Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Muhammet YETİŞ


ŞEHİDLİK VE ŞEHADET ALGIMIZ

Yazarımız Muhammet Yetiş'in "yeni" yazısı...


Şehit; Bir mecliste hazır bulunan, idrak eden, bilen, gören v.b.  anlamlara gelen şahit kelimesinin mübalağası ve devamlılık ifade eden şekline denir.Yani şehit en büyük şahittir.Yeryüzünde hakkın,adaletin.tevhidin,erdemin şahidi olduğunu hayatıyla tasdik etmiştir şehit.

Günümüzde pek çok devlet,millet,örgüt,kurum,kuruluş ve cemaat kendileri ve beşeri amaçları uğruna ölen insanları şehitlikle nitelemektedirler. Demokrasi şehidi, Futbol şehidi, Sanat şehidi cephe şehidi vb. garabet yaklaşımlar şehitlik makamı için hakaret sayılabilecek yaklaşımlardır. Ancak şehitlik kurani bir kavram olup,çeşitli dünyevi kirlere bulaşan ve her önüne gelenin sahip olacağı bir mertebe,makam ve olgu değildir.Bununla beraber kimin şehit olup,kimin olmadığı kararı kimsenin tekelinde de değildir.Kısacası Şehitlik kavramı günümüzde  tahrif edilmiş, içi boşaltılmış veamacından saptırılmış tartışmalı kavramlarımızdan biridir. Bu kavramı kuran ayetleri ışığında yeniden anlamaya büyük bir ihtiyaç hasıl olmuştur.

Tarihin herhangi bir kesitinde çeşitli nedenlerle fedakarca ve gözünü kırpmadan canını veren pek çok kahraman ortaya çıkmıştır. Bunları şehitlikle niteleme gibi bir görevimiz veya yetkimiz yoktur. Yinede her özgürlük savaşçısına saygıyı hak ettiğini düşünüyoruz.

Şehitlik mertebesine/makamını/kavramını irdeleyecek olursak; bu ulvi mertebenin sınırlarını bizzat Allah (c.c) belirlemiştir.Allah tarafından övülen bu mertebeye pek çok peygamber,sahabi,alim, mücahit ve ihlaslı Müslüman gıpta ile bakmışlardır. Nitekim son peygamber Hz. Muhammed s.a.s Allah yolunda öldürülmeyi,sonra diriltilip tekrar öldürülmeyi,sonra yine diriltilip tekrar öldürülmeyi ve bunun hep böyle sürüp gitmesini isterdim,diyerek şehitlik ve şehadete verdiği değeri vurgulamıştır.Yüce rabbimiz de kutlu kitabının bir çok ayetinde şehitlik mefhumunu taltif etmiştir. Bakara suresi 154.ayette ‘’Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; onlar diridirler;  fakat siz farkında değilsiniz.’’ Buyurulmaktadır. Yine Al-i İmran suresi 169.ayette ‘’Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; bilakis onlar diridirler; ve rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.’’ Buyuruluyor.  Ahzab süresi 23.ayette ise ‘’Müminlerden öyle erler vardır ki onlar Allaha verdikleri sözde durdular; kimisi adağını yerine getirip şehit oldu, kimisi de şehit olmayı bekliyor; onlar Allaha verdikleri sözü asla değiştirmediler.’’ Buyuruluyor. Yüce rabbimiz bu ayetlerde ve daha pek çok ayette hayatını imanına şahit kılan müminlerden bahsederek konunun önemine dikkat çekiyor. Sonuç olarak şehitlik: Allah yolunda olmak ve Allah yolunda ölmek veya öldürülmek ile direk bağlantılı olmak durumundadır. Kişi Allah’ın dininin şahidi olup; şehadet arzusuyla yaşıyorsa onun nerede ve/veya nasıl olduğunu bakılmaksızın ismi şehitler arasına yazılabilir. Bununla beraber kişi en zor cephede savaş verirken öldüğünde şehadet arzusu ve ihlası yoksa kişi bırakın şehit olmayı Batıl üzere ölmüş olabilir. Yani şehitliği belirleyen ölüm şekli değil; yaşam şekli ve ihlastır. Rabbim bu ihlası hepimize nasip etsin…

Şimdi tarihi seyir içerisinde adağını yerine getirip şehadet şerbetini içen kutlu-aziz şehitlerimizi hatırlamaya çalışalım:

İnsanlık tarihinde Allah’a ilk adağı adayan hz.  Adem’in oğlu Habil’dir. Bu adağı Allah tarafından kabul edilmiştir. Kurbanı kabul edilmeyen kabilin kıskançlık ve hınçla saldırmasına karşılık vermeyen Habil ikinci kurban olarak kendini adamış ve şehitler zincirinin ilk halkasını oluşturmuştur. Rabbimiz kutlu kitabında bu olayı zikrederek Habil’in kurbanını ve şehadetini kabul ettiğini ortaya koymuştur.

