Hasan ŞEREFOĞLU


Şiddet Sarmalında İstikamet Kaybetmek

İnsanlık olarak sorunlarımızın kangrenleştiğini kabul etmek zorundayız.


Küresel yada bölgesel ölçekte yaşanan problemler toplumlarda derin travmalara yol açmaktadır. İnsanlık olarak sorunlarımızın kangrenleştiğini kabul etmek zorundayız. Toplumları, içinde çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya getirmek isteyen güçler ortalığı karıştırmak adına puslu bir ortam oluşturdular. Bu puslu hava devam ettiği müddetçe hakikatlerin perdelenmesi kaçınılmazdır. Bu durum devam ettiği sürece suların durulacağı pek mümkün görünmüyor. Kurt nasıl ki puslu havayı seviyorsa derin çıkarları olan yerel ya da küresel ölçekteki aktörler de puslu ortamdan hoşlanırlar. Aklıselimin yerine, hamasi duyguların hakim olduğu bu tür ortamlarda söz konusu aktörler, çıkarlarını daha iyi muhafaza edebilmektedirler.
 
Yazılı ve görsel medya sayesinde; manevi değer yargılarının ötelendiği, şiddetin, ayrımcılığın körüklendiği, şatafatlı ve hodbin (bencil) yaşam tarzının dayatıldığı bu karanlık atmosfer; evrensel ilkeler etrafında birlikte yaşama arzusunu sekteye uğratıyor. Bu ortamlarda, henüz insani ve ahlaki değer yargılarını muhafaza eden, aklıselim düşünebilen bireylerin savundukları doğrular, bu karanlık hengâmede çok cılız kalmaktadır. Haliyle doğruların üzerinin örtüldüğü bu sosyo-psikolojik ortam, olaylara yüzeysel ve taraflı yaklaşma tarzını teşvik eder hale gelmektedir. Bu da kişileri, yüzeysel olan kendi bakış açısına sahip olmayanlara ithamda bulunmalarına ve hatta şiddet uygulamalarına yöneltmektedir. 
 
Genelde Ortadoğu özelde de tüm İslam âleminde aklın yerine duygusal cereyanların hâkim olduğu sancılı bir dönemden geçiyoruz. Çıkarlarını ilahlaştıran küresel güç odakları kadim sünnetlerinin gereği oluşturdukları puslu havadan aidiyet duygularını körükleyerek bir şiddet sarmalı oluşturdular. Toplumlara asıl gayelerini unutturarak, çatıştırdılar.
 
Şiddet sarmalının insanları asıl hedefinden nasıl uzaklaştırdığını ve bu şiddet sarmalının olumsuzluklarından sıyrılmak için yapılan karşı hamlelerle ilgili asrısaadetten birkaç misal vererek konumuzu biraz daha açalım.
 
Hz Muhammed (a.s) Medine´ye gelmeden önce şehirde Evs, Hazrec (Arap), Beni Kurayza Beni Kaynuka ve Beni Nadir (Yahudi) kabilesi yaşamaktaydı. Yahudiler Araplara nazaran sayıca az olmakla birlikte özellikle iktisadi, ilmi ve kültürel yönden Medine ve civarının hakimi durumunda idiler. Yine Yahudi topluluklarının bölgeye hâkim olmak arzularından dolayı başvurdukları çeşitli entrikalarla Evs ve Hazreç kabileleri arasında iki tarafın da büyük kayıplar vererek zayıf düşmelerine sebebiyet veren kavgalar yaşanmıştır. Yaklaşık 120 yıl süren (Buas harbiyle son bulmuş) bu kavgadan dolayı taraflar büyük zayiat vermiş ve taraflar arasında derin bir düşmanlık vücuda gelmişti.  Fakat muhacirlerin Medine´ye hicretinde hemen önce aralarındaki ihtilaf ateşi azalmıştı. Aralarındaki bu düşmanlığın ve Yahudi tehdidinin ortadan kalkmasının ancak Mekke´de peygamber olduğunu söyleyen Hz Muhammed´in (a.s) hakemliğinde İslam´ın sağlayacağına kanaat getirip Müslümanları kendi şehirlerine davet ettiler. Düşüncelerinde yanılmadıklarını kısa sürede gördüler.
 
