Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necip CENGİL


Sizin İçin Gün Nasıl Başlar

Yazarımız Nedip Cengil'in, Özgün İrade Dergisi 2020 Haziran (194.) saysında yayımlanan yazısı...


Hiç kimse için gün aynı şartlarda yeniden başlamaz; her doğuş farklıdır, her insanın günü farklı başlar. Hele öyle günler ile karşılaşılır ki, fitneler yüzünü gösterir. Sabahın yüzü akşama dönerken şartlar ağırlaşabilir veya akşamın yüzü sabaha yöneldiğinde vaziyet içinden çıkılmaz hal alabilir. Sabah eminlik, iman, olumlu bir esinti ile başlar, akşama her şey altüst olabilir. Akşam eminlik, iman, olumlu bir esinti ile girişi yapar ancak sabah fırtınalar hayatı sarabilir, eminlik yok olabilir, hakikatin üstüne koyu bir duman çökebilir.

Kimi kafasında komplolarla sabahlar zira gece, kurgu için yatak olarak kullanılmıştır. Bu kurgular “kardeşlik ikliminin” söylemini görüntüde öne çıkaranlar arasında olabilir, genel anlamda insanlığa tuzak kurmak isteyenlerin işi olabilir.

Onların necvalarında (gizli, ötekilerden sakladıkları konuşmalarının) çoğunda hayır yoktur.”

Bu ayet özellikle yaptıkları kötü bir işin üstünü örtmek veya onunla başkalarını suçlamak, tuzak kurmak isteyen bir ailenin yapmak istediklerine dikkat çeker ve genel anlamda bu tür hallerin ekseriyetinin zarar verici olduğunu anlatır. Nice iman iddiasında olanlar arasında da bu tür gündemleri duyabiliyoruz.

Ancak bir doğru iş yahut bir iyilik yapılmasını ya da insanların arasının düzeltilmesini isteyenler müstesnadır. Kim Allah’ın rızâsını elde etmek için bunu yaparsa biz ona ileride büyük bir karşılık vereceğiz.”

Şimdi soru şu: Siz (biz) güne hangisiyle başlıyoruz?

Hile, desise, tuzak, kardeşlerimizin etlerini çiğneyen “gizemli laf ortamlarıyla mı” yoksa “hayırlı işleri beslemek için mi” sabahlıyoruz?

Bu soruların cevabı önemli zira birinin sonu azap, birinin sonu güzel bir mükâfattır.

İsteyen istediğini seçer çünkü ameller özgür irade ile şekillenmelidir.

Ayrıca günler, insanın kendi yönlendirmeleriyle başlamaz. İnsanların o tuzak gündemleri, bütün insanlığı içine alan bir girdaba dönüşebilir.Güya “hayır” için gizem dolu gündemlerde vakit harcayanlar, bütün iyilikleri yok edecek sonuçlara sebep olabilir. Kalplerde baskın olan gerçek amaç önemlidir. O baskın gayeye göre Allah o toplantıya not verir, ona göre karşılığını verir. Dikkat etmek gerekir; insanın düşünüp ettikleri, işleri ya cenneti besler veya cehennemi…

Yapıp ettiklerimizin fitneleri besleyebileceğini haber alıyoruz mesela…

İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kâfir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç” ifadesiyle düşünebilen insanlara haber verilen günler yaşanabilir.

Geçmiş bilgeliğin “ne oldum deme, ne olacağım de” diye özetledikleri bir hali düşünmek gerekir. Kitabın “kendini yeterli gören sapar” uyarısını da buraya taşımak gerekir. Ne geldiyse insanın başına, kendisini yeterli görmesinden, her şeyi bilme ukalalığının yol açtığı hastalıktan, kimseye ihtiyacı olmadığını düşünmesinden gelir. Koca devletler bu yüzden çöker. Yılların pişirmesi ve olgunlaştırarak üretken kılması gereken hareketler bu yüzden kendi yok oluş fitillerini ateşler. Oysa ihtiyacı olmayan sadece Allah’tır. O her an yaratmadadır ve bu yaratışın ürünü olarak, yerdekilerle göktekiler her an bir değişim içindedirler. Kendilerini değişmezlerle veya kibir körükleyen değişmezlerle sarmalayanlar, her gün ve her değişimle birlikte, varlıklarını biraz daha yok ederler. İnsanın, Allah’ın halifesi olarak, o’nun her an yaratması gibi, O’nun esma’ül-hüsnasıyla verdiği eğitimden ilhamla, sabahları ve akşamları karşılamaları gerekir. Statükoculuk çürütür, zamanın her an farklılıklar getireceğini anlamayanlar (mümin sabahlayıp, akşam inkâra saplanmak misali) etraflarına yaydıkları çürüme kokusunu miski amber zannederler.

Her dönem kendi kıyametini ve fitnesini üretir. Her dönem kendi inkârını besler veya imanını eritecek işler yapar. Her iyi başlangıç samimiyetin beslemesiyle (zira din samimiyettir), ilmin desteklemesiyle yol alır ve sonra kendini yeterli görme hastalığına kapılır. Belli dönemler ufuk açıcı olabilir, sonra ilim yok olur, hamaset egemen olur, kitabın ve resulün mesajları herhangi bir yorumda sabitlenir, çevreye kapatılır; kişilerin, şehirlerin, hareketlerin ve devletlerin günü fitneye mağlup olur. Bu dönemlerde yürüyen koşandan evladır. Koşan veya koştuğunu sanan düşünemez, her hızlı adımda daha farklı hatalar kendisini sarmalar. Oysa arada dinlenip “geride kalan ruhları beklemek” gerekir.

