Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Musab Aydın


SOKAKLARIMIZI KİMLER TESLİM ALDI

Musab Aydın'ın yeni yazısı;


 

“Eğer bir davanız varsa sokaktan ayrı düşmemelisiniz”

Malcolm X

Sevgili dostum,

Uzun zamandır sana yazıyorum, birçok konuya değinmiştim. Geçmişten, dostluklardan, vefa’dan ve bayramlarımızdan. Kuşaklararası sorunlar üzerine de durmuştuk uzun uzun. Şu bayram arifesinde biraz da sokaklarımızı konuşalım istiyorum. Unutmadım, “sokaklar ihmale gelmez, dostum” dediğin günleri. Lakin çok şey değişti, köylerimiz, şehirlerimiz, mahallelerimiz değiştiği gibi sokaklarımızda hatta bizlerde değiştik. Değişim sel gibidir, önünde durulmaz, biliyorum. Ancak ferasetli olmamız gerekmez miydi?  Felaket gelmeden gereken tedbirleri almalıydık, sel gelmeden doğru zemini açarak zararı azaltamaz mıydık? Ancak böyle olmadı, aksine selin önüne katıp sürükledikleri olduk.   

Sokaklar bir ülkenin, şehrin ve kasabanın vitrinidir. Aynı zamanda evlerin ahvalini dışa yansıtan aynasıdır. Sokaklarımız nasıl bir görüntüye sahipse, büyük oranda evlerimizin hali de öyledir. Evlerimizin içi sokağımızdan çok uzak değildir. Zira sokaklar barındırdığı hâne sakinlerinden oluşmaktadır. Sokaklarımızda neler olup bitiyor haberimiz olmuyor mu? Yoksa bunu konuşmaktan uzak durmayı mı tercih ediyoruz bilemiyorum. Belki de haberdar olmamak için sokağımızda birkaç dakika dahi beklemek istemiyoruz. Evimizin perdelerini hiç aralamıyor, bahar ve yaz aylarında, bir bardak çay alıp da balkonumuzda yudumlarken sokağımızı izlemiyoruz artık.

Aziz dost,

Sokaklarımızı kimlere bıraktığımızın farkında mıyız? Veya kimlerin teslim aldığını… Mahallenin birkaç gencini alıp bir konferansa, bir ev sohbetine, bir pikniğe götürmek için sokak başlarını tutmuş dindar gençler göremiyoruz artık. Veya köşe başlarında bir iki genç yakalamış Allah’ı, İslam’ı anlatan yaşlı amcalar da yok. Çocuklara şeker dağıtırken arada İslam’ın şartı bir deyip başlayan, avucundaki şekerler bitinceye kadar, “beşincisini sen söyle Hasan, evladım” diyen dedeler de kalmadı. Öyleyse kimler var sokaklarımızda, köşe başlarını kimler kapmış merak ediyor muyuz?  Günün farklı zamanlarında birkaç dakika da olsa sokağımızda bulunabilirsek veya bir bardak çay içme bahanesiyle balkonumuzda birkaç dakika kalıp sokağımıza bir göz gezdirirsek onları görmemiz zor olmayacaktır. Bunu yaptığımızda göreceğimiz manzara aşağı yukarı aynı olacaktır.

Günün vaktine göre sokaklarımızın sahipleri de değişiyor. Lakin değişen bu kahramanlar (!) arasında ne yazık ki bizler yokuz. Köşe başlarında en çok göze çarpan, devletin yasa ile kuruduğu modern kumarhaneler. Doğru anlamışsın,  “İddia bayileri”nden bahsediyorum, buralarda çoğunluğu genç olan insanları görmezden gelip geçiyoruz. İş saatlerinde mahalle aralarındaki dükkanların, küçük imalathanelerin ve konfeksiyon atölyelerinin kapısında bekleyen tefeci yamaklarını görmek yadırganacak bir durum olmaktan çıkmış. Önceleri ufak çaplı başlayıp işini (!) büyütürken birçok ailenin dağılmasına, intiharlara zemin hazırlayan tefeci çetelerini izliyoruz. Onları izlerken yaşanan dramların sebeplerini hesaba katmadan, bizim bir sorumluluğumuz var mıdır? Diye sorgulamadan geçip gidiyoruz.

Havanın kararmasıyla bu sefer başka simalar arzıendam ediyor sokakların karanlık noktalarında. Torbacı diye tabir edilen tipler türemeye başlıyor, uyuşturucu mafyalarının maşası olmuş çocuklar sahipleniyor sokaklarımızı. Kaş göz işaretiyle tenhaya çektikleri gençlerle uyuşturucu alışverişlerine şahit oluyoruz. Şahit olmanın ötesinde hiçbir şey yapmıyoruz, yapmak için bir çabamız da olmuyor. Gecenin başka bir vakitte, birilerinin peşine takılan birkaç delikanlının ellerine tutuşturulmuş silahlar ile çetecilik yapıldığını görmek sıradan geliyor artık. Şehirlerimizde çetecilik öyle çoğaldı ki bunu anlamak kolay olmuyor. Farklı alanlarda iş gören bu çeteler garipsenmeden meşru (!) görülmeye başlanılmış. Geçmişten gelen, bir geleneğe sahip olan cemaatler (!) içerisinde bile fotoğraf karelerine giriyorlar da bir Allah’ın kulu nedir bu hal diye sormuyor. Zira televizyon dizilerinden izlediklerimizden farklı bir görüntü değil şahit olduklarımız. Ya nargile Caferler de çürüyen çocuklar, oraların da tütün mamulleriyle başlayıp uyuşturucuya giden yollarında niye bizler yokuz. Önlerine geçip bir selam vermiyoruz, bu yolların yanlışlığını anlatmıyoruz.

