Ömer Naci YILMAZ


SİYASET ve FASIK HABER

Ömer Naci YILMAZ; Siyasetin adam harcama sanatı olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Tartışmaların hangi boyutlara geldiği herkesin malumudur.


Cumhuriyet Halk Partili bir ismin genel başkan olmak için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Reis’le gizlice görüştüğü ve görüşenin kim olduğunun merak edilmesi haberi, yediden yetmişe herkesin konuştuğu bir konu oldu. Genel başkanlığa daha önceden aday olduğu için ilk anda herkesin aklına Sayın Muharrem İnce geldi. İddialı bir çıkışla: “İspat etsinler kendimi Taksim Meydanı’nda yakarım.” dedi. Külliyeden yapılan açıklamada böyle bir görüşmenin yapılmadığı söylendi. Buna rağmen Külliye fazla dile getirilince Reis: “Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum, sen genel başkanlığını ortaya koyuyor musun?” diyerek Sayın Kılıçdaroğlu’na meydan okudu. Aslını astarını araştırmadan yapılan açıklamaların ardından mahcubiyetlerin, yıpratmaların ve harcamaların geldiğini gördük. Siyasetin adam harcama sanatı olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Tartışmaların hangi boyutlara geldiği herkesin malumudur.

Bizim dikkat çekmek istediğimiz konu siyasetin dışındadır. Ancak mesele her alan için, ilahi bir ilkeyi öne çıkarması açısından çok önemlidir. Bu ilkeye herkesin çok dikkat etmesi gerekirken suizan bataklığında boğulan siyasetçilerin herkesten çok daha fazla dikkat etmesi gerekmektedir. İlahi ilke çok açık ve nettir: “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (49/Hucurat, 6) Ayet “Ey iman edenler!” diye başlıyor. Demek ki fasıklık iman edenlerin düşebileceği bir hata olup iman ettiğini söyleyenlerin ve iman iddiasında olanların çok daha dikkatli olması gerektiğini haber veriyor. Zaaflı insan olmak gibi bir özelliğimiz, eğer uyanık olmaz isek bizim fasık haberlere sazan gibi dalabileceğimizi de gösteriyor.

Bir takım insanlar sosyal medyada gördükleri bu haberler karşısında hiçbir araştırma ve inceleme yapmadan haberi paylaşan kişinin durumuna göre hemen beğeni butonuna basmakta veya paylaşmaktadır. O paylaştıysa doğrudur mantığı ile hareket edilmekte, masun insanların günahı alınmakta böylece iftira atılmakta ve bu iftira müminler eliyle yayılmaktadır. Çok yakından tanıdığımız, bildiğimiz insanlarla alakalı olarak yine çok yakından tanıdığımız insanlar tarafından başka başka saiklerle bu türden paylaşımlar rahatlıkla yapılabilmektedir. Senin beğendiğini Rabbimiz beğenecek mi? Yapılanlara acaba Allah’ın rızası var mı? diye hiç düşünülmemektedir. Birilerinin rızası ve hoşnutluğu ne yazık ki Allah’ın rızasına ve hoşnutluğuna tercih edilmiştir. Asıl tehlike ise budur. “Bunu yapanlar akşam yastığa baş koyduklarında ellerini vicdanlarına koysun ve böyle bir iftira haberini yaydım, acaba doğru muydu, benim için böyle bir şey söylense bana böyle bir iftira atılsa, anneme-babama, eşime-bacımı çeşitli iftiralar atılsa acaba ben ne yapardım?” diye düşünsünler. Yapıp ettiklerinizi yaşamadan, başınıza gelmeden öleceğinizi mi zannediyorsunuz?

Peki, bu türden haberlere çok mu şaşırıyoruz? Elbette hayır. Niye şaşıralım ki? Hz. Aişe annemize iftira atan münafıklar ve bu iftiraya inanıp da yayanların yine müminler olduğunu bildiğimiz için çok da şaşırmıyoruz. Fakat şaşırdığımız bir şey varsa o da bu türden iftira pazarlamacılığı yapanlar hiç mi Kur’an okumazlar? Hz. Aişe annemize atılan iftira bize niye anlatılıyor? Burada mümince bir duruş göstermemiz, mümince bir tavır almamız gerektiği için Rabbimiz müminlere yol yordam ve ilkeli bir duruşun nasıl olması gerektiğini öğretiyor. Rabbimizin sahabelere yaptığı uyarı bizi hiç ilgilendirmiyor mu? “Çünkü siz bu iftirayı, dilden dile birbirinize aktarıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Hâlbuki bu, Allah katında çok büyük (bir suç) tur.” (23/Nur, 15) “Onu duyduğunuzda: “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Hâşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır” demeli değil miydiniz?” (24/Nur, 16) Rabbimiz, görmezden-duymazdan gelin demiyor, sessiz kalın demiyor, muhatap cevap versin, siz seyredin demiyor. Mümince bir duruş istiyor. Böyle bir sorumsuzluğu yapacak olanlar müminler olacağı için Rabbimiz uyarıya “Ey iman edenler!” diye başlıyor. Haberci fasık bir kimse ise onun getirdiği haberin de fasık olma ihtimali çok yüksektir. Bunun için araştırılması gerekmektedir. Araştırmadan, incelemeden fasıkın getirdiği habere inanmak, o haberi yaymak fasıkın fıskına ortak olmak anlamına gelir ki bu durum kişinin Allah’a olan teslimiyetini bozmasıdır. Bir insan bir fasıkın getirdiği yalan haberi yaymakla neyi murad etmiş olabilir? Allah’ın hoşlanmadığı ve razı olmayacağı bir işi bilerek ve isteyerek yapmak acaba kimin değirmenine su taşımak olur? Allah’ın razı olmayacağı bir davranışın tek memnun olanı ve avuçlarını ovuşturanı şeytan ve avenesidir. Sonuç ise fitne ve fücurdur. Müminlik ne, fitne fücur ne? Bu kavramlar nasıl olur da yan yana getirilir ki? Birilerinden aferim almak için Allah’ın rızasının dışına çıkmak ve şeytanı razı etmek hangi akla hizmettir?

Fasıkların haberleri karşısında sadıklar etliye sütlüye karışmam, aman bana ne diye sessiz kalırsa onlar yol almaya devam eder. Fasıkların iftiralarını kolaylıkla ve cesaretle yapabilmelerinin sebebi sadıkların sessizliğidir. Bu manada sadıklar en az fasıklar kadar sorumludur. Ne yazık ki son günlerde mümin olduğunu zanneden yalan haberlerin yayıcıları işi o kadar abarttılar ki fasıklar kıvılcımı saçar, bizimkiler ateşi harlar oldu. Onların yapacağı işi gönüllü olarak kendileri üstlendiler. Fasıkların haberlerinin müşterisi olmak, aldığı haber karşısında sazanlık yapmak fasıklığı ödüllendirmek olur. Yukarıya aldığımız hucurat suresinin altıncı ayeti fasıkın haberi karşısında sazan olmamak gerektiğini öğretiyorken, düpedüz iftira olduğu bilinen haberlere sazan gibi dalmalara karşı acaba Kur’an başka ne demeliydi?

 



YAZARLAR