöntemleri sayesinde yapılır. Bu çalışmalar insanın kendisine rağmen yaptığı çalışmalardır. Böylece de iradeyi güçlendirme yönü vardır. (9)

Kung Fu'da aynı yolun yolcusu idi...

Bize dönük yüzü ve onunla ilgili olarak zihnimizde oluşan algıya baktığımızda, zihnimizde haklı olarak Taoizm kaynaklı 'sportif hareketler' ve bizzat Yoga, bir dinsel ayin ve öge olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sportif ögeler taşıyor olmasının yanında, temellediği zeminden hareketle, onlar dinsel ögeler olarak tanımlamakla bir beis görülmemektedir. Bu ikisinden farklı olarak, bir spor dalına sahip ve hemen her yerde olduğu üzere, ülkemizde de bir federasyon çatısı altında temsil edilen Kung Fu'nun da aslının bir tapınak iş olduğunu görmekteydik; "Kung Fu tarihini incelemeye başladığımız zaman karşımıza iki türlü anlatım çıkıyor. Biri dine dayalı anlatım diğeri tarihi-sosyolojik anlatım ... Kung Fu’nun tarihi kökeni Wudang Dağında ki Taoist Tapınağı’nda ya da Shaoshi Tepesi’ndeki Shaolin Manastırı’nda aranmalıdır. Tamamen dini bir kaygı ile dini bir ritüel halinde yapılan hareketler zamanla dövüş sanatı haline gelmiştir." (10) 

Günümüzde sportif faaliyetler içerisinde değerlendirilen birtakım ögelerin, Kung Fu örneğinde olduğu üzere, tapınakta doğduğu ve dini bir temeli bulunduğu gibi, bazı sportif faaileylerin ise, savaş sanatları anlamında, ilk dönem devletlerinin, orduda bulunan askerleri, savaşmaları konusunda eğitmelerinin bir sonucu olduğu da vakiydi. Binicilik, okçuluk, cirit gibi atlı sporlar bu kabildendi. En başından beri Hz. Muhammed(s)'in Müslüamları teşvik ettiği, güreş, okçuluk, ata binme kabilinden faaliyetlerin, hem insanı ruhen ve bedenen dinç ve zinde tutmuş ve tarih boyunca, az da olsa, konu ile ilgilenen Müslümanlar tarafından genellikle savaş sanatı şeklinde düşnülmüştür.

Spor algısı ve farklı temeller...

Araplarda belirginlik kazanan bu savaş sanatı olgusu, onların yapısına da uygun düşüyordu. Birde, Arap coğrafyasında birçok Asya halklarında olduğu gibi, dinler karmaşası yaşanmıyor oluşu, onları, Uzakdoğu örneğinde olduğu üzere felsefi ve misitk dinsel öğretilerden de alıkoyuyordu.

İşte böyle bir ortamda İslam'ın tebliği ile birlikte, Hz. Muhammed(s)'in Sünneti kabilinden sayabileceğimiz ve bizlere de önerdiği birçok sportif faaliyetin, Uzakdoğu'da neşvünema bulan din, mistisizm temelli dinî ögelerden farklı oluşuna bakıldığında, İslam'ın spor anlayışının da, muarrızlarından haliyle farklı olduğu söylenebilirdi.

İslam, belli ki, bir insanın sağlığının, onun ibadetine etki ettiğini belirtiyordu, ama onu, belirleme hakkının Allah(c)'da olduğunu bildiğimiz formel ibadet seviyesine çıkarmıyordu. Bu aslında, Uzakdoğu'daki anlayış ile İslam'ın anlayışının, birbirinden temelden farklı ve ayrı olduğuna işaretti.

İslam ve spor...

Dinimiz her vesileyle beden ve ruh sağlığımızı korumamızı emred­er. Bunun için kalbimizi, kafamızı ve ruhumuzu geliştirmemizi emret­miştir. Böylece beden eğitimiyle vücudumuzu geliştirip korumamız için birçok emir ve tavsiyeler, hüküm ve kurallar koymuştur.