Güzel dost,

Aziz şehit Malcolm X, “Eğer bir davanız varsa sokaktan ayrı düşmemelisiniz” demiş. Biliyorsun, Amerika’da yaşayan siyahilerin yaşam koşullarını, kıtaya nasıl getirildiklerini. Ancak maruz kaldıkları zulüm asla bitmedi. Kısmen azalsa da hala devam etmektedir. Malcolm X, bunun sebebi olarak siyahilerin büyük bir atalet içinde olmalarına bağlıyor. Elijah Muhammed’e intisap ettikten sonra İslam Ulusu üyelerinin de farklı gerekçelerle aynı atalet, tembellik içinde görünce bunu kabullenmez. Elijah ile görüşmesinde birkaç üyesi olan, “Mabedimizde kaç kişi görmeyi umuyorsunuz” diye sorar. Sorusuna  “binlerce siyahi üye” cevabını alır. Malcolm X’in “bunu nasıl başaracağız sualine ise “sokakları boş bırakmayarak, sokaklar da gençler var, onları ikna edebilirsen, babaları da peşinden gelecektir” der. “Elijah Muhammed bana hedef kitlemi göstermişti.” diyen Malcolm X, sokaklardan hiçbir zaman kopmamıştır. Yoksulluğa ve uyuşturucuya mahkûm edilmiş siyahi halkın gençlerinden on binlercesini sokaklardan toplamıştı. 

Kadim dost,

Biz niye sokaklarımızdan terk etmeyi tercih ettik, oysa savunma hattımız sokaklarımızdan başlamalıdır. Bu yüzden savaşımızı kapımızın dışında değil evimizin içinde veriyoruz. Camilerimiz, cemaatlerimiz (!) dernek ve vakıflarımız, sokaklarda yoklar anlamıyorum. Aslında insanımızın hayatlarında hatta gönüllerinde bile yoklar artık ama bunu kabul etmek istemiyorlar. Herkes etrafına toplayabildiği kadarıyla yetinmeyi marifet sayıyor. Onlardan da birileri ufak bir eleştiri veya öz eleştiri yapacak olsa ihanet damgasıyla yaftalamayı geciktirmiyorlar. Bu koca dünyada kurdukları mekânlarında, küçücük dünyalarında bir krallık yönettikleri vehmine kapılıyorlar. Yaralı bir gönle derman olmayı iş saymayan bu insanlarımız, sosyal medyadan görüntüler paylaşıyorlar, şu gecede filan programda şu kadar kişiyle beraberdik. Bir güç gösterisi yapmayı ihmal etmiyorlar da o insanların hangi yarasına merhem olabilmişler diye sormadan edemiyor insan.

Oysa camilerimizi de salon çalışmalarımızı da besleyecek olan sokaklardı. Sokaklarda yoksak, camilerimiz boş kalacağı gibi camilerimizi beslemesi gereken vakıf ve derneklerimiz de boş kalacaktır. Bölünerek çoğalan bu yapılar, beğenmediği için ayrıldıkları oluşumları taklit ederek bir yapılanmaya gidiyorlar. Sokakları önemsemeyen derneklerimiz vakıflarımız alt katlarını camilere alternatif mescitler inşa ediyorlar. Üstelik üç beş metre yakında camiler varken. Sadece egolarını tatmin etmek “hutbeyi ben okuyacağım” diyerek yapılıyor bütün bunlar. Öyle ki, Hira da Cebrail (as) karşılamış edasındalar. Oysa Allah’ın kitabından daha önemli (!) ne anlatabilirler ki, birileri bunu neden sormaz bunlara. Uzun sürmeyecektir saltanatları, salonları da alternatif mescitleri de boş kalacaktır bu gidişle.

Biz sokağın çocuklarıydık, bağrı açık, alnı açık insanlardık. Bizim mahallede yetişen esnafımızın kapısı yoksula da, elsiz, ayaksıza da açıktı. Mahallemizin hassasiyeti ile yetişen memurlarımız da kimsesizlere daha ilgiliydi. “Komşusu açken tok yatan bizden değildi” korkusu vardı yüreğimizde. Acaba bütün komşularımız tok mu yatıyor düşüncesine mi kapılıyoruz.  Biz niçin vaz geçtik sokaklarımızdan. Sokaklarımızı bırakarak, insanımızdan, evlatlarımızdan hatta kendimizden de vazgeçmiş olduk. Yoksa artık bir davamız mı yok? Dostum, Sokaklar bizim geleceğimiz, evimize açılan kapıdır. Bizim hala bir davamız varsa ki var olduğunu söylüyoruz öyleyse sokaklar bizi bekliyor.

Sevgili dostum          

Bırak o büyülü makamı

Koltuğu, unvanı...

Biz sokakların çocuklarıyız unutma

Üniforma timsali kıyafetleri çıkar da gel

Sal yakasız gömleğini pantolonun üstüne

Bedenini özgür bırak

Ruhunu özgürleştir öyle gel

Bana özgür gel

Özgürlükle gel

 

Çöz boynundaki kravatı

Bırak bağrın açık olsun

Sonbaharın serin rüzgârı

Söndürsün bağrındaki yangını

Bana ham olarak değil

Pişmiş olarak gel

 

Sakalınla, tespihinle gel

Alnında secde izi

Yüzünde sevinç

Gözlerinde umutla gel

Bir ezgi olsun dudaklarında

Geçmişi avucuna al da gel

 

 



YAZARLAR