Ömer Naci YILMAZ


Size Niye Geldiniz Dedik mi?

Suriyelilerin, Iraklıların varlığından rahatsız olanları Çanakkale´ye götüreceksin, şehitlikleri gezdirip mezar taşlarını okutacaksın. Geldikleri yerlere ve yaşlarına baksınlar. Birçoğu o insanların geldikleri yerlerin adını dahi duymamıştır, duyanlar da


Eskilerimizin eskimez sözleri vardır. İşte bunlardan birisi: ?Hafıza-i Beşer Nisyan ile Malüldür.? Yani insan unutur. Unutmak yerine göre çok iyi bir haslet olabileceği gibi bazen de kötü bir haslettir. Özellikle bizim içinde yaşadığımız toplum unutma konusunda oldukça mahirdir. 

Tarihsel donanımlarını okuldaki Tarih derslerinden sağlayanlar, tarihi bildiklerini zannedebilirler. Buradan beslenenlerin geçmişe dair tarihsel sınırları Cumhuriyetin ilanına kadardır. Ötesi bunları ilgilendirmez. Bu zihniyetin unutulmaz Milli Eğitim Bakanlarından Metin Bostancıoğlu ?Bizim tarihimiz Cumhuriyetle başlar.? ifadesini kullanmaktan çekinmemiştir. Köksüzlükle övünmek bunların karakteri olmuş, geçelim.

Tarihsel birkaç hatırlatma yaptıktan sonra asıl meseleye gelelim. 19. Yüzyıl´da Osmanlı Devleti´nin Anadolu topraklarına genelde Avrupa´dan özelde Balkanlar´dan, Kafkaslar´dan, Kırım´dan ve Akdeniz´deki adalardan göçler olmuştur. Baskılara, zulümlere, işkencelere maruz kalan Müslümanlar ve gayrimüslimler Osmanlıya, Payitahta sığınmışlardır. Ani nüfus artışları elbette bir takım sorunları beraberinde getirmiştir. Bu sorunları çözmek için 1857´de Muhacirun Kararnamesi yayınlanmış ve 1860-1861 yıllarında Muhacirun Komisyonu oluşturulmuştur. Bugünkü Göçler İdaresi gibi. Özellikle Fransa´daki 1848 İhtilallerinden sonra Avrupa´da karışıklıklar dalga dalga yayılmaya başlayınca Çekler, Macarlar ve Lehlerden (Polonyalılar) önemli sayıda nüfus Osmanlı topraklarına sığınmıştır. 1831-1882 yılları arasında Anadolu´daki Müslüman nüfus sayısı ikiye katlanmıştı. Özellikle Osmanlı- Rus (1877-1878) Savaşı bunda çok etkili olmuştur. Muhacirun Komisyonu´nun raporlarına göre Anadolu´ya aralarında Tatar ve Çerkezlerin de bulunduğu bir milyondan fazla insan göçmen/ muhacir olarak gelmiştir. Göçler sonrasında başta Anadolu olmak üzere Osmanlı topraklarında barınma, beslenme, sağlık ve yerleşme sorunları yaşanmış, sorunların çözümü için devlet çeşitli harcamalar yapmıştır. Osmanlı Devleti göç edenlerin ülkede hayatlarını sürdürebilmeleri için arazi, tohumluk ve ev gibi yardımlarda bulunmuştur.

Anadolu´nun münevver insanları göçmenlere/ muhacirlere siz niye geldiniz demedi. Bu insanlar, gelenlere: ?Allah´ın arzı geniş, bize ikram eden size de ikram eder, hoş geldiniz.? dedi. Yerini, yurdunu, yuvasını terkeden bu insanları biz Birinci Dünya Savaşı sırasında cephelerimizde gördük. Müslüman, gayrimüslim olarak Anadolu topraklarını omuz omuza vererek bizim insanlarımızla birlikte savundular. Savaş meydanlarında ve çevresindeki şehitliklerde yatanların ne hepsi Türk´tür, ne de hepsi Müslümandır. Onlar bu topraklar için ölmeyi göze almış adam gibi adamlardır.

Özellikle Suriyelilere sahip çıkma oranımız arttıkça birilerinin de çıldırma oranları artmaktadır. İşin garibi bu gariban insanların varlığına şiddetli bir şekilde karşı çıkanlar da bir zamanlar göçmen olarak bu topraklara gelmiş olan insanların çocuklarıdır. Gelen insanlara hazımsızlıkta ismi ön plana çıkan gazetecilerden Burak Akbay Makedonya göçmeni, Emin Çölaşan Girit Göçmeni Uğur Dündar Bulgar göçmeni, Yılmaz Özdil Girit göçmeni? Hiç kimse, hiç birimiz bu insanlara siz niye geldiniz demiyor, demek de aklımızdan geçmiyor. Kimin arzındayız ki arzın sahibinin yarattıklarından rahatsız olalım? El- İnsaf?

Suriyelilerin, Iraklıların varlığından rahatsız olanları Çanakkale´ye götüreceksin, şehitlikleri gezdirip mezar taşlarını okutacaksın. Geldikleri yerlere ve yaşlarına baksınlar. Birçoğu o insanların geldikleri yerlerin adını dahi duymamıştır, duyanlar da haritada yerlerini bile gösteremezler.

Kendi zihin dünyalarının iktidar olduğu dönemlerde Azeri Türklerini Rus´un keleşlerine terk edenler bizim zihin dünyamızı elbette anlayamaz. Ancak bu gelenler Afgan, Irak ve Suriyeli değil de Bulgar, Yunan, Rum olsaydı inanın ki aynı tavrı göstermeyeceklerdi. Biz bu zihniyeti 2018 yazında Yunanistan´daki orman yangınlarında test ettik. Yanan ağaçlar için, ölen insanlar için hepimiz üzüldük; ancak bunlar bir başka üzüldüler. Ağıtlar, mersiyeler dizdiler. Bunları yaparken Suriye´de, Irak´ta, Filistin´de ve Gazze´de sadece Müslümanlar değil, insanlık katledilirken ne gördüler, ne duydular ve ne de hissettiler. Oysa yaşananlara duyarlı olmak için sadece insan olmak yeterliydi. Onu da maalesef olamadılar, olamıyorlar. Dua edelim: ?Allah! Herkese ve hepimize insanlık ikram eyle.? Amin.



YAZARLAR