Bu meyanda Hz. Peygamber; "Gayeli oyunlardan askerlikle ilgili oldukları için erkeklere ait olanlar üzerinde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ısrarla durmuş, bunlara teşvik sadedinde pek çok hadis îrad etmişti. Bu meyanda en çok üzerinde durulanlar atıcılık, binicilik, yürüme ve yüzmedir." (11)

Sporu Uzakdoğu bağlamında bulanık bir ruh halini belirginleştirme ameliyesi şeklinde değil de, bunu, 'istenmediği halde' saldırı için değil de, savunma maksatlı savaş olgusu açısından Müslümanların, düşmanlarına karşı güçlü, dinç ve malzeme açısından hazırlıklı olmaları şeklinde düşündüğümüzde karşımıza Enfal Suresi 60. ayeti çıkardı.

Bu ayetten hareketle Hz. Peygamber(s)'in, rivayet edildiği üzere Müslümanlara yönelik olarak bir gün  peş peşe üç de "Bilesiniz ki kuvvet atmaktır, bilesiniz ki kuvvet atmaktır, bilesiniz ki kuvvet atmaktır." diye hatırlatmada bulunması, numarasını yukarıda vermiş olduğumuz ayetin içeriğine de uymaktaydı.. (12)

Hatta, Onun "Sizden birinizi gam ve sıkıntı bastığı zaman, yayını kuşanıp, kederini onunla dağıtmadan başka yapacak bir şeyi yoktur." hadisi, en azından o dönemin Müslümanı için hayli önemli bir içeriğe sahipti.

İslam'da spor...

Yukarıda bir din olarak İslam'dan hareketle, onun sporla olan ilişkisine vurgu yapmaya çalıştık. Yaparken de, büyük oranda Hz. Muhammed(s)'in bakışaçısını yansıtmaya özen göstermeye çalıştık.

Bunu, günümüz şartlarında da ele aldığımızda, sporun günümüzde almış olduğı şekil ve muhteva ile birlikte de değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, yine, her konuda protip örnek oluşundan dolayı, yine onun ifade, meram ve hareketlerinin toplamına ve Enfal-60. ayet bağlaımından hareketle de Kur'an'a vurgu yapacaktık. Bizde öyle yapmaya çalıştık.

Burada artık 'İslam ve spor'dan ziyade, artık 'İslam'a spor' olgusuna gözatmalıydık; "İslâm dini, müslümanları spora çeşitli sebeplerle teşvik etmiştir. Bu sebepler arasında; müslümanların ibadetlerine ve diğer görevlerine kuvvetli bir istekle sarılmalarını sağlamak, onlara daha güçlü olma yollarını göstermek, beden sağlığını temin etmek, öte yandan müslümanların İslam topraklarının savunmasına topyekûn hazırlıklı bulunmalarını teşvik etmek vb. sebepler sayılabilir. Bundan dolayı müslümanlar, Asr-ı saadetten itibaren Hz. Peygamber (s.a.s)'in tavsiye ettiği sporlardan atıcılık, binicilik, güreş vs. sporlarla meşgul olmuşlardır." (13).

Beden sağlığı, yaratılış olgusu ve sporun bir ihtiyaç olarak algılanması...

İnsanın beslenme ihtiyacına binaen tamamen doğal usüllerle üretilen gıdanın tamamına yakınının helal ve temiz ölçekl olduğu modern öncesi dönemlerde, özellikle de Müslüman toplumlarda, günümüzde olduğu gibi, gıdanın, en başta olumsuz anlamda değişen mahiyetinden bahsedilmiyordu.

Bugün ise, bu konu, adeta Müslümanlar için, neredeyse bir itikat konusu olacak oranda öncelikli bir hale bürünmüş bulunmaktadır. Ki bu şekilkde üretilen gıdanın insan sağlığı üzerinde yaptığı tahribatın, kişinin ibadetine de olumsuz etkisi olacaktı.

