Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


Siyasal İslam Tartışmaları

Yazarımız Yusuf Yavuzyılmaz'ın Özgün İrade Dergisi 2020 Mart (191.ç) Sayısında yayımlanan yazısı...


Uzun süredir tartılmakta olan “Siyasal İslam” konusu, bir süre önce Ak Partiden ayrılıp kendine yeni bir siyasa yol çizmeye çalışan Abdullah Gül’ün “Siyasal İslam öldü” çıkıyla yeniden alevlendi. Ancak tartışma, verimli bir temelde yürümekten ziyade, siyasa tartışmaların gölgesinde kaldı.

Öncelikle her konuda olduğu gibi, herhangi bir siyasal ve toplumsal olayı tartışma konusunda da belirgin bir yöntem sorunu olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Tartışma konusundaki yöntem sorunu, Abdullah Gül’ün “Siyasal İslamcılık öldü.” tartışmalarında da tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. İslamcılığın önemli bir kolu olan siyasal İslamcılığın tüm yönleriyle analiz edilmesi gereken bir tartışma yerine, politik alana sıkışmış verimsiz bir tartışmaya kitlendi. Kuşkusuz siyasal İslam tartışmasının bu duruma dönüşmesinde, tartışmayı başlatan aktörün politik kimliği ve yeni siyasal arayışlardaki rolü önemli bir belirleyici oldu.

Diğer yandan tartışmaya katılan tarafların içindeki militanlar, tartışmanın verimli bir mecraya dönüşmesinin önündeki en önemli aktörler oldular. Kuşku yok ki, bir partinin, grubun veya siyasal eğilimin militanı olan kişinin sağlıklı yorum yapmasına imkan yoktur. Onun görevi kendi kampını ve o kampın çıkarını korumaktır. Bu yüzden militan, kendi partisinin olumsuzlukları görmez, bunun yerine doğruluğunu test etmeden karşı olduğu parti hakkındaki olumsuz haberleri kullanır. Onun gerçeği aramak veya hakikate ulaşmak gibi bir derdi yoktur. Bu yüzden kaçınılmaz olarak seçmecidir. Onun sorunu sadece epistemolojik değil, aynı zamanda etiktir. Bundan dolayı, tartışmayı militanın çok kullandığı genellemecilik ve indirgemecilik tuzağına düşmeden yürütmek gerekir.

İslamcılık ve onun bir türevi olan siyasal İslamcılık tartışmaları, aktüel dünyanın sorunları, geleneksel din anlayışının yorumları, dünya ölçeğinde siyasal İslamcılığa yönelik eleştiriler, Cumhuriyet modernleşmesinin din tanımlaması ve Cumhuriyet modernleşmesinin din anlayışına uygun bir İslami söylem üretme çabasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bilindiği gibi radikal bir modernleşme örneği olarak Cumhuriyet modernleşmesi, dini siyasal alandan tamamen, özel hayattan ise olabildiğince uzakta tutmayı hedeflemiştir.

Öncelikle kavramsal olarak İslamcılığın sınırlarını belirlemek gerekir. İslamcılık, İslam’ın yaşanılan döneme ilişkin bir yorumudur. Bir anlamda kaçınılmaz bir içtihat eylemidir. İslam var olduğu sürece bu arayışlar da var olacaktır. İslamcılık, bir yorum olduğuna göre, her yorum gibi yanılgıya açıktır. Uygulamalardan doğan eksiklikler ve yetersizlikler, İslamcılığın olumsuz bir arayış olduğunu göstermez. İslamcılık üzerinden politika üretenler, simdi İslamcılığın öldüğü üzerinden politika üretiyorlar. İslam var olduğu sürece, onun politik, toplumsal, hukuki arayışları da olacaktır. Dünya sisteminin İslamcılığı olumsuzlamasından sonra, İslamcılık eleştirilerinin baŞlaması arasındaki ilişki de ilgi çekicidir. Yani Müslüman siyasetçiler için İslamcı olmamak dünya sistemi için kabul edilebilirlik ölçütü oldu.

