Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Muhammet YETİŞ


Sihirli Tuşlar, Büyülü Ekranlar, Kararan Vicdanlar…

Yazarımız Muhammed Yetiş'in, Özgün İrade Dergisi 2020 Temmuz (195.) Sayısında yayımlanan yazısı...


Bilgisayar teknolojilerinin ve sosyal medya ortamlarını üreten akıl/güç insanlığı ve düşmanlarını ( Müslümanları, Doğu toplumlarını, Avrupa ve Amerika dışındaki herkesi ) ve de kendi halklarını bu kadar etkileyebileceklerini hatta avuçlarının içine alabileceklerini düşünmüşler miydi?  Çok merek ediyorum. Dünyanın ve insanlığın geldiği/getirildiği nokta gerçekten dehşet derecede ürkütücü, korkutucu ve de şaşırıcı. Buyurun, konuyu biraz açalım;  Dijital Devrim ve sosyal medya silahlarının insanlığın bünyesinde oluşturduğu hastalıkları birlikte teşhis edelim: Askeri ve istihbari olarak birilerini takip edip hakkında bilgi toplayıp gerektiğinde kullanmak mı istiyorsunuz? Telefondaki konum hizmeti ve internet sayesinde hangi saniye, nerede an be an takip edebiliyorsunuz. Herhangi bir kişi/grup/kurumun bilgisayar ve telefonlarındaki en özel/kişisel/mahrem bilgileri; şifreleri, banka hesaplarını vb. ele geçirmek mi istiyorsunuz? Bu da çok zor değil; bilgisayar ve akıllı telefonlarda bulunan sosyal medya vb. programlar üzerinden her türlü bilgi ve belgeye ulaşıp onları elde etme, arşivleme ve kullanma zor değil.  Onlar artık avucunuzun içinde. (Nisan ayında İstanbul’un ilçelerinin birinde resmi bir kurumda çalışan binlerce çalışanın banka hesaplarına ‘Zoom’ programı üzerinden ulaşılması en yakın örnek.) Ya da istediğiniz kişi, kurum veya topluluğu siyasi/sosyal olarak yönlendirmek mi istiyorsunuz? Ürettiğiniz içerikleri sosyal medya üzerinden pompalayarak istediğiniz figürü, kişiyi, kurumu, partiyi sevdirebilir ya da nefret ettirebilirsiniz. (Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlık seçimleri bunun en çarpıcı örneği. Mevcut başkan Ali KOÇ yaklaşık 20 yıldır hiç kimsenin yanına bile yaklaşamadığı eski başkan Aziz YILDIRIM’ı hem de oy oranında dörde katlayıp seçimi kazandı. Bunu hiç kimse tahmin etmiyordu. Bu seçim kampanyasında sosyal medyanın rolü asla yadsınamaz.) Ekonomik olarak bir ürün mü sattırmak istiyorsunuz? Bu da kolay. İnternet üzerinden hangi ürünü sevip, hangisinden nefret etmesini istiyorsanız çeşitli programlar ( oyunlar, videolar, filmler, belgeseller… ) ile bunu sağlayabiliyorsunuz. Pazarlama ve satış artık bilinçaltı teknikleri ile teknoloji üzerinden son sürat yapılabiliyor. Ya da tersinden düşünelim. Hedef kitleniz nelere ihtiyaç duyuyor, neyi seviyor; yine internet üzerinden kullandığı arama motorları aracılığıyla hangi sitelere girmiş, hangi ürünleri araştırmış, hangi linki kaç kez tıklamış? Bunları tespit edip o ihtiyaç ve ürünlere yönelik istediğiniz markayı dilediğiniz fiyata fazla yorulmadan satabiliyorsunuz. Hatta dijital para üretip; paradan para kazanmak, kazanımları tamamen kontrol etmek bile mümkün. Psikolojik olarak bir toplumun bireylerinin karakterleriyle mi oynamak istiyorsunuz? Bu da mümkün: kişilerin kullandığı teknolojik aletler ve internet/sanal ortamlar üzerinden gönderdiğiniz linkler; görseller, videolar, hareketli resimler, oyunlar, filmler vb. programlarla her yaş grubunun bilinçaltına hitap ederek istediğiniz; hatta istemediğiz patolojik tipler üretebilirsiniz.

