Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Sait ALİOĞLU


Sosyokültürel açıdan İstanbul Kürtleri

Sait Alioğlu'un Özgün İrade Dergisi 2020 Ocak (88.) Sayısında yayınlanan yazısı...


"Ne umarsız duruyorsun? Anlatılan, senin hikâyen"

Yetmişli yılların ortalarında, biz ortaokul öğrencisi iken, yaşadığımız şehirde, bir komşumuzun büyük çocuğu çalışmak için İstanbul´a gitmişti. Birazcık saf olan bu kişi, birkaç ay kaldığı İstanbul´dan, doğup büyüdüğü şehre geri döndü. Döndüğünde her vesileyle kaldığı süre içerisinde, saflığını bilen komşu, arkadaş ve yakın akrabalarının, ondan yaşadığı şehirle İstanbul´u kıyaslanmasını istediklerinde bizin saf komşumuz Kürtçe olan şu tekerlemeyle karşılık verirdi: "Be´can pırre, frenk pırre, isot jî pırre / bajaréme mina kucık Stenbol e" *

Bu anekdota baktığımızda, bir Kürt şehrinde yaşayan, saf, ama kendince kıyaslama yapabilen bir kişinin, şehrini İstanbul´la kıyaslama konusunda hiç de zorluk çekmediğini görmekteyiz.

Böyle bir kıyaslama, tarih olarak günümüzden yaklaşık kırk küsur yıl önceki bir döneme ait olup gerek Doğu'nun gerek Batı'nın ve gerekse de ortak şehir olarak tanımlayabileceğimiz İstanbul´un en azından ekonomik göstergesini de içeriyordu. Henüz daha bunun içerisinde ne sosyopolitik, ne sosyokültürel vb. olgular yoktu.

Yakın dönem sayılmasına rağmen ne günümüz Kürt toplumunu ne bu topraklarda yaşayan diğer toplumları, toplulukları, ne ciddi anlamda sosyal, ekonomik, kültürel ve ne de günümüzde artık birçok şeyin 'olmazsa olmazı´ hükmünde bulunan siyasi(politik) olguları pek barındırmıyordu. Ama buna rağmen, Kürtleri bu toprakların aslî unsuru olarak ele alıp sayacaksak eğer, eksik bir okuma ile karşı karşıya olduğumuz görülecekti.

"Neden?" dersek, zira bu ülkede, daha büyük çoğunluğu Balkanların, Kafkasların vb. yerlerin boşaltılmasına bağlı olarak, oralardan birçok Anadolu şehrine ve İstanbul´a yapılan Müslüman´ göçler dolayısıyla Trakya´da, İstanbul´da bu Türk olmayan kavimlerin adları ile belirlenmiş şehirlerin, köy ve semtlerin varlığının karşısında, ta İstanbul´un fethi ile başlayan İstanbul´a yönelik Kürt göçleri de vaki olmuştu, ama bu durum pek bilinmediği gibi, büyük çapta da ele alınmamıştı. Tarihi sürece baktığımızda, İstanbul´un fethi ile başlayan, büyük oranda İstanbul´un Trakya yakasında belirginleşen çoklu Kürt göçü, daha doğrusu yerleştirilme ile- daha sonra, gerek çeşitli gerekçelerle payitahtta birçok 'resmî´ görevde bulunma dışında, dönemin medrese ve Batı tipi eğitim veren yüksek okullarında (Daru'l-fünûn) okuma ile birlikte 'dinî, edebi, sosyal, siyasal, kültürel´ vb. sebeplerle klasik dönem ikinci nesil´ Kürt nüfusun İstanbul´da var olduğunu görebiliyorduk. Ör. Said-i Nursi, Babanzade Ahmed Naim, Seyid Abdülkadir vb.

