Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Halil ÇİFTÇİ


Siyasetin Mehdi Beklentisi

Halil Çiftçi; Mezopotamya bölgesi kurtarıcı fikrinin oluşmasında başat bir rol üstlenmektedir.


 

İnsanlığın tarihî serüveninde acziyetin, tükenmişliğin ve tembelliğin ortaya çıkardığı çatışmaların, krizlerin onulmaz yaralar açması ve ekonomik refahın azalması ile beraber kurtarıcı beklentisi oluşmuştur. Kriz dönemlerinde ezilen milletler ya da daha geniş ifadesiyle medeniyetler, yegâne kurtuluş reçetesi olarak kurtarıcının dünyaya gelerek insanlığı kaostan kurtarması ve adaleti sağlaması temenni edilmektedir. Özellikle eski medeniyetlerin kültür havzasına dönüşmüş bugünkü Mezopotamya bölgesi kurtarıcı fikrinin oluşmasında başat bir rol üstlenmektedir. Sümerliler, Babilliler ve daha sonra Mısır’a kadar yayılan kurtarıcı fikri zamanla teolojik bir hale dönüşerek dinî bir öğreti haline gelmiştir. İlk olarak bu öğretiyi içselleştiren din mensuplarını Hint coğrafyasında görmekteyiz. Hinduizm, Budizm gibi dinlere müntesip insanlar yoksulluk, sefalet ve kast sisteminin getirmiş olduğu ezilmişlik hissini “Kali” adı verilen bir kurtarıcıya umut bağlayarak gidermeye çalışmıştır. Milattan önce 6. yüzyıllarda İran’da ortaya çıkan kimilerine göre peygamber kimilerine göre de bir din kurucusu olan Zerdüşt’ün ölümü ile beraber Zerdüşt’ün soyundan gelen adı “Saoşyant” olan kurtarıcı dinler arasındaki kurtarıcı fikrinin bir rekabete dönüştüğünün göstergesi olmuştur. İlahi dinler içinde ise Yahudilerin tarihte yaşadığı sürgünler, katliamlar ve daha nice musibetlerin kurtuluş umudu Hz. Davud’un soyundan gelen “Mehdi”ye bağlanmıştır. Bu anlayış Hristiyanlarda “Mesih” adı ile karşılık bulurken İslamiyet’te mehdi olarak kabul görmüştür. Dinler tarihinin derin ve halen hemfikir olamadığı bir konu olarak günümüzde tartışma konusu olan kurtarıcı fikri, farklı dinlere mensup kişilerin kriz dönemlerinde bir çıkış kapısı olarak benimsenmiştir.

Hemen hemen dünyanın birçok yerinde kabul görmüş olan kurtarıcının gelmesi mümkün müdür? sorusu daima akıllara geliyor. Bunun için ortaya atılan paradigmalardan biri Mesih/Mehdi için Dünya’da belli bir kaos ortamının bulunması gerekmektedir. Hristiyanların başını çektiği Evanjelizm hareketi bunun için dünyada kargaşa ve anarşizmi tetiklemekle görevli Mesih sevdalıları olarak kabul edilmektedir. Hristiyanlar bu emelleri için Yahudiler ile sıkı bir ilişki içine girmiştir. Yahudilerinde Mehdi olarak tanımladıkları kurtarıcı gelmesi de evanjeliklerin öngördüğü şartlar ile sağlanacaktır. Bugün Amerika’da gelmiş geçmiş birçok başkan Evanjelik ideaların peşinde birer emir kulu olarak vazife yürütmektedir. Finansal desteklerini Yahudi lobi ve şirketlerden alan Amerikan başkanları Mesih’in gelmesi için siyaseti bir araç olarak kullanmaktadır.

Evanjelizmin Mesih gelmesi için siyaseti her daim araç olarak kullanmış. Bunun en büyük göstergesi Ortadoğu’da yaşanan savaş ve kaos ortamının her daim sıcak ve diri tutulması gerekmektedir. Öyle ki Ortadoğu Mesih’in zuhur edeceği yer olarak işaret edilmektedir. Buna göre katliam, kan ve gözyaşı Ortadoğu’dan eksik olmaması ile beraber Mesih buraya gelerek Tanrı’nın krallığını yeniden tesis edeceği öngörülmektedir. İçinde yaşadığımız dönemde Dünya siyasetine yön veren kişilerin Ortadoğu’dan üstlendikleri rol ile Mesih’in gelmesi için katliamaları sürdürmektedir. Savaşların şiddeti her geçen gün arttırılarak Literatürde “Armegedon” olarak bilinen bir dünya savaşı planlanmaktadır. Adım adım büyük savaşa doğru dünya sürüklenmektedir. BOP olarak bilinen Büyük Ortadoğu Projesi de Mesih/Mehdi’nin gelmesi ile yakından alakalıdır. Türkiye’de bir dönem bu projenin ortaklarından olduğunu söyleyen siyasetçiler çıkmıştır. Zulmün, kan ve gözyaşının batının hain idealarına kurban eden, masumların ölmesine kapı aralayan siyasetin varlığı insanlığı tehdit etmektedir.

Özellikle sosyolojik bir karşılık bulabilme adına yürütülen Mesih/Mehdi propagandası kitleleri dizginleyebilmek adına bir araç olarak ta bazı ülkelerde kullanılmaktadır. İnsanlar ülkede yaşanan ekonomik krizleri, savaşları yada doğal afetleri yarattığı travmaları Mesih/Mehdi beklentisi ile sineye çekerek ve zamanla sükûnete kanalize etmiştir. Bugünde ülkede yaşadığımız ekonomik çıkmazları, Adalet mekanizmasına olan güvenin yitirilmesi, ahlaki bozulma ile başlayan cinayetlerin artması Mehdi fikri ile giderilmeye çalışılıyor. Yakın zamanda siyasi partilerin birinde danışmanlık yapan kişinin “Mehdi için ortam hazırlıyoruz” sözü de aslında içine düştüğümüz çıkmazların nasıl bir kerteye ulaştığının ispatı olmuştur. Laik bir ülkede Mehdi beklentisi merkezi ideolojiyi derinden sarsmaktadır. Din ve devlet işlerinin -en azından bu çağda ve bu topraklarda- ayrılması gerekirken Mesih/Mehdi inancı zor zamanların siyasi bir kuklası haline gelmiştir. Anlaşılan Türkiye’de siyasi ya da politik hamleler tükenmiş ve çözüm için artık bir kurtarıcının geleceği siyasilerin temel beklentisi haline gelmiştir.

Aliya’nın dediği gibi Mesih/Mehdi fikri bir milletin tembelliğinin adıdır. Her türlü musibetin kurtarıcısı gökten inmesi beklenen bir insana yüklenemez. Her insan içinde bulunduğu dönemde üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği takdirde kurtarıcı fikrinin aslında herkesin kendi içinde olduğuna şahit olacağız. Adaletin yürütücüsü olanlar adil kararlar vererek, devlet başkanları halkın refahı için iş sahaları oluşturarak, insanlar kapı komşularının hakkına girmeyerek, emperyal emeller adına bir ülkeyi işgal etmeyerek ve daha nicelerini hayata geçirdiğimiz takdirde kurtuluşun ve mutlu bir toplumun ortaya çıkacağı ve bunun da başka bir kurtarıcının beklentisine insanımızı sürüklemeyecektir. Unutulmamalıdır ki her bir insan içtimaı hayatta üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiği takdirde ahlaki ve insani erdemleri merkeze aldığımız bir toplum tahayyülü kendi kurtarıcısını aynada görecektir.

 



YAZARLAR