Velhasıl yaşamın her alanı, her milimetre karesi; hatta vicdanlar; hatta ve hatta rüyalar, hayaller, düşler dijital devrimin işgali altında. Yıllar önce bir sunumunda Kemal ÖZTÜRK konuyla ilgili ‘’ biz sanayi devrimini kaçırdık, dünya bu hale geldi. Şimdi de ‘Dijital Devrim’i kaçırmak üzereyiz.’’ Diyerek çok önemli bir uyarıda bulunmuştu. Yaşayarak ve bedel ödeyerek öğrendik ki çok haklıymış. Dünya sessiz bir devrimin depremlerini yaşıyor. Korkunç olan şu ki: Batı, Sanayi Devrimi ile dünyanın iplerini ele geçirdiğinde sadece biz düşmanlarına ( Müslümanları, Doğu toplumlarını, Avrupa ve Amerika dışındaki herkesi ) değil tüm insanlığa zarar verdiği gibi yaptığı Dijital Devrim ile yine sadece bizleri değil tüm insanlığı kasıp kavuracak gibi görünüyor. Bilim kurgu filmlerindeki üretilip kontrolünü kaybeden robotlar gibi tüm insanlığı tahrip edecek gibi görünüyor. İnsanlığın sonunu (1) getirmeyi biraz daha hızlandırıp; tanrıyı kıyamete daha fazla zorlayacak (2)  gibi görünüyorlar.

İşin bizim mahalleden görünen kısmına gelince: çocuk, genç, yaşlı; kadın, erkek; amir, memur, çiftçi, esnaf; öğrenci, öğretmen, ebeveyn kısacası herkes artık camdan ( elektronik aletlerin: akıllı telefon, tablet, bilgisayar, televizyon vb. ) bakıyor. Camdan/cama bakanlar maalesef candan bakamıyorlar. En candan dostlarımız, kardeşlerimiz bile camdan/cama sürekli bakınca candan bakışlarını kaybediyorlar. Her şey görsele dökülünce kalp unutulur oldu. Vicdanlar pas tutmaya başladı. Ekranlar kitapların önünü kapatınca duygular donuklaşıp emojiye; düşünceler kısalıp slogana dönüşmeye başladı. Duruşlar beğeniye indirgendi. Salih ameller, güzel eylemler donuklaşarak paylaşıma dönüştü. Dostluk, kardeşlik, diğerkamlık klavyenin tuşlarından akan yağların oluşturduğu kaygan zeminde kontrolünü kaybetti. Ekranın duyguları olmadığı gibi klavyenin dini de vicdanı da yoktu; bu tuşlara basmanın maddi bir bedeli de olmayınca gözler ekrana eller ve parmaklar klavyeye kilitlendi. Ekranlar insanları perçemlerinden, klavyeler bileklerin, içerikler de yüreklerinden yakaladı. Artık gözlerimizde, ellerimizde ve kalplerimizde sanal zincirler, prangalar ve kelepçeler vardı.  Vicdanlardan sonra zihinler de pas tutmaya başladı. İdrakler kapandı, fikirler felç oldu. İnsanlık kendi eliyle oluşturduğu bir canavarın esiri artık.

Hele ki kendilerine umut bağladığımız bazı kardeşlerimiz bu sanal ortamların cazibesine kapılmaya başlayınca eksen kayması tehlikesini en yakınımızda hissetmeye başladık. Yapılan her paylaşım, basılan her beğeni butonu, gönderilen her emoji duruşumuzu bir milim daha yamultuyor gibi. Görüntü ve videolar, hareketli resimler, kespler… sadece elektronik cihazların hafızalarını tahrip etmekle kalmıyor; sanki zihinlerimizi, vicdanlarımızı, bilincimizi ve idrakimizi de kirletiyor gibi.

Belki de en kötüsü dijital ortamlar üzerinden üretilen ve paylaşılan çeşitli oyun, video, fotoğraf, film vb. görsel programlar üzerinden her yaş grubundan çocuklarımızın zehirleniyor olması. Onların tertemiz fıtratları internet üzerinden pompalanan çeşitli görsel içeriklerle hayal edilemeyecek boyutlarda kirletiliyor: Kimileri şiddet oyunlarıyla sadist ve mazoşist bir kişiliğe itilirken; kimileri gayr-i ahlaki içeriklerle fuhuş ve zinaya yönlendiriliyor. Kimileri tüketim canavarına, kimileri istedikleri kişi ve mekana saldırmaya hazır çağdaş mankurtlara dönüştürülüyor. Zihinleri ve vicdanları teknoloji üzerinden iğdiş edilmiş neslimiz; değerlerine yabancı, hatta düşman; Batı’nın/batılın her türlü yönlendirmesine müsait kurşun askerlerine dönüşüm yolunda. X ve Y (3)  kuşağının yaşadığı olumsuz değişim ve dönüşüm rüzgarı; Z kuşağında kasırgaya dönüşmek üzere. Alfa Jenerasyonu ile ilgili bir değerlendirme yapmaya gelince; şimdilik bundan korkuyorum.