Aslına bakılırsa, toplumsal alanda yeni bir yorum olan içtihat bir anlamda İslamcılıktır. Çünkü İslamcılık, bir anlamda yaşanan çağın sorunlarını çözmeye dönük bir eylemdir. Mezhepler ve ekoller, bir tür bağlayıcı olmayan, yaşanılan zamanın sorunlarına ilişkin yorumdur. Yani İslamcılığa aittir. İslam var ise İslamcılık kaçınılmaz olarak var olacaktır. Yoksa İslam’ı yorumlamak mümkün değildir. Hem yeni yorumları savunmak, hem de İslamcılığı reddetmek çelişkidir. İslamcılığın asıl tartılan yönü, siyasal İslamcılıktır. Siyasal İslamcılık, İslam’ın değerleriyle barışık, dünya sisteminin sorunlu yönlerine karşı bir adalet arayışı olarak ortaya çıkmıştır. Kuşku yok ki, bu arayışın çeşitli düzeyde sorunları olmuştur. Zaten İslam’ın siyasal tecrübesi beşeri bir tecrübedir. Bu yüzden, sorunların, hataların ortaya çıkması kaçınılmazdır.

“Siyasal İslam bitti” tezini dillendirenler diyenler aslında açıkça söylemeseler de, yeni politik pozisyonlarına ilişkin niyetlerini ortaya koyuyorlar. Siyasal İslam’ı kurtulmamız gereken bir yük olarak görenler, siyasal geleceklerini Siyasal İslam’ın bitimine bağlamış gözüküyor. Siyasal İslam ortada durduğu müddetçe, sürekli İslam üzerinden eleştirilme korkusu duyuyorlar. Çünkü İslamcılık uygulanan ve uygulanacak olan modernleşme siyasetine derin itirazlar içeriyor. Şurası açık ki, bizim siyaset alanında İslam’ın iddialarını dillendirmekten kaçınmak üzerine inşa ettiğimiz siyaset, İslam’ın siyasal arayışının bittiği anlamına gelmez. Bu anlamda siyasal İslamcılığın bittiği tezi, Batılı oryantalistlerin ideolojilerin bittiği teziyle örtüşür.

İslamcılık, İslam’dan yola çıkarak, yeni bir düzen kurmayı amaçlayan, İslam’ın temel değerlerini hayata hakim kılmaya çalışan bir harekettir. Bu hareket en meşru harekettir. İslamcılık adına hareket edenlerin yaptığı hatalar, uygulama yanlıları ve yaşanılan başarısızlıklar arayışın meşruluğunu ortadan kaldırmaz.

Öyle görülüyor ki, İslamcıĺık çökerse, İslamcılığı basamak yaparak belirli bir konum elde eden herkes rahatlayacak. Çünkü İslamcılık vicdanı harekete geçiren bir anlayıştır. Hayatın bütün alanlarını İslam’ın temel değerlerinden hareketle yeniden inşa çabasıdır. Bu çabayı kaybeden insanlar, İslamcılığı öldürerek vicdanlarını rahatlatmak istiyorlar. İslam var oldukça, onun politik alandaki arayı olan siyasal İslamcılık da var olacaktır. İslam var olduğu sürece İslamcılığın ölmesinin mümkün olamayacağını, ancak bir zamanlar bu idealleri paylaşan insanların önceliklerinin değiştiğini gösterir.

Siyasal İslamcılığın ve genel anlamda İslamcılığın nasıl bir arayış olduğu Said Halim Paşa ve Aliya İzzetbegoviç üzerinden okunabilir. Said Halim Paşa, Osmanlı’nın çöküş yıllarında, Aliya ise Bosna Savaşı yıllarında İslamcılığı bir imkan olarak görmüş ve siyasetlerini bu temelde yürütmüşlerdir.

Siyasal İslam tartışmaları aslında yeni politik arayışlarla ilgili bir tasarımına da işaret ediyor. İslamcı bir gelenekten gelen siyasa aktörlerin yeni politik pozisyonlarına ilişkin bir arayışa işaret ediyor.

Milli Gazete yazarı Abdülaziz Kıranşal, “Siyasal İslam Çöktü mü?” sorusunu sorarak şu analizi yapmaktadır: “Siyasal İslam çöktü diyenler bilsin ki, çöken, siyasal İslam değildir. Eğer bir şey çökmüşse güçle imtihan olan Müslümanların adaleti çökmüştür. Parayla imtihan olan Müslümanların ahlakı çökmüştür. Makamla imtihan olan Müslümanların merhameti çökmüştür. Kalabalıkla imtihan olan Müslümanların kardeşliği çökmüştür…Çöken, siyasal İslam değildir. Çöken, güç ve iktidar için uğruna savaştığı değerleri ihmal ederek zafer kazanma derdine düşen Müslümanların güvenilirliği ve eminliğidir. Çöken, Allah, kitap, din, dava diyerek ortaya çıkanlara karşı toplumun hüsnü niyetidir…