Şimdiki dönemde, gıdanın mahiyetinin değişiminin yanında, ürün bazında bollaşması ve birtakım donelerle desteklendiğinde ise aşırı oranda tüketime konu olduğunda, gıdanın kişiyi, bir besleme, onu sağlıkta tutmadan ziyade, ucu maalesef obeziteye kadar çıkacak oranda olumsuz etkileri olacaktı.

Ama, gudanın, olduğu kadarıyla insana sunulduğu ve doğal olarak tüketildiği toplumlarla kıyaslandığında ise, kişilerin sağlıklı ve sağlıksız olarak yaşamayı sürdürdükleri göülecekti. Buna bağlı olarak, alına gıdanın insan vücudu üzerinde yapmaya başladığı tahribata bir önlem olarak, hemencecik akla spor gelmekte idi.

Buna ihtiyaç duyulacağına, başka tür bir yaşam modeli akla gelmeliydi.

İşte gıdanın bol, ama sağlık sorununa yol açacağı ihtimali karşısında, Allah(c)'ın insanın belli bir ölçüde yaratması ve o ölçünün elden bırakılmaması gerektiği d kendiliğinden belirginlik kazanacaktı; "Allah (cc) insanı 'Rabbine kavuşuncaya dek çalışıp didinmek üzere yarattığını' (İnşikâk 84/6), 'Ciğerini zorlayacak bir didinme içinde yaratıldığını' söyler (Beled 90/4). Demek ki insanın doğası, belli ölçüde çalışıp çabalayıp hareket etmeye göre ayarlanmıştır. Teknoloji insanın yapacağı işleri yapınca onun fıtri olarak yapması gereken hareketi azaldı ve uzmanlar her insanın günde şu kadar yürümesi ve hareket etmesi gerektiğini söylemek zorunda kaldılar. Bu eksersizler aslında onun yaradılışının gereği olan ve tabii olarak yapması gereken işlerdi. Gerçeğini bırakınca yapay olan devreye sokuldu." (14)

Her spor dalı makbul ve  gerekli midir

Yukarıda sporun mabed ortamında ve ruhban sınıfına mensup kişilerin, bir nevi manei itki sonucucunda ruhunu ve bedenini 'tanrıya uygun hale getirme' düşünce ve felsefesinden kaynaklandığını ve bir amaç olmaktan ziyade, araç olduğunu vurgulamıştık.

Sporun, hem çıkış sebebi açısından ve hem de, zaman içerisinde çeşitli kavim ve topluluklar nezdinde, beden sağlığını koruma, onu geliştirme ve hem de silahlı anlamda, bir savunu ve nihayetinde bir saldırı unsuru olarak değerlendirildiği göerülecektir.

Bu meyanda, İslam'da, özellikle de Hz. Muhammed(s)'in Sünnetinde de sporun, salt spor olarak değil de, ama hem beden sağlığı ve hem de bir savunu unsuru olduğu da viki olmuştu.

Modern dönemlere kadar, hiçbir coğrafyada spor, kaidesi, kuralı baştan belirlenmiş bir olgu olmamış, aksine, çeşitli kategorik açılardan toplu yapılmakla birlikte çoğunlukla ferdi bir uğraş olagelmişti.

Bu sebepten dolayı, sporun, modern dönemlerde, diğer bazı dini bloklarıdarda olduğundan daha fazla bir şekilde, Müslümanların nezdinde, Varsa' felsefesi, uygulanışı, giyim biçimi, 'kalıcı etkileri' açısından bizde de yapılmaya çalışılan birçok Uzakdoğu sporundan kaynaklanan arızî durumlara yönelik tepkide bulunamamız, giderek sporun araç olmaktan çıkıp küllî bir amaca dönüştüğinden dolayı, hep sorgulanagelmiştir.

