Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Seyfi Pınarbaşı


SINIR BİLİNCİ

Yazarımız Seyfi PINARBAŞI'NIN "YENİ" YAZISI...


Bunlar, Allah'ın sınırları / yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse, onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur. Kim Allah'a ve Peygamberine başkaldırır ve sınırlarını / yasalarını aşarsa, onu, temelli kalacağı cehenneme sokar. Alçaltıcı azap onadır."(Nisa, 4/13-14)   

Hz. Peygamber (sav), bir hadisinde, "Bir kimse perdeyi (ar perdesini) sıyırmadıkça, Allah'ın sınırlarını çiğnemez." (Tirmizî) buyurmuştur.                                                                       

Dünyada bugün yer altı ve yer üstü kaynakları için çok ciddi bir savaş var. Bu öz kaynakların çoğunluğu ise bizimde içinde olduğumuz Müslümanların bulunduğu coğrafyada yer almaktadır. Gelişmiş emperyalist ülkeler, az gelişmiş ülkelerin öz kaynaklarını sömürebilmek için çok ciddi hileli yönlendirme yapıyor. Bu durumun bir insanlık sorunu olduğunu anlamak lazım. Var olan problemi çözebilmek için problemin kaynağını doğru teşhis etmek lazım. Gelişmiş ülkelerin uyguladığı sözünü ettiğim bu problemin çözümü, Allah’ın sınırlarını hayatın merkezine koyarak birlikte hareket etme duygusundan geçiyor. Güçlü olmanın yolu birlikte hareket etmekten geçmektedir.                                                                                                                                                      

Günümüzde Allah’ın hudutlarını en fazla çiğneyenler, ekini ve nesli yok etmeye yönelmiş son yüzyılın emperyalist ve kapitalistleridir. Hududullah’ı çiğneyerek ekini, nesli ve adaleti yok etmek en önemli şeytanlaşma tavrıdır.
Had kelimesi (çoğulu hudûd) sözlükte masdar olarak "engel olmak, iki şeyin arasını ayırmak"; isim olarak "iki şeyin birbirine karışmasını önleyen şey, bir nesnenin uç ve kenar kısmı, sınır, tanım" gibi anlamlara gelir. Had iki şey arasında birbirine karışmasını önleyen engel demektir. Belirginleştirmek, başkalarından ayırt edici nitelik ve engellemek gibi anlamları vardır. Kur'an-ı Kerim'deki hudûdullah ifadesi, Allah'ın ahkâmı / belirlediği hükümler ve kurallar anlamında kullanılmaktadır Yüce Allah, müminlerin başlıca özelliklerini sayarken, bunlardan biri olarak "Allah'ın sınırlarını / yasalarını korumayı." da belirtmektedir.                                                            

Kur’an-ı Kerim'de hudûd kelimesi on dört yerde geçer; bunların on üçünde Allah'a, birinde ise (Tevbe 9/97) Allah'ın Resulü ne indirdiği vahye izafe edilir.

Bu ayetlerde hudûdullah tabiri, ayetlerin ifade akışına bağlı olarak "Allah'ın koyduğu hükümler, yasaklar, ölçüler, sınırlar" gibi anlamlar taşır. Allah’ın sınırlarınıinsanların aile ve toplum hayatlarında belki de en çok çiğnedikleri ve gerekli hassasiyeti göstermekte zorlandıkları belli alanlar konusunda çok sık zikredilmesi, hiç şüphesiz bu konuların önemini ve önceliğini göstermektedir. Sınırları belirlenmiş alanlar konusundaki hassasiyet kadar, sınırı geçme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan şüpheli şeylerden de kaçınmak, onların uzağında olmak gerekir. Ancak bunu da yine sınır hassasiyeti mantığı içinde yapmak, evham ölçüsüne vardırıp sınır ötesine geçmemek doğru ve uygun olur.                                                                                                                        

Allah'a tövbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen (cihad ve hicret eden, rızasını arayıp duran), rükû yapan, secde eden, iyiliği emreden, kötülükten alıkoyan ve Allah'ın sınırlarını koruyan müminleri müjdele." (Tevbe,9/112 )

Bu ayetin belirttiğine göre, hudûdullahı korumak, müminlerin bir özelliğidir. Öyleyse müminlerin başlıca özellikleri, Allah'a iman ve bunun gereği olarak ona kulluk ederek, iman-amel bütünlüğü içinde davranışta bulunmaktır.                                                                                                

