Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Yusuf YAVUZYILMAZ


SAİD NURSİ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ANALİZ

Yusuf Yavuzyılmaz'ın yeni yazısı;


 

Said Nursi'nin hem savunanlar hem de karşı çıkanlar tarafından iyi anlaşılmadığı düşünüyorum. Öncelikle incelenilen düşünürün insan olduğunu, belirli zaaflarının olduğunu, düşüncelerinin bir bölümünde yanılabileceği gerçeğini ıskalamadan, bütün yönleriyle anlamaya çalışmak gerekir.

            Öncelikle risalelerin dili üzerinde yaşanan tartışmaya değinmek gerekir. Bu tartışmanın Said Nursi’nin yaşadığı dönemin koşullarından kaynaklandığını kabul etmek gerekir. Said Nursi’nin risalelerde oluşturduğu ifade biçiminin aynen korunması gerektiği düşüncesi, Cumhuriyet modernleşmesinin dil politikalarına karşı bir duruşun ifadesi olarak görülmelidir. Birçok kişinin aksine Said Nursi'nin Risalelerde oluşturduğu ifade biçiminin değiştirilmemesi gerektiği düşüncesini o dönem için önemli bir karardı. Çünkü dil, zihniyetin en önemli taşıyıcısıdır. Cumhuriyet modernleşmesi, dil devrimi yoluyla köklü bir zihniyet dönüşümünü hedeflemişti. Buna direnmenin yolu, kültürel sürekliliği sağlayacak bir dil anlayışıdır. Risalelerin dili, Cumhuriyet öncesi ve sonrası arasındaki kültürel süreklilik işlevini görmüştür. Risaleler sadece dili değil, dilin arkasındaki zihniyeti de taşımıştır. Risaleler özellikle dil üzerinden mutlaka sosyoloji eksenli okunmalıdır.

            Said Nursi, takipçilerinin düşündüğünün aksine söylenmesi gereken son sözü söylemedi. Esasen hiçbir İslam âliminin son sözü söylemesi mümkün değildir. Nursi'nin temel amacı, bütün İslam âlimlerinin olduğu gibi, vahyin mesajını, yaşadığı döneme tercüme etmekti.

            Ne ki, Risalelerin başına gelen bütün aracı metinlerin başına gelen gibi oldu. Aracı metinlerin amacı, temel kaynakla insanları tanıştırmaktır. Ne yazık ki, çoğu kez aracı metinler asıl metnin önüne geçirilerek asli fonksiyonlarından uzaklaştırılıyor. Böylece ana fonksiyonlarından uzaklaşarak kendileri ana metin haline geliyor.

            Unutulmaması gereken şu ki, hiçbir İslam âlimi, konumu, bilgisi, birikimi ne kadar derin olursa olsun tüm zamanları ve toplumları kuşatacak bilgi üretemez. Çünkü insan olmanın zaafları üretilen bilgi için geçerlidir. İnsanın ürettiği bilgi hataya ve yanılgıya açık bir bilgidir. Bu yüzden bir âlimin ürettiği bilginin bütün zamanları kapsaması mümkün değildir.

            “Yaşanan dönemin en büyük ve çarpıcı ana sorunu nedir?” sorusuna cevap üretmek, Said Nursi'nin yoğunlaştığı ve Risalelerde cevabını inşa etmeye çalıştığı ana sorundur. Nursi, bu soruya " İman" cevabını veriyor. O zaman çözüm için ne yapılması gerekir? Kuşkusuz imanı kurtarmak, işte bu cevap, Risalelerin evrensel cevabıdır.

            Risalelerin nasıl yazıldığı/ yazdırıldığı konusundaki tartışma konusundaki tartışma aslında içeriksiz bir tartışmadır ve Risalelerin sosyolojik fonksiyonunu örtmeye dönüktür.

            Said Nursi, metin merkezli bir söylem oluşturmak için sürekli Risaleleri işaret etmişti. Ama takipçilerinden bir bölümü, metin yerine kendi şahsına yöneldiler ve oradan neredeyse bir evliya kültü türedi.