Günümüzdeki sporların pek çoğu Peygamber (s.a.v.) devrinde yoktu. Ancak dinimizin emir ve yasaklarına ters düşmeyen bütün spor çeşitlerinin câiz olduğu açıktır; "Bu cevâza boks, karate, kick box vb. tarzı Sporlar (birbirlerine eğilerek selamlaşma şekilleri gibi. Bu sporları karşıdakine vurmadan savunma amaçlı öğrenilebilir) karşılıklı zarar vermeye yönelik sporları katmak mümkün değildir. " (15)

Giderek spor olmaktan çıkan futbol olgusuna da kısa bir değini...

Buna birde, mahiyeti, sınırlı bir alanda da kalsa, tartışılan ve verdiği görüntünün aksine küresel -emperyal- bir kandırmacaya, kumara ve kara paraya dönüşmüş bulunan futbolu ve kısmen futbolda da olduğu üzere, giyim kuşam konusunda, genel geçer Kur'amni emir ve yasakları tavsadığı bilinen birçok spor dalını ve o görüngüler üzerinden oluşabilecek yanlışları da ekeleyebiliridk aslında...

Tabii ki oluşum temeli açısıdan, bir felsefî ve dini yönü bulunmayan birçok spor dalına karşı olumsuz tavır peşinen takınılamazdı, ama apaçık modern saiklerle başlayan ve postmodern mülahazalarla canlı tutulan ve spor adı altında bizlere sunulmak istenen -çıplaklığı meşrulaştırmak, sporu kumara çevirmek, giderek ferdin ve toplumun zamanının büyük bölümünü çalmak, kişiyi, bazı formel ibadetlerden alıkoymak vb.- durumları da görmezden gelemezdik.

Tabii ki en önemli amilin ise, soprun, günümüzde en başat formu haline getirilen futbol üzerinden İslam'dan neredeyse temelden farklı ve giderek farklılaşan bir yaşam biçimine ve küresel karar vericilerin çabalarıyla da giderek, başat bir ideolojiye dönüşmesi tehlikesi vardı...

______________________

Dipnotlar;

(**) Taat; İbadet. Kurret'ül - kadem; Arapçada kelime karşılığı olarak 'ayak topu' ya da 'Futbol Topu'. anlamlarına gelir.

 1) D.Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, Ülke Yayın Haber, 1994. 10.Bas. İST.

 2) Wikipedia

 3) http://sportistan.com/spor-nedir

 4) http://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/helal-spor-ya-da-din-spora-ne-der-2029342

 5) http://efestenhaberler.com/?gorev=yazidetay&id=13656&Spor_Ve_Din.html Prof. Dr. Seyhan HASIRCI

 6) https://shaolintr.blogspot.com.tr/2014/11/carp-kisiyi-bir-butun-olarak-elealir.html

 7) https://shaolintr.blogspot.com.tr/2014/12/tai-chi-taoizm-ve-spor-iliskisi-din-ve.html

 8) Tümer, Küçük, Küçük, a.g.e, s. 184; Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Fakülte Kitabevi, Isparta 2002, s. 165

 9) http://www.yogaakademisi.com/

10) Kung Fu Tapınakta mı Doğru? Özlem Öke

11) https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimizin-asm-yuzme-ok-atma-ata-binme-gibi-tavsiyeleri-nelerdir

12) Kaynak; Sahih-i Muslim, Kitabu'l-İmare, B.52, Hds. 167; Sunen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiru'l Kur'ân, B.9, Hds.3277

13) https://www.islamiforumlar.net/genel-islami-paylasimlar/30019-islamda-spor.html

14) http://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/helal-spor-ya-da-din-spora-ne-der-2029342

15) https://www.islamiforumlar.net/genel-islami-paylasimlar/30019-islamda-spor.html

Kaynak: Özgün İrade Dergisi Kasom 2017 Sayısı



YAZARLAR