Sahi bu durumlarda kitaptan okuduklarımız, sünnetten öğrendiklerimiz, gönülden gönüle tedris ettiklerimiz neden aklılara gelmez, neden tercih ve eylemlerimize etki etmez?

Bazen: ‘acaba ben mi bazı şeyleri çok büyütüyorum?’  diye kendimden şüphe ediyorum.’ Ne olur herkes gibi modaya uysam, toplumda ve medyada güçlü ve etkili şahıs ve kurumları karşıma almasam, -ki artık karşıma almakta güçlük çekiyorum- hatta onların yanında durup gücünden ve rüzgarından faydalansam?’ diye uzun sorular soruyorum. ‘Bu kadar çok kişi beğenip destek veriyorsa, reklamını yapıp paylaşıyorsa doğru olan budur.’ Diye bir vesvese geliyor. Hatta az zararlı olanlar veya kendime yakın hissettiklerim için küçücük tavizler de veresim geliyor. Geçmişteki duruş ve düşüncelerime bakıp çelişkiye düşünce de savunma mekanizmalarına sarılıyorum. O zamanki tutum ve tercihlerimi gençliğime ve toyluğuma bağlamak geliyor içimden…  Ama olmuyor işte! Midem kaldırmıyor; daha ileriye gidemiyorum. Çocuklarım ve öğrencilerim geliyor aklıma, vereceğim fotoğraf daha da çirkinleşiyor. Okuduğum kitaplar, tahlil etmeye çalıştığım ayetler, siretten kesitler, sahabe hayatından sahneler; candan dostlardan gelen uyarılar beni bu sanal şeytanların sarmalından uyandırıyor. Yeniden kendime geliyor, şükrediyorum.

Hayır, hayır toplumsal statülerine (4)  doğuştan sahip olanlar; bu statüyü parayla, güçle, sanal veya sahici ayartmalarla elde edenler; imajlarını sanal ve hormonal gazlarla şişiren tipler… toplumun çoğunluğu tarafından makbul görülse de kalbimizi, sevgimizi, desteğimizi celp etmemeli. Her türlü gerçek ve sanal ortamda bu soysuz ve kadim akımlara  karşı mücadelemizi sürdürmeli; ruhumuzu bu akışa teslim etmemeliyiz. Her türlü sanal/gerçek ortam ve platformda zalim kişi veya kurumun karşısında olmalıyız. ‘Zalimlere meyletmeyin, yoksa ateş size de dokunur.’ (5) En azından yanlarında olmamalıyız. Bazı zorunlu durumlarda aynı ortamda olsak da kalbimiz/vicdanımız asla onlarla beraber olmamalı. Kalbimiz, son kalemiz, kişiliğimizin başkenti. Orayı dahili ve harici şeytanların işgaline karşı korumalı, payitahtımıza gerçek padişahımız dışında kimsenin hakim olmasına izin vermemeliyiz.

Rabbimiz, kalbimizi/vicdanımızı ve ayaklarımızı senin dinin üzerine sabit kıl!

Yönümüzü ve yörüngemizi senin istikametin üzere kaim kıl!

Bizleri, bizden sonra gelenler için güzel örneklikler bırakan; güzel çağrılar yapan, güzel çığırlar açanlardan eyle!

Neslimizi şeytanın ve şeytanlaşmışların şerrinden muhafaza eyle!

Ciğerparelerimizi kurtlar sofrasında kurban olmaktan koru!…

Kimin elinin kimin cebinde olduğu belli olmayan günümüz sosyal ve sanal ortamlarında, her türlü melanetin işlenip baş döndürücü bir hızla yayıldığı elektronik platformlarda; tevhidi hakikatin, adaletin, merhametin, ahlakın, erdemin… çok zor seçildiği görüntü ve düşünce kirliliğinin oluşturduğu sisli ve puslu bu zamanlarda neslimize yol göstermeyi, yön göstermeyi bizlere nasip et!

Dipnotlar

FUKUYAMA Francis, Tarihin sonu tezi

HALLSELL Grace, Tanrıyı Kıyamete Zorlamak

AYDIN Musab, Kuşaklara Sesleniş-Aks-i Seda Makalesi, Haber Duruş

ERTEN Hayri, Modern Müslüman Toplumun Tipolojisi, s.53

Hud Suresi-113



YAZARLAR