Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



F. Yılmaz ALTUNÖZ


ŞEHİR, KİMLİK VE TEMSİLİYET

Yazarımız F. Yılmaz Altunöz'ün "yeni" yazısı...


Öncelikle şehri insanlar kurar. Kenti inşa edenler, kentlerini sahip oldukları felsefe, ideoloji ve inanç üzerine inşa ederler. Taşa toprağa kendi ruhunu üfleyerek bir kimlik verirler. Bir kişilik kazandırırlar. Ancak ruh üfleme kimlik kazandırma, iki şekilde olur. Kenti inşa ederken kullanılan materyaller, yapılaşma, yol ve caddeler, meydanlar; en hafif deyimle estetik olmayan adı kent olan yerleşim yeri. Yani ergonomik olmayan şehirler. Bir diğeri ergonomik olan şehirler. Ergonomi bir nevi insan mühendisliği olarak tanımlanabilir. Toplumun inanç, kültür ve tarih kodları dikkate alınarak; inceleme ve araştırma neticesinde; çevre ile uyumu en iyi biçimde olan, birey ve toplumun ihtiyaçlarına hızlı ve kolay bir şekilde ulaşmasını sağlayan bir şehir; ergonomik bir şehirdir.

Sonra da şehir insanları kurar. Şehri inşa edenlerin felsefesi, yaşam tarzları ve hayat anlayışları; meskenler, cadde ve sokaklara, eğlence yerlerine, ibadet alanlarına, kamusal alan ve tüm görsellerine şekil verir. Bu hal sonradan gelen nesillere bir davranış biçimi sunar. Sakinlerine ve geleceğe bir kimlik dayatır.

Bu anlamda şehir sorumluluktur. Öncelikle yönetenlerin. Sonrada sakinlerinin. Sakinler derken; sanatçılar, yazar ve çizerler, sosyologlar, mimar ve mühendisler, tarihçiler, ilahiyatçılar başta olmak üzere diğerleri… Fransız devriminden sonra Batının dayattığı şehir anlayışı ve inşasında ilahiyat ve din adamlarına rol verilmemiştir. Tamamen hazcı ve materyalist bir felsefe üzerine kentler inşa edilmiştir.

Bir Müslüman ülke de inşa edilen şehir planı ve yerleşkelerle; batılı bir kentte inşa edilen şehirler aynı plan üzerine kurulmuşlardır. Şehirler, farklı coğrafyalara, farklı tarihlere ve farklı ideolojilere sahip olsalar da, yüklendikleri misyon ile ülkeleri için çağdaş ve ideolojik birer sembol, sosyal ve politik değişim için ise birer araç olmak üzere tasarlanmıştır.

Türkiye’de resmi ideoloji; ideolojik jakoben tavırla şehirler inşa etmeye çalışmıştır. Öyle ki yüzyıllardır Osmanlı devletine başkentlik yapan İstanbul terkedilerek, Ankara başkent yapılmıştır. Bu sıradan bir tercih değildir. Bu arayış yeni bir bağlam ve kimlik arayışıdır. Tarihten, inançtan, kültürden koparak, başka bir deyimle var olan medeniyet anlayışını reddederek; ulusçu, modern ve seküler bir egemen ideolojinin; güç ve temsiliyetinin şehir olarak sunulmasıdır.

Ancak, seküler sistemin denetim ve yönetiminde kurulan şehirler, son 20 yıldır; bizim mahallenin sakinleri tarafından yönetilmektir. “Daha adil bir dünya” beklenirken, büyük halk yığınlarının büyük umutlarla beklediği o değişim olmadı. Beklenen şey daha adil, daha ahlaki ve daha yaşanılır şehirlerin inşasıydı. İnanç, tarih, kültür ve mahremiyet temelli bir değişim beklenirken; seküler dünyanın temsiliyetine katkılar sunularak devamı sağlandı.

YAZARLAR