Kapitalist küresel güçlerin ezilenleri haklarından mahrum etmek istemeleri ile Mekke müşrik cahiliyesinin servet ve iktidar sahibi ileri gelenlerinin muvahhitleri salattan engellemek istemesi alak suresi 6-10 aynı zihniyetin iki farklı yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.   İkisininde temelinde insanın kendisini müstağni görerek haddi aşıp azgınlaşması yatmaktadır.(hayır şüphesiz ki insan kendini müstağni gördüğünde azar (alak 6,7)             

Sınır bilinci, sınır erdemi ve hikmetinden nasibini almayan insan seyyaldir, gidip gelir, konar kalkardır, bir orada bir buradadır farkına varmaz ama aslında hiç bir yerdedir.                                                      

Her seçim bir sınırdır. Sınırsızlığı seçmek ise kendi sınırlarımızı var eden bütün seçimlerimizden, varoluşumuzdan vazgeçmeyi gerektirir.                                                                                 

Bedensel olarak beşer suretinde olmanın ölçütü akıl; ruhsal olarak insan suretinde olmanın ölçütü ise ahlâktır. İnsan olmanın değeri; ırkı, dili, dini ve milliyetiyle ölçülmediği gibi mülkü, makamı ve şöhretiyle de ölçülmez. Ahlâkımız, bildiklerimizle yapabildiklerimiz arasındaki sınırdır. Çünkü bilen akıldır, yapabilen ise vicdandır. Yaptığımız tercihlerin bir bedeli, karşılığı olduğunu bilmek ve bunu göze almamız gerekiyor. Zira ahlakımızı tercihlerimiz belirler.                                                                                                                                                             

Kadim öğretilerin ve peygamberlerin insanları davet ettikleri dinlerden günümüze kadar gelen yazılı ve sözlü kaynaklarda geçen yasalara insanlar artık kolayca ulaşabildiğinden, isteyen herkes bilgi sahibi olabilmektedir. Fakat bütün bunları çok iyi biliyor olmak, yapabiliyor olmak anlamına gelmediğinden, bilmek dünya üzerinde beklenen ahlaki dönüşümü sağlamaya yetmiyor bilgiyi bilince dönüştürerek pratik olarak hayata geçirmemiz gerekiyor.                                                

Bilmedeki sınırsızlık, yapabilmedeki sınırlılıkla karşılaştığında, sınır ile bilinç birbiriyle aynada yüzleşebilir. Yani bilinç, bildiklerinin onu dönüştürüp dönüştürmediğini vicdan aynasına baktığında görür. Fakat gören ahlâkımızdır.                                                                                            

Hakikatlere daima kendi ahlâk öğretimiz üzerinden baktığımız için meselenin aslını görmekte zorlanırız. Bu nedenle hakikate dair anlatılanları duyarız ama ne kadar anlatılırsa anlatılsın kendi ahlâk anlayışımıza göre anlarız.                                                                                                                     

İnsanların duygularına hitap etmeyi seçenler ise varoluşlarını aslında yasa dışı eylemlerle destekleyenlerdir. Geleneklerine ve inançlarına dokunarak kalplerine girdikleri insanlarla, kendi aralarında sarsılmaz bir bağ kurarlar. İnsanlarla kurulan duygu bağı, hataları görmezden gelmeyi ve affetmeyi sağlayan en güçlü akıl bağıdır. Bu nedenle aşırı duygusallık aklı bağlayıcı ve köreltici bir nitelik taşır.                                                                           

Duygularıyla hareket eden insanları etkilemek kolaydır. Duygularının etkisi altındaki geniş insan topluluklarına tesir ederek, Allah’ın belirlediği sınırlar yerine her türlü hududullah dışı eylemlerinin yasallığına ikna eden güç odakları, ilkesiz ve yasasız toplumun yasası kendileri olurlar. Bu nedenle baskıcı keyfi uygulamalar altında kaybedilen özgürlükler, telafisi mümkün olmayan bedellere en güzel örnektirler. Dolayısıyla tercihlerimizde Allah’ın sınırlarını referans almak toplumdaki özgürlüğü, güvenliği ve düzeni teminat altına almak demektir.                                                                                                                                                

Dünya barışını sağlamak, Ancak Allah’ın sınırlarını korumakla mümkündür. Bunun sağlanabilmesi için ise öncelikle insanın kendi hadsizliğine bir sınır koyması gerekir.                                       

İslam barış dinidir Müslüman ise barışa teslim olandır. Yaratılışı toprak olan insan barışın yeşerebileceği en uygun ortamdır. .                                                                                                                                                  



YAZARLAR