Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



ALTAN TAN


Siyaset ve merkez

Yazarımız Altan Tan'ın "yeni" yazısı...


Siyasette ‘merkez’ nedir?

Merkezin sağı ve merkezin solu ne demektir?

Türkiye’de merkez sağ olduğunu iddia eden Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan ve Doğru Yol Partileri ile 1960’tan sonra ‘ortanın solu’ olduklarını söyleyen İsmet İnönü’nün CHP’si gerçekten de böyleler miydi? 

Türkiye’de hiçbir zaman Avrupa standartlarında bir sosyal demokrat parti neden olmadı/olamadı?

İdris Küçükömer‘in dediği gibi Türkiye’de düğmeler ters mi iliklenmişti?

Bu soruların cevapları ile ilgili bugüne kadar binlerce analiz (yazı, araştırma, kitap…) yayımlandı.

Ben de birçok kez bu konularla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaştım.

Uzun uzadıya tekrar aynı mevzulara girmeyeceğim.

Ancak özetle belirteyim ki Türkiye’de adına ‘merkez’ denilen yer, her zaman sorunlu olmuştur ve ‘merkez’ milletin büyük bir çoğunluğuna kan kusturmuştur.

Halkımız “Götürürler merkeze…….” sözünü de boşuna söylememiştir!

Siyaset biliminin Batılı tanımlamasıyla halkın genelini kucaklayan sağ veya sol bir ‘merkez’ ne yazık ki tüm çabalara rağmen oluşturulamamıştır. 

Sorun merkez kavramı ile değil, merkezin bizdeki yapısı ile alakalıdır.

Günümüze gelecek olursak, bugün siyasetin merkezi;

Kemalist (ulusalcı)

Milliyetçi

İslamcı (muhafazakar) birlikteliğinden oluşmaktadır. 

Aleviler ve sosyalistler zaten çok daha önceleri Kemalistlere iltica etmiş olduklarından (ayrıca konuşulması gereken ince bir konu) eskisinden farklı olan durum İslamcıların da ‘merkez’e dahil olmalarıdır. 

İslamcılar‘ tanımlamasına itirazlar gelebilir. Büyük bir kesim artık ‘İslamcı’ olmadıklarını, bazı İslamcılar da İslam’ın bundan münezzeh olduğunu, kendilerinin farklı düşündüklerini ve en azından düşünce bazında da olsa bu ittifakın dışında olduklarını söyleyebilirler.

Kavramlar, şahıslar ve gruplar üzerinden bir polemiğe girmek istemiyorum. Tanımlamalarımın genel (çoğunluk üzerinden) olduğunu söylemekle yetinmek istiyorum.

Kemalistler, milliyetçiler ve İslamcılardan oluşan ‘devletçi’ bu yeni merkeze dahil olmayan bir tek Kürtler kaldı diyebiliriz.

Bu yeni ‘merkez’ sadece ‘merkez’de kalsaydı yine çok fazla bir sorun yoktu!

Maalesef bu anlayış toplumun en az yüzde 80’ini kuşatmış bulunuyor.

Devletçi, Atatürkçü, milliyetçi ve milliyetçilikle yoğrulmuş bir İslamcılık (buna muhafazakarlık diyorlar!) ülkenin geneline hakim durumda.

Onun içindir ki önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi ne kadar önemli olursa olsun, seçim sonrası mevcut merkezin değişmesi beklenmiyor.

Muhalefet partilerinin hiçbiri yeni bir paradigmadan bahsetmiyor ve esas sorunlu alan da bu.

Gerçek ve doğru bir merkezin oluşabilmesi için olmazsa olmaz şart olan Kürt sorununun çözümü ve dış Kürtleri de kapsayacak yeni bir dış politika ile ilgili ufukta bir şey gözükmüyor.

Muhalefet partileri köşeli hiçbir söz etmemekte ittifak etmiş durumdalar.

Bu şekliyle salt iktidar değişikliğinin köklü bir değişim ve yeni bir paradigma oluşturması mümkün değil.

Mevcut iktidarın yerine gelecek koalisyonda İYİ Parti MHP’nin, ulusalcı CHP AK Parti’nin yerini alacak ve ‘eski tas, eski hamam’ misali; değişen sadece ‘tellaklar’ olacaktır.

Halkın ezici çoğunluğunun bu devlet merkezli milliyetçi, muhafazakar, Kemalist-ulusalcı paradigmaya gelmesinin/benimsemesinin en büyük sorumlusu tüm tarikat, cemaat ve örgütleriyle İslamcı kadrolardır.

20 yıllık iktidarı döneminde yeni bir merkez oluşturamayan (hisse verilerek eski merkeze ortak edilen) AK Parti, bununla da kalmamış yıllardır dışarıda olan İslami kurum, kuruluş ve grupları da ‘devletleştirmiştir’.

Bazı arkadaşlar, bahsettiklerimin önemli bir kesiminin (Nurcular, örgütler, bazı tarikatlar…) zaten çok daha önceden devletleştirildiklerini söyleyebilirler.

Türkiye’deki Müslümanların büyük bir kısmının zihnen öteden beri sağcı, devletçi ve milliyetçi oldukları iddialarında da haklı olabilirler.

Her ne olursa olsun oldukça sorunlu bir alan.

Bunca devletleştirilen kurumun ve çok daha da önemlisi Müslüman zihinlerin tekrar ‘özelleştirilmesi’ Ferhat’ın dağı delmesinden de zordur ve ne pahasına olursa olsun asıl çözülmesi gereken mevzu da budur.

Yeni bir paradigma ile yeni bir merkez oluşturulmadan bu merkezle menzile varmak mümkün değil.

Yol uzun, zahmet acı!

Ya Allah, ya sabır!

 

Kaynak: Farklı Bakış

YAZARLAR