'İstanbul Kürtleri' olarak tesmiye edilebilecek ortamdan, birçok kişinin haberi olsa da, bu konu ile ilgili olarak İsveç´de yaşayan Kürt yazar Rohat Alakom´un doksanlı yıllarda Türkçe olarak yayımlanan ve "İstanbul Kürtleri" olarak bilinen eserinde, Kürtlerin İstanbul´da ki izi ta, yukarıda da belirtildiği üzere İstanbul´un fethine kadar götürülüyor ve merkezden ziyade İstanbul´a yakın olmaları hasebiyle Silivri´de, Çatalca´da vb. nüfusunun büyük oranda Kürtlerden oluşan 'Kürt Köylerinden´ bahis açılıyordu. Böyle bir göç o dönem sadece Kürtlerle sınırlı olmayıp, başta Anadolu'nun birçok bölgesi olmak üzere, Anadolu'nun çeperinde bulunan Balkanlara, Kafkaslara kadar uzanabiliyordu. Ama en bilineni ve en belirgini Türk ve Kürt göçleri idi. Ama her göçü kendi kavmi bağlamı içerisinde değerlendirmenin yanında, İstanbul´un Müslümanlaşması aşamasında Kürt gerçeğini ve var olan olguyu görmemek olası değildi. Bunu izale etmek içinse, tarihten günümüze İstanbul´da kendine yer bulan Kürt isimlerini, şahsiyetlerini 'var olduğu halde´ yok saymak, onları başka bir şeylere hamletmek nasıl izah edilebilirdi? Böyle bir olguyu gereksiz, zararlı ve tehlikeli gören karşı ulusalcı tezler söz konusu olacaksa eğer, başında Türk ibaresi bulunan yerleşim yerleri adlarına ve Polonyalı (Leh) gayr-i Müslimlerden oluşan Polonezköy gibi yerleşim birimlerine ve öyle bir olguya ne diyecektik acaba?

Bu tür şeyleri normal karşıladığımız gibi, ta Fatih döneminden beri var olan, varlığı bilinen ve tabir yerinde ise ?İstanbul´u mesken tutmuş´ bulunan "İstanbul Kürtleri" ne karşı da aynı 'olumlu ve tarafsız´ tavrı kabul edip sürdürmemiz gerekirdi?

Türkiye Kürtleri büyük oranda, altmışlardan sonra, kısmen, kendi yaşadıkları bölgenin ve yine kendi yaşadıkları yerlere nispeten daha gelişmiş şehirlerine göç etmişlerdi. Buradaki yaşantıları elbette, kopup geldikleri yerlere birçok açıdan benziyor olsa da büyük oranda 'şehir konsepti' ile ilk kez tanış oluyorlar, yüzleşiyorlardı. Bir iki eza ve sıkıntıdan sonra, artık 'şehirli' kimliğe kavuşuyorlardı, yani "bajarî" oluyorlardı.

O dönemde şehirli/bajari olanların bir kısmı, şimdilere nazaran, köy kısmından ziyade küçük ilçe ve kasaba halkından olduklarından dolayı, şehirdeki hayata uyum sağlamada, şehre uygun bir meslek sahibi olmada, şimdikinden daha şanslı idiler. Önemli bir kısmı, tarlasını, tapanını satıp şehirde, şehre uygun mesleklerle iştigal ediyorlardı; Duvar ustası, bakkal, manav, kahveci, lokantacı vs.

Kürt coğrafyası içerisinde bulunan ve şehir hüviyetine sahip bulunan yerler dışında, birçok Anadolu şehrine yönelik de göçler vaki idi. Kürdistan dışında bulunan ve birçok disiplin açısından 'en büyük Kürt şehri/metropolü' hükmünde bulunan Adana'nın, bu konuda önemi inkâr edilmeyecek kadar çoktu ve bu önem, Adana ile birlikte, metropolleşen birçok şehirde artarak devam ediyordu.

Buna bağlı olarak, klasik Türk siyasetinin altmışlardan ve büyük oranda da seksenlerden itibaren görünür bir şekilde farklılaşması sonucu, ortaya ciddi oranda bir Kürt siyaseti fenomeni vücuda gelmişti. Bu fenomen, bugün, ülke siyasetinin neredeyse temel katalizörü olmuş durumdadır.

Bu tür bir siyaset, aynı zamanda Kürt halkının 'en temel' konularda öteden var olan kültürel, siyasi, ekonomik, hatta "mezhebî" alanda da kendini var kılma ve farklılıkları ile birlikte, Türkiye'nin kaderi olmuş durumdadır.

En büyük Kürt metropolü İstanbul...