Hani Kızılderili rehberin yol göstericiliğinde hedefledikleri adrese doğru yol alan grup, rehberin yolun bir yerinde oturmasıyla şaşırır ve henüz adrese varmadıklarını ve neden oturduğunu sorar. Kızılderili rehber şöyle der: “Biraz hızlı geldik, ruhlarımız geride kaldı, oturup ruhlarımızı bekleyelim!”

Yukarıdaki hadisin bir başka rivayetinde başka ifadeler de yer alır.

"Kıyametten hemen önce karanlık gecenin parçaları gibi fitneler var. Kişi o fitnelerde mü'min olarak sabaha erer, akşama kâfir olur; mü'min olarak akşama erer, sabaha kâfir çıkar. O fitnede oturan, ayakta durandan hayırlıdır. Yürüyen koşandan hayırlıdır. Öyleyse yaylarınızı kırın, kirişlerinizi parçalayın, kılıçlarınızı da taşa vurun. Sizden birinin evine girerlerse, Hz. Âdem'in iki oğlundan hayırlısı olsun (ölen olsun, öldüren değil).

Ebu Davud, "koşandan" kelimesinden sonra şu ziyadeyi kaydetmiştir: "Yanındakiler, "Bize ne emredersiniz (ey Allah'ın Resulü)?" dediler. "Evinizin demirbaşları olun!" buyurdu."

Bu hadis bana göre, güne mücadelesiz başlamayı değil tefekkürü, sekineti, olayları doğru okumayı, geriye düşmüş ruhları beklemeyi anlatır. Bu hadis o gün kendimize “mümin mi sabahladım, kafir mi” demeyi değil, artık yapacağım şey yok, her şeye sahibim dememeyi anlatır. İlmin, amelin, inanmışlığın statükoyla değil süreklilikle hayatı besleyeceğini anlatır. Koşturmalar arasında tefekkürü ihmal etmenin fitneyi besleyeceğini anlatır.

Salgın günleri de birer fitne günüdür. Her birimiz evlerimizin “demirbaşı” olduk. Bu zaman dilimini, meseleler üzerinde tefekkür ederek, olayları daha farklı pencerelerden gözlemlemeyi deneyerek, koşturmaların bizi hangi çürümelerin içine sürüklediğini anlamaya çalışarak geçirmemiz gerekir. Her fitnenin ateşinden daha farklı pişerek çıkabilmek, arınarak yeniden başlayabilmek gerekir.

Her hased bir fitneyi besler mesela…

Güne hasedin beslediği bir gündemle başlamak, giderek kök salan fitnelere yol açar. Her fitne nice birikimleri alır götürür.

Nisa suresinde dile getirilen " Yoksa Allah'ın lütfundan insanlara verdiklerine hased mi ediyorlar?" hususunu düşünebiliriz.

“Hased, ateşin odunu yakıp yok ettiği gibi iyilikleri yok eder” hadisini tekrardan gündem edinebiliriz. Sadece hased etmenin nice “verim membaını “ yok ettiğini fark edip kendimize çekidüzen verebiliriz. Hasedin sadece hased sahibinin o ana kadar yaptığı iyilikleri değil “toplam iyiliği” cayır cayır yaktığını görebiliriz. Fitnenin bizi sarmalamasında, Âdem’in çağdaş çocukları olarak hasedin bizi düşürdüğü derekeyi, bize güldürttüğü “çağdaş kargaları” fark edebiliriz. İlim ve doğru bir inanmışlık olmadan bu fitneden sıyrılamayacağımızı idrak edebiliriz.

Hased istişareye manidir. Emanetin ehline verilmesine engel olur. İstişareye manidir zira “o kim ki dinleyeyim” dedirtir. Emanetin ehline verilmesine engel olur çünkü “ona görev verip, sözümün üstüne söz mü söyleteyim, sözümden çıkmayacak birine görev veririm kafam rahat eder” dedirtir. Oysa “ne diyorsam yapıyor” dediklerimiz asıl fitneyi besler.

“De ki: Sabahı güneşin aydınlığı ile başlatan Rabbe sığınırım. Yarattıklarından şer üretebileceklerin şerrinden, karanlık kapladığı zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfleyenlerin (tuzak kuranların, komplo peşinde olanların, şer fısıldayanların)şerrinden, hased ettiği zaman hesedçinin şerrinden!”

Bizim kök hücremiz tefekkürdür, o kaybolunca, Allah’ın yarattığı “en güzel suret de” başkalaşır. Tek çare kök hücreyi diriltmektir. Fitnelerden salimen çıkabilmenin yegâne yolu da, ilmin beslediği tefekkür yolculuğudur. Kapandığımız evlerimizde, insanlığa umut olacak düşüncelerle yeniden doğabilmektir. Tefekkür, ihtiyacımız olan enerji patlamalarını getirir, güneşteki patlamalar gibi; güneş için patlamaların bittiği an korkutucudur, insan için de tefekkürün beslediği patlamaların son bulması…

Güne tefekkürle başlayabiliriz.

Sizin için gün nasıl başlıyor sorusu bana göre önemlidir.

Mesela güne başlarken, İsra suresindeki ayetin söyletebileceği şu ifadelerle başlayabiliriz veya akşamlarken: Rabbim doğrulukla başlamayı, doğrulukla sürdürmeyi, doğrulukla neticelendirmeyi nasip et ve bana bunlar için katından bir güç ver!

 



YAZARLAR