Yahudilerin işkenceleri sonucunda şehit olan hz. Zekeriya veoğlu  hz. Yahya ile birlikte adı kuranda geçmeyen pek çok peygamber nebilikle birlikte şehitlik şerefine de nail olmuşlardır.

Son peygamber hz Muhammed s.a.s getirdiği aziz İslam davasına gönül vermiş olan Sümeyye ve Yasir isimli sahabiler şehidlik müşriklerin işkencesi altında şerbetini içmişler peygamber döneminin ilk şehitleri olma şerefine nail olmuşlardır.

Biricik İslam ümmetini daha büyüyüp gelişmeden yok etmeye çalışan dönemin müşrik, münafık ve Yahudilerine karşı kahramanca mücadele edip onların kalplerine korku salan Hz. Hamza Uhud Savaşı’nda şehit edilmiş ‘şehitlerin Şahı’ unvanını alarak rabbine yürümüştür.

Şehitlik ve şehadet söz konusu olur da hz. Hüseyin anılmaz mı? Hilafeti saltanata çeviren İslam dinini kabile taassubu ve Arap ırkçılığı ile gölgeleyen Emevi anlayışı ve Yezid’e karşı tarihin en orantısız savaşını veren Hz Hüseyin sadece kendi canını değil bütün al ve ehlini aziz İslam davasına feda etmiştir.

Peygamber ve sahabelerden sonra şehitlik sancağını alimler,mücahitler ve Muhsinler almış günümüze kadar taşımışlardır.

Said bin Cübeyr zalim Emevi valisi Haccac’a karşı yıllarca mücadele ettikten sonra yakalanıp birkaç arkadaşıyla yargılanmaya götürülürken; arkadaşları:‘’Biz, takiyye yapıp canımızı kurtaracağız; sende öyle yap; çünkü bu ümmetin senin gibi alimlere ihtiyacı var.’’ deyince onlara şu cevabı vermiştir: ‘’Bu ümmetin kendilerine şehit olmayı öğretecek alimlerede ihtiyacı var.’’ diyerek yargılama esnasında Haccac’ın sorduğu her soruya bir ayetle cevap vermiş ve sonunda şehit edilmiştir.

Ve yine dönemin alimlerinden mezhep imamımız, imam-ı azam Ebu Hanife hazretleri Emevi hükümdarının kadılık teklifine: ‘’Siz bana caminin pencerelerini sayma görevini dahi verseniz; yinede onları size göre saymam.’’ diyerek zalim hükümdarların teklifini kabul etmemiş; hapishanede onların kırbaçları altında can vermiş; şehitler kervanına katılmıştır.

Yine cumhuriyetin ilk yıllarında:‘’Asıldığıma acımam; zira asılmam Allah ve din içindir.’’Diyen Şeyh Said de Allah yolunda öldürülenler arasındaki yerini almıştır.

Şubat ayı içerisinde şehadet şerbetini içen Hasan el Benna, Malcom X, Metin Yüksel, İskilipli Atıf Hoca ve daha pek yiğit şehitlik nuruyla yakın tarihimizi aydınlatmış ve ‘’şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara!’’ şiarını günümüze de ulaştırmışlardır.

Mısır zindanlarında tutulan binlerce müslümandan biri olan Seyyid Kutup dönemin firavunu Abdunnasır’dan özür dilemesi karşılığında serbest bırakılacağı sözünü duyunca;‘’Bir mümine haklı İslam davasında bir kafirden özür dilemesi yakışmaz.’’ cevabını vermiş bereketli kalemini kanıyla besleyerek şehit edilmiştir.

Boynundan aşağı tutmadığı halde Siyonist İsrail devletinin karısında dimdik duruşuyla onların kalplerine korku salmış mazlum Filistin halkının hamisi ve rehberi Şeyh Ahmed Yasin zalimlerin bir füze saldırısıyla şehid edilmiştir.

Fethi Şikaki, Abbas Musavi, Halit el İslambuli, Abdulaziz Rantisi, Tekiner Tayfur, Şamil Basayev, Cevher Dudayev, Faruk Aktaş, Bahattin Yıldız ve daha niceleri aziz İslam davasının canlı şahitleri/şehitleri olarak yolumuzu aydınlatmaya devam ediyorlar…

Aramızdan çok yakın zamanda ayrılan hala sıcaklığını hissettiğimiz Mavi Marmara şehitleri: Fahri Yaldız, Furkan Doğan, Necdet Yıldırım, Cevdet Kılıçlar, Ali Haydar Bengi, Cengiz Akyüz, Cengiz Songür, Çetin Topçuoğlu ve İbrahim Bilgen kardeşlerimizi bu vesileyle tekrar yad ediyoruz. 

Son olarak 15 Temmuz gecesi aldığı kurşun yaralarından dolayı çok arzuladığı şehadet mertebesine ulaşan şahit ve şehit Ramazan Sarıkaya kardeşimizi de anmadan geçemeyeceğim. Selam olsun aziz İslam davasının her daim canlı şahitlerine!

YAZARLAR