İstanbul´a yönelik Kürt göçleri çeşitli kategoriler içerisinde ele alınabilir. Bunlardan bazıları; askerlik hizmeti sonrasında yerleşme durumu; birçok aile bazında, elde bulundurulan ekonomik imkânın buralarda farklı bir şekilde değerlendirilme düşüncesi; birçok aile açısından, yaşadıkları küçük Kürt şehirlerinden 'şu ya da bu oranda'- kimliksel hale gelen Batılı yaşam tarzını İstanbul´da daha ileri boyutlara taşınabilmesi; geleneksel dinsel anlayıştan kaynaklanan birikimin, bir zamanların hilafet merkezi olmuş bulunan bir yerde daha da geliştirilmesi, yetmişlerden itibaren, sadece ?topraksız köylülük ve küçük şehirlerin dar çerçevede kalan ekonomik döngüsünden kurtulma saikiyle ekonomik açıdan burada 'hayata tutunma' düşüncelerine ek olarak, 12 Eylül sonrasında artan siyasi durum ve doksanlarda, acı bir hatıra olarak zihinlere kazınan- köy yakma ve faili meçhul cinayetlerle birlikte, bir de PKK'nın, hayatı Kürt halkına zindan etme girişimleri, Kürt nüfusun İstanbul´da temerküzüne yol açmıştı.

Derin güçler tarafından devreye konan köy yakma, faili meçhul cinayetler ve PKK'nın var olan baskılarına muhatap olmadığı halde, başka sebeplerle birçok Kürt ve Türk ilinden de metropolleşen şehirlerle birlikte, İstanbul´a göç vaki oluyor ve halende göç almaya devam edilir. Örneğin, Sivaslıların, Erzurumların, Malatyalıların, Urfalıların, bir bütün olarak Doğu ve Batı Karadenizlilerin göç etmesini de kendi bağlamında, ama ülkenin içerisinde bulunduğu şartlar çerçevesinde değerlendirmek gerekecekti?

İstanbul Kürtleri

Kürt yazar Rohat Alakom´un İstanbul´un (Kostantinopol) fethi ile birlikte başlayan göçlere atfen tanımlamış olduğu "İstanbul Kürtleri" ifadesi, artık rededil(e)mez bir gerçeklik olarak, bir sosyokültürel ve sosyopolitik olgu ve bunlara ek olarak, maksadı 'anlama ve anlatma´ açısından birçok olgu ile birlikte literatürdeki yerini almış bulunmaktadır.

İstanbul´da Türk nüfus dışında, Müslüman olmaları hasebiyle Kürtlerle birlikte, Balkanlardan gelen Boşnak, Arnavut, Çerkez, Çeçen ve Arap vb. milletine mensup toplumlar, topluluklar da yaşamaktaydı. Ama Türk unsurunu birtakım sebeplerden dolayı istisna kıldığımızda, en belirgin toplumun Kürt toplumu olduğu görülecektir. Bu durum, her şeyden ziyade, Anadolu'nun iki ?aslî´ kurucu unsurundan birinin Kürtler olduğunu ortaya koyacaktı.

İşte bu tarihi, sosyal, kültürel vb. sebepler muvacehesinde bakıldığında, bu toplumun, diğer toplumlara nazaran, kendine özgü halleri olduğundan dolayı, mütekâmil bir toplum olduğuna da kaynaklık teşkil etmektedir.

"İstanbul Kürtleri" olarak tanımlanabilecek olan bu toplumun gerek Türkiye toplumu ve gerekse de İstanbul´la olan 'değişmez' ilişkisinin yanında, bağlı bulunduğu, kökeninin olduğu topraklarla olan bağları, dili, kültürü, hayat anlayışı, felsefesi, olaylara ve olgulara bakış açısı gibi değişme durumu olabileceği halde 'olduğu gibi' kabul edilmesi gereken doğal durumları içeren donelerle birlikte kabul edilmesi ve ona göre bir ilişki biçimi geliştirilip sürdürülmesi gerekirdi.

Buraya kadar, Kürt toplumundan hareketle İstanbul´da yaşayan Kürtler mevzuunu, imkânlar el verdiği oranda sadece tarihi, kültürel ve toplumsal olarak değerlendirdik.

Karşılıklı haklar ve hukuk çerçevesinde, insanların niceliklerini kendilerine bırakmak şartıyla, nitelik bazında toplumsal çoğulculuğa ulaşma dileğiyle...


* ?Patlıcan(Be´can) çoktur, domates(Frenk)çoktu, biber(İsot) Çoktur / Şehrimiz sanki küçük İstanbul´dur.

19. yy ve 20. yy başında İstanbul'da çalışan Kürt hamallar...



YAZARLAR