Peygamber efendimizin (a.s) önderliğinde gerek Evs ve Hazreç kabileleri, gerek muhacir (Mekkeliler) ve Ensar (Medineliler) arasındaki oluşan kardeşlik ortamını kendi çıkarları için tehlikeli gören Yahudiler, Müslümanların birlik ve kardeşliğini baltalamak için çeşitli entrikalara başvurdular. Evs ve Hazreç kabileleri arasında yaşanmış olan eski davaları kaşıyarak yekdiğerine düşman etmek istediler? Rivayete göre, Şemmas b. Kays adlı bir Yahudi; Evs ve Hazrec`e mensup Müslümanların dostça oturup muhabbet ettiklerini gördü. Bunun üzerine bu Yahudi kendi arkadaşlarına Evs ve Hazreç kabilelerinin böyle dost oldukları sürece kendi çıkarlarının zedeleneceğini ve huzurlarının bozulacağını iddia etti. Medineli Müslümanların arasına fitne sokmak için bazı Yahudilere: ?Haydi şunların yanlarına gidip oturun, aralarında ihtilaf çıkarın onlara ?Buas Günü? ve daha önceki düşmanlıklarını hatırlatarak aralarında münakaşa çıkartın.? dedi? Evs ve Hazreç fertlerinin bu fitnenin etkisiyle asabiyet damarları kabardı. Kabilelerini öven sözler söylemeye, nihayet birbiriyle tartışmaya başladılar. Öfkelerinden dolayı gözleri hakikatleri görmez olmuştu. Evrensel davalarını unutup şahsi çıkarlarını öne çıkarıp birbirlerini tehdit edip: ?Haydi silaha, haydi Zahire`ye, haydi Harre meydanına!? diyerek birbirine meydan okudular. Tam da fitneci güruhun arzulamış olduğu puslu hava oluşmuştu. Aralarında çıkacak bir şiddet cereyanı her iki kabileyi de asıl mecralarından uzaklaştıracaktı.
 
Peygamber efendimiz (a.s)  bu olayı haber alır almaz derhal beraberindeki ashabıyla birlikte olay mahalline  gelerek: ?Ey Müslümanlar topluluğu!!.. Allah, Allah! Ben aranızda bulunurken de cahilliye davası mı yapıyorsunuz? Allah sizi İslam`a hidayet ettikten, küfürden kurtarıp kerem ve yardımı ile cahiliyenin kökünü kestikten ve aranızı bulduktan sonra, yine eski küfre mi dönüyorsunuz?? diye nasihat etti.
 
Hz Muhammed´in bu nasihati üzerine, Evs ve Hazrecliler, içine düştükleri tehlikenin bir düşman tuzağı olduğunu anlayarak derhal ellerindeki silahları bıraktılar, gözlerinden yaşlar dökerek birbirlerine sarılıp kucaklaştılar.
 
Allah-u Teâlâ bunun üzerine ders ve ibret dolu şu ayeti inzal buyurdu:
?Hepiniz, toptan sımsıkı Allah`ın ipine (Kur`an`a) sarılın ve sakın tefrikaya düşüp ayrılmayın. Allah`ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O`nun bu nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında iken sizi oradan da O kurtarmıştı. Umulur ki hidayete erersiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklar.? (3/103)
Başka bir misal vermek gerekirse, Hudeybiye antlaşmasına, ileri gelen sahabelerin itirazına rağmen Hz Muhammed (a.s) on yıl sürecek bir huzur ortamının Müslümanların yararına olacağını öngörmüş ve antlaşmaya imza koymuştur. Gerçekten de çatışmalı ortam bitirilince kısa sürede Arabistan yarım adası Müslümanların davetine icabet etti. Hâlbuki husumet bu davetin bu kadar kısa bir sürede netice vermesine yardımcı olmayacaktı.
 
Yine günümüzden örnek vermek gerekirse ABD yönetimi 12 Eylül olaylarını bahane ederek kendisi için stratejik hedef olarak gördüğü Ortadoğu merkezli kimi ülkeleri işgal etti. Bu ülkeleri teröre destek vermelerinden dolayı işgal ettiklerini dünya kamuoyuna ilan ettiler. Ama aslında ABD yönetiminin bu işgallere yöneltmesinin başlıca iki sebebi vardı: İlki İsrail´in güvenliğini temin etmek, ikincisi zengin petrol kaynaklarına sahip olmaktı. Elbette bu niyetlerini dünya kamuoyu ile paylaşsalardı kimseyi bu işgallerin sebeplerine inandıramazlardı. O yüzden Dünya Ticaret Merkezi´ne yönelik elim olayı tertiplediler. Böylece bu puslu havada gerçekler örtbas edilip hem kendi halklarının, hem de uluslararası toplumun yapacakları işgallere sesiz kalmasını sağladılar. İşgal ettikleri Irak´ta bir milyona yakın insan öldürüldü ve yine Afganistan´da çoluk çocuk demeden sivil hedefler vuruldu fakat ne Müslüman camia ne de uluslararası kamuoyu ABD´nin tertiplediği puslu hava sayesinde, gerçeği göremeyip (din, dil, ırk ve mezhep ihtilafları) bu vahşete seslerini çıkartamadılar.
 
Şiddet şiddeti tetikliyor. Şiddet var olduğu sürece kitleler arasında adavet nötralize edilmeyecektir. Şiddet sarmalı ortak değerler etrafında kümelenmeye engeldir.
VE SELAM..


YAZARLAR