Çöken, her türlü imkâna ve güce sahip olmalarına rağmen İslam’ın ne siyasi, ne ekonomik, ne de ahlaki alandaki örnekliğini ortaya koyamayan Müslümanlara bağlanan umut ve heyecandır…

Çöken, paraya, lükse, israfa, konfora ve gösterişe alıştırılan Müslümanların aile yapısıdır, nesilleridir…

Çöken, yola niçin çıktığını unutan, hedef ve ideallerinden sapan, kimliğini, özünü ve ruh kökünü kaybeden, İslam’ın siyasal yönünün çöktüğüne çarenin ise halen Batı’da olduğuna inanan Müslümanların ta kendisidir…”(Abdülaziz Kıranşal, 20 Şubat 2020, Milli Gazete)
İslamcılığın bittiği, siyasal İslam’ın iflas ettiği tezi, özellikle İslam’ın bir muhalefet ideolojisi olarak ortaya çıktığı ve etkin olduğu bir zaman diliminde ortaya çıkmıştır. İslamcılığa karşı yapılan bu itirazlar doksanlı yıllardan beri dillendiriliyor. Kuşkusuz bu dünya sisteminde yeni tehdit tanımlamalarıyla yakından ilgidir.

İslamcılık, dünya için bir umuttur. Çünkü İslamcılık, sadece bir muhalefet anlayışı değil, bir anlam arayışına işaret etmektedir. Bu anLamda İslamcılık, bu topraklardaki en makul, en ahlaki ve en meşru dünya görüşüdür. İslamcılık, İslam dininin temel ahlak ilkelerinden yola çıkarak, adil bir yönetim modeli arayışı olduğundan, İslamcılık adına ortaya çıkan arayışların başarısız olması, arayışın kendisini ve hedefinin meşruluğunu ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla hiç kimse kendi politikalarındaki başarısızlıkları İslamcılık öldü üzerinden meşrulaştıramaz.

Kuşku yok ki, Abdullah Gül’ün değerlendirmeleri dikkate alınmalıdır. Ancak, Gezi olayları ve İslamcılık hakkındaki düşüncelerine katılmak mümkün değildir. İslamcılık, belli bir tarihsel dönemde İslam inancından yola çıkarak adil bir yönetim biçimi oluşturma arayışıdır. Abdullah Gül’ün dediğinin aksine İslamcılık ölmedi, kendi içinde bulunduğu uygulamaların yanlışlığı ortaya çıktı. Gezi ve Siyasal İslamcılık konusundaki tezleri, felsefi ve sosyolojik analizler değil, politik bir gelecek endişesine işaret etmektedir.

Kuşkusuz İslamcılığın İslam birliği ideali gerçekleşmemiş bir ideal olarak ortada durmaktadır. İslamcılığın sosyal, siyasal ve kültürel tezlerli mutlaka değerlendirilmeli ve eleştirilmelidir. İslam ve siyasal İslamcılık adına ortaya konan tezlerin beri zihnin ürünü olduğunu unutmamak gerekir. Kuşkusuz hiçbir insan, hatadan uzak, tartışılmaz doğru düşünceler ortaya koyamaz. Bu noktadan hareketle, Tunus’tan Mısır’a İhvan tecrübesi, Cezayir ve İran tecrübesi, Bosna ve Malezya tecrübesi ve dünyanın diğer bölgelerinde var olan ve uygulanan İslamcı pratiklerin eleştirilmesi mümkündür. Ancak buradan hareketle İslamcılığın öldüğünü savunmak mümkün değildir.

Kuşku yok ki, İslamcılığın en büyük ideali olan “İslam birliği” idealinin önündeki engeller bulunmaktadır.
1-Ulus devlet örgütlenmeleri,
2- Milliyetçilik ideolojisinin yaygınlığı,
3- Mezhep farklılıkları,
4- Batılı güçlerin çıkarları.
5- Ekonomik gelir adaleti dengesizliği
6- İslam ülkelerinde iktidarların diktatörlüğe eğilimleri.
7- İslam siyaset düşüncesinin otoriter yorumunun meşru kabul edilmesi, bu engellerin önde gelen parametreleridir.

Tartışılması gereken, İslamcılığın idealleri değil, bu ideallere ulaşmak için uygulanan pratiklerin neden başarılı olmadığıdır. Bu konu üzerinde, tüm deneyimler dikkate alınarak önemle durulmalıdır.

Kaynakj: Özgün İrade Dergisi



YAZARLAR