Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



MUSTAFA AYGÜN


SEKÜLERİZM ve MİLLİ EĞİTİM

Yazarımız Mustafa Aygün'ün "yeni" yazısı...


Toplumsal yozlaşmanın korkutucu boyutlara ulaştığı günümüz Türkiye’sinde, “Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz” sorusu bilinçli ailenin, geleceğin inşasını önemseyen ve sağlıklı bir toplumsal yapısı inşa etmek isteyen her devletin, cevaplanması gereken bir sorudur.

Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyılda başlayan Batılaşma hareketi günümüze kadar, sekülerizmin etkisi altında, toplumun dünya görüşü üzerinde derin bir değişime neden olmuş, toplumda hâkim olan dinî dünya algısını laik dünya algısına doğru evirmiştir.

İnsanın ilk eğitim yeri aile olsa da kişiliğinin inşasında ve yukarıda bahsettiğimiz değişim/dönüşümde okul kurumunun önemi ve etkisi yadsınamaz. Okullarda verilen her bir dersin içine zerk edilmiş olan “felsefe” burada önemli bir işleve sahiptir. Türkiye’de uygulanmakta olan müfredata baktığımızda; dini olanın ferdin içine yani vicdanına hapsedilmesi; dikkati yalnızca bu dünyada olana çekerek, dini/uhrevi olanın gündelik hayatın (sosyal, hukuk, siyasi alan dahil) dışına itilmesi anlamına gelen sekülerist anlayışın (Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi dahil) tüm eğitim müfredatına hâkim olduğunu söyleyebiliriz.

Batılı tarzda seküler eğitim kurumlarının açılması, 1768-1774 Osmanlı-Rus harbinden sonra ordunun modernleştirme çabalarının bir sonucu olarak askeri alanda başlamış, II. Mahmut döneminden itibaren sivil alana da sirayet etmiştir. Bu dönem ve sonrasında tamamen pragmatist anlayışla hareket edildiğinden, eğitim sistemimiz derin bir felsefi temelden yoksun olduğu gibi toplumsal uzlaşmadan uzaktır.

Günümüze geldiğimizde siyasal alanda “millilik ve yerlilik” söylem olarak sık sık vurgulansa da uygulama alanında bunun böyle olmadığı açıktır. Toplumsal hayatta para, makam, mevki, itibar, şöhret vb. dince kıymet verilmeyen ne kadar husus varsa değer gördüğü; hukuk alanında konjektöre, adama göre değişen kararların hâkim olduğu, inançtan kaynaklanan düşünce ve uygulamaların dindar/muhafazakâr kimlikli insanlarca bile günlük hayattan dışlandığı vakıadır. Buradan hareketle seküler dünya görüşünün tüm toplumu etkisi altına aldığını, pragmatizm ile harmanlanarak bütün kutsalları araçsallaştırdığını söyleyebiliriz.

Seküler eğitim anlayışın ürettiği fertler bilgi ve beceri düzeyleri yükselmiş olmasına karşın dini, manevi yanları ihmal edildiğinden sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma vb. özellikler yönünden geri gitmiştir. Batı dışı toplumları da etkisi altına alan bu anlayış, eğitim yolu ile kendi toplumundan kopuk, onlara tepeden bakan, sermaye ve devlet kademelerinde makam sahibi bir sınıfın ortaya çıkmasına neden olarak toplumsal kamplaşmanın önünü açmıştır. Hatta bu kesimin diğer toplumsal kesimler üzerinde baskıcı ve sonu şiddete varan uygulamaları olmuştur. Bu etki günümüzde de halen devam etmektedir.

Günlük hayattan dışlanan din artık çeşitli gerekçelerle para/yardım istemede; seçim zamanlarında oy toplamada, savaş zamanlarında askerin cesaretini arttırmada; afet vb. durumlarda halkın direncini yükseltmede bir araç olarak “gerektiği zaman, gerektiği kadar” anlayışıyla kullanılan bir ögeye indirgendiğine üzülerek şahit oluyoruz.  Bu ahlaki temelden yoksun anlayışın bertaraf edileceği yerlerin başında eğitim kurumları gelmektedir. Bu sebeple öncelikle eğitim felsefemizin sonrasında ise eğitim müfredatımızın yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Sadece imam hatiplerin ve imam hatiplilerin sayısının arttırılmasına dayalı anlayışın başarısız olacağı ve toplumsal alanda tepki ile karşılanacağını söylemeye bile gerek yoktur.



YAZARLAR