Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Necip CENGİL


SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM

Necip CENGİL'in yeni yazısı;


 

 

Bu bir cümle bana ait değil, iktibas, merhum Ali Şeriati’ye ait… Şehirlerin, ülkelerin, şirketlerin selameti için, bazı şeylere alışan ve alıştırmaya çalışanları gerçekten rahatsız edecek, rahatlarını kaçıracak birilerinin sürekli çıkması gerekir. “Rahatsız eden adamların bitmesi” gelişmenin, iyileşme anlamında gelişmenin durması demektir. Herkesin olanlara alıştığı ve böyle gelmiş böyle gider denilen durumların sürmesiyle kötülük yaygınlaşır ve iyilerin umudu tükenir.

Bilgiyi tek yönlü bakış açısıyla, nesilden nesile aktaranlar, rahatsız eden şahsiyetlere iyi bakmazlar.

Ezber mantığına, bilginin masalımsı nakline âşık olanlar, farklı bakış açılarına kaşlarını çatarlar.

İşler yolunda gitmiyor” diyenler çıkınca; sofrayı kurup, aynı şeyleri tıka basa yedikten sonra kusup tekrar yiyen, tekrar kusan ve bunu alışkanlık hâline getirenler rahatsız olur.

“Alışkanlık hâline getirilen her iş, yapanı ve yapılan işi sıradanlaştırır.” diyenler arz-ı endam edince, bazı kişiler onları “düzen bozan” olarak ilan eder.

Kim ne derse desin, nasıl değerlendirirse değerlendirsin, “alışmış olanları rahatsız edecek” birileri sürekli çıkmalıdır.

Tabii “Sizi rahatsız etmeye geldim.” diyenlerin de sağlıklı bir bakış açısına sahip olmaları ve kendilerini iyilik yolunda geliştirmeleri gerekir. Rahatsız edenlerden olmak, iş olsun diye karşı çıkmakla, kendisi harami iken haramilerden şikâyet etmekle değil hakikati yaşayanlardan ve yaşadığını anlatanlardan, doğruyu gösterenlerden olmakla mümkün.

Denilebilir ki, rahatsız edecek cesaret ve sağlıklı bakış aynı bedende birleşebilir mi?

Evet, birleşir.

Mesela bütün peygamberler geldikleri toplumun, alışılmış yaşantı modelini rahatsız etmiştir. İnsanları ezerek, onların omuzları üzerinde yükselenleri, kamu malını sömürenleri, o sömürüyle -hesabı zor- zenginleşenleri rahatsız etmiştir.

Gerçekten peygamberlerin vârisleri konumundaki âlimler, bilginler “bu tür saltanat sahiplerini” rahatsız etmiştir, rahatsız eder.

Hayatı, gelişmeleri iyi okuyan bilginler (Sokrat gibi) “yedikçe kusan sofra sâhiplerini” rahatsız etmiştir.

Dünden bugüne içinde yaşadığımız toplumda, ülkemizde yolunda gitmeyen kimi şeyleri hatırlatmak birilerini rahatsız etmiştir, etmektedir.

Adâlet, müsavat, özgürlük, hakkaniyet çizgisine vurgu yapanlar “kimi sofra sâhiplerini” hop oturtup hop kaldırmaktadır.

Geçmişin işkencelerinden mesul olan kişilerin, hesapsız zenginleşenlerin, ülke kaynaklarını doğru kullanmayanların, hukuk karşısında eşit konumda hesap vermeye çağrılmaları, onlarla birlikte nice kişide rahatsızlık uyandırmaktadır.

Hukukun adâlet ve müsavat çizgisinde oturması için “alışılmışı rahatsız eden hukuk” adamlarının çıkması gerekir. Böyle bir ihtimal belirince, “kimi sofra sâhipleri” mümkündür ki hemen harekete geçerler.

Geçmişin “yürek yakan sahneleri” sebebiyle “gelin, hesap verin.” denilenlerin içinden “kafama sıkarım, hesap vermem!” diyenler çıkabilir.

Aslında bu söylemi şu şekilde de okumak mümkün diye düşündüğüm olur:

“Hele böyle bir girişimde bulunun, kafanıza sıkarım / sıktırırım!” mı denilmektedir?

Adalet, özgürlük, eşitlik hâlâ birilerine “birkaç numara” büyük geliyor.

Halkın önüne getirip koydukları ve “demokrasi dedikleri şeyin” aslında ne olduğunu anlamaya başlayanlar çoğalınca “demokrasi bizim dediğimizin dışında tanımlanamaz” der gibi davranıyorlar.

Bir şair akıcılığıyla…

Bir aydın endişesi ve cesaretiyle…

Bir âlim fedakârlığıyla…

Bir siyaset bilimcisi diliyle…

Bir tarih şuuruyla…

Adalet ve hakkaniyet vurgusuna, hesabın ağırlığını hatırlatmaya, kimsenin biriktirdiklerini beraberinde götüremeyeceğini söyleme cesaretine ve hatta haramın miras bırakılmasının nesli ebter edeceğini öğütleyecek münadilere ihtiyacımız var.

Ezberleri bozacak şekilde; "Sizi rahatsız etmeye geldik." diyenlerin ortaya çıkması, tarihî misyonlarını yerine getirmesi, ülkeyi insanlık çizgisinde en üst sıralara taşıyacak çalışmalara imza atmaları, adâlet, müsavat, özgürlük çizgisini beslemeleri, kötü gidiş kapısı açmak isteyenlerin, harami mirasta diretenlerin hesabını bozar.

Dünyada yeni bir yapılanma rüzgârı esiyorken, ufuk açıcı bir siyaset oluşmazsa…

Şimdiye kadar nasıl gelmişse öyle gider denirse, alışılmış devran sürerse…

Alışkanlıklar üzerinden, fazla yorulmadan, risk almadan “al gülüm-ver gülüm” işleyişi devam ederse…

Hiçbir şey değişmez.

Hattâ 12 Eylül ile birlikte başta Diyarbakır ve Mamak olmak üzere kimi yer ve mekânlarda, bugün dahi okurken, tüyleri diken diken eden işkence seanslarına özlem duyanlar, buna yeniden yol bulmaya çalışırlar.

Ülkemizin sanayi, teknoloji, bilişim, askeri ve uzay bilim ile birlikte insanlıkta, harami kazanımların reddinde örnek olması ve insanımızın yüzünde güller açması en büyük dileğimiz…

Not: Bu yazı Temmuz 2009 tarihinde yazılmış ve yayınlanmış bir yazıdır; bazı şeyleri zamanında yazmıyorsunuz diyenlere hatırlatmak maksadıyla gözden geçirilerek yeniden yayınlanmıştır.
 



YAZARLAR