            Said Nursi'nin mutlaka sosyoloji ve siyasal okunması yapılmalıdır. Onun siyasal tavrı, mezarının nerede olduğundan çok daha değerlidir.

Diğer taraftan, Cumhuriyet modernleşmesi Said Nursi'nin diline ve o dilin arkasındaki zihniyet dünyasına karşıydı. Bu yüzden o dil ile nesillerin bağını koparmak için dil devrimi yapıldı. Ancak trajik bir durum ortaya çıktı. Yeni dille yetişen gençlerin hiçbiri Atatürk'ün “Nutku”nu orijinalinden okutacak ve anlayacak donanımda değildi. “Nutuk” adlı metni en iyi okuyup anlama kapasitesine sahip olanların Nur talebeleri olması, Kemalistlerin en büyük trajedisidir.

            Risaleler, kültürel sürekliliği sağlamak için önemli bir fonksiyon üslendiler. “Cumhuriyet modernleşmesi sürecinde ortaya konan pratiğe nasıl bir karşılık verilebilir” sorusu Said Nursi’nin zihnindeki temel sorudur. Said Nursi bu konuda Afgani’yi değil, öğrencisi Abduh’u izler. Siyasal olarak devleti hedeflemek yerine, toplumu ve onun eğitimini hedefler. Aslında ikinci Said dediği epistemik ve siyasal değişimin kaynağı da budur.

            Aliya İzzetbegoviç, Cumhuriyet modernleşmesinin dil politikalarını hakkında şu değerlendirmeyi yapar: "Alfabe bir milletin tarihini "aklına kazıma" ve devamlılığını sürdürme aracıdır. Arap Alfabesinin kaldırılmasıyla Türkiye, tüm zengin geçmişini kaybetmiş, basitçe üzerine sünger çekerek barbarlık raddesine ulaşmıştır. Buna paralel gerçekleşen bir dizi devrim ile birlikte yeni Türk nesli manevi bir temelden mahrum kalmış, maneviyatı elinden alınmıştır. Türkiye hatıralarını, geçmişini unuttu. Bunun kime, ne getirisi vardı?" (1) Said Nursi, aslında Aliya İzzetbegoviç’in işaret ettiği durumun sakıncasını görmüş ve çözüm üretmeye çalışmıştır

            Said Nursi ‘Birinci Said’ dediği dönemde, siyasal yönden devlet eliyle bir toplumsal değişinin izini sürmüş ve imkânlarını yoklamıştır. Ancak bu yöntemin mümkün olamayacağını, en azından yaşadığı dönemde fark etmiştir. Said Nursi'nin Ankara'dan ayrılması da artık siyasal dönüşümden ümidini kestiğini gösterir. Yeni bir mücadele yapmak gerektiğinin farkındadır. “Nitekim Said Nursi, Cumhuriyetin ilanından hemen önce Anadolu’nun derinliklerine çekilerek orada, Kemalizm’e karşı, temellerini kendisinin oluşturduğu bir hareket başlatırken, bir yandan da, soyadını Kürdi’den Nursi’ye dönüştürerek sistemin-yeni dönemin- temel duyarlılıklarını dikkate aldığını da ortaya koymuştur.” (2)

            Diğer yandan Said Nursi’nin siyaset ile arasına mesafe koyduğu “İkinci Said” döneminde bile siyasallığın tümden dışında değildir. Ümit Aktaş’ın isabetle belirttiği gibi, “Said Nursi her ne kadar ‘şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım’ sözünü sloganlaştırmışsa da, kurum olarak uzak durduğu siyasal mücadeleyi sivil direniş, ideolojik bir karşı duruş ve halkı aydınlatma temelinden, yani siyasal mücadelenin sıfır noktasından yola çıkarak sürdürmüştür.” (3)

            Risalelerin nasıl yazıldığı tartışmasından çok, nasıl bir fonksiyon üstlendiği üzerine yoğunlaşılmalıdır. Bu yüzden Ahmet Akgündüz'ün Risalelerin sosyolojik ve siyasal ruhunu en az anlayanlardan biri olduğunu düşünüyorum.

            Diğer yandan Said Nursi sonrası bölünmeler, siyasal ve ideolojik farklılaşmalar Risalelerin çok farklı yorumlanabileceğini de gösterdi.
Bir metin savunmak ve yüceltmek için değil, anlamak için okunmalıdır. Savunmak ve reddetmek için okumak ideolojik merkezli okuma biçimidir. Anlamak icin okumak ise ilmi ve tefekkür merkezli okumadır. İdeolojik merkezli okumak metne kendi görüşünü yükleyerek okumaktır. Bu okuma biçimi aslında metni anlamaya niyetli olmadığınızı, metni başka bir proje için araçsallaştırdığınızı gösterir.

Risaleleri toptan onaylamak ve toptan reddetmek aynı indirgemeci bakışın ürünüdür. Kur'an dışında hiçbir metin hatadan arınmış olamaz. Çünkü insan zihninin ürünüdür. İnsan, ontolojisi gereği hataya açık, tarihsel, bilgisi sınırlı bir varlıktır. Konumu ve bilgi birikimi ne olursa olsun, insanın ürettiği metni bunun ötesine taşıyıp farklı anlamlar yüklemek sorunludur.

            Said Nursi, felsefi anlamda bir sivil itaatsiz düşünür olarak adlandırılabilir. Risalelerin yazdırıldığı yönündeki, bu konudaki ifade Said Nursi’ye ait olsa da,
Risalelerin Said Nursi'nin kendisinin eliyle yazdığına onlarca öğrencisi tanık. Bu ilmi bir yorumdur. Onun ötesindeki söylem tasavvufi bir söylemdir ve kendisi dışındakiler için bağlayıcı bir değeri yoktur. Yazdırdı yorumunu, Allah dilemeseydi olmazdı şeklinde yorumlamak lazım ki, bütün insan eylemleri böyledir. Bunun ötesine taşan bir yorumun kabul edilmesi mümkün değildir. Aslında bu söylem üretilen bir metne kutsallık giydirmek gibi derin ve tehlikeli bir sakıncayı içinde barındırmaktadır.

            Said Nursi'nin kişiliğinin aşırı yüceltilmesi ve Risalelerin bizzat Allah tarafından yazdırıldığını ima eden tasavvufi hermetik söylem, Risalelerin değerini artırmaya dönük bir çabanın ürünü olsa da, asıl fonksiyonunu silikleştirip, yazarın entelektüel çabasını da perdeliyor.

  Herkesin farklı bir Said Nursi tasarımının olması gayet normal. Çünkü herkes kendi anlayışına göre bir Said Nursi arıyor ve onun toplum üzerindeki etkisinden yararlanmaya çalışıyor. Kuskusuz indirgemeci bir yaklaşımla herkese malzeme çıkabilir. Benim önerim Risalelerin tümünün okunarak bir anlayış geliştirilmesi yönündedir. Aynı indirgemeci bakış PKK ve Kürt milliyetçilerinde de yaygındır. Bir dönem feodal ve gerici güçler olarak, Kürt aydınlanmasının önünde engel olarak tanımlanan Said Nursi ve Şeyh Said, daha sonra Kürt hareketinin önderleri olarak değerlendirilmiştir. Aynı tutum Said Nursi’yi değerlendiren diğer kesimler için de geçerlidir. Bu farklı değerlendirmelerin nedeni, parti, grup ve kişilerin kendi ideolojilerine uygun bir figür üretme gayretidir. Said Nursi, ne Türk milliyetçiliği, ne Kürt milliyetçiliği, ne Kürt devleti, ne de Kemalist modernleşmeyi desteklemiş biridir. Bu merkezde yapılan tüm yorumlar indirgemecilik örneğidir.

 

 

  1. Aliya İzzetbegoviç, İslam Deklarasyonu, Fide yayınları, sayfa:25-26
  2. Ümit Aktaş, Bir Kriz Sürecinde Strateji Arayışlıları, Okur yayınları, s: 84
  3. Ümit Aktaş, Bir Kriz Sürecinde Strateji Arayışları, s:133

 

 



YAZARLAR