Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



MEHMET CÖMERT


Sahibine üzüntü veren günah

Yazarımız Mehmet Cömert'in "yeni" yazısı...


İhlâs, her türlü batıl inanç ve kötü niyetlerdenkorunmak, kullukta gösterişten, beşerî ilişkilerde çıkar hesaplarından uzak durmaktır. Başka bir ifadeyle, her ne iyi amel yapılırsa yapılsın onu Allah için, rızasını kazanmak için yapmaktır. Allah’ın dinini geçici dünya çıkarları için kullanmamaktır. İbadetleri de cenneti elde etmek veya cehennemden kurtulmak  için değil, Allah emrettiği için yapmaktır.

Allah katında amellere sağlamlık ve geçerlilik kazandıracak olan tek şey ihlastır. Yani ihlas, ibadet ve amellerimizin ruhudur. Ruhsuz bir canlı ne ise,ihlassız ibadet de odur. Ölü ve değersiz..

İhlasa muvaffak olabilmek içinona ulaştıracak  davranışlara devam etmek, onu bozacak tavırlardan da uzaklaşmak gerekir. Hikmet ehli zatlar, arzulara uymayı, dünya sevgisini ve menfaatperestliği ihlasa ulaşma yolundaki en büyük engeller olarak görmüşlerdir.

Sahip olunan her şeyin Allah’tan bir nimet olduğunu bilmek, onların kendi nefsinden olmadıklarını idrak edip  onlarla övünme yanlışından kurtulmak için disiplinli bir mücahedenin olması gerektiği açıktır. Nefsimizi beğenme hastalığından kurtulmanın tek yolu, bizdeki her şeyin Allah vergisi, O’nun nimeti olduğunun hakikatine ermektir.Hz. Davud  (as);

'Ey  Rabim! Sana  nasıl şükredeyim  ki?  Benim şükrüm  bile senin  bir nimetindir.'  deyince, Yüce  Allah  ona vahiy  göndererek  şöyle  buyurmuştur:

'İşte  şimdi bana şükrettin.'

Bu bilince eren kul,kendindeki her övgüye değer özelliğin şahsına değil, onu yaradan Allah’a ait olduğunu bilir ve onlarla övünmenin hakkı olmadığını idrak eder.

İbadetlerde riyadan kurtulup ihlasa ermenin ölçüsü olarak şu kıssa da pek manidardır: “Geceleyin herkesin uykuda olduğu saatlerde teheccüd namazına kalkıp dua ederken namaz ve ibadetle meşgul olmasını bir lütuf ve mazhariyet olarak görenle, teheccüde kalkamayıp bunun hüznünü hisseden kişinin bir olmadığını Sadi Şirazi(ra) şöyle ifade eder:

“Babamla teheccüde kalkmıştık. 

Dışarı baktım, bizden başka kalkan yoktu,

"Keşke onlar da kalksaydı" dedim.

Babam dedi ki:

"Keşke sen de kalkmasaydın"

Peki neden.?

Sahibine üzüntü veren günah,

gurur veren ibadetten hayırlıdır." 

Yapılacak iş aynı olmakla beraber amele karışan niyetin, sonucu değiştireceği açıktır. Nitekim Hz. İmam Ali’(ra)ye izâfe edilen kıssa meşhûrdur. İmâm Ali savaşta kâfirle cenk etmiş ve onu altına alıp tam boğazını keseceği sırada kâfir onun yüzüne tükürmüş. İmâm Ali(ra) yüzüne tüküren kâfiri bırakınca o, şaşkınlıkla: “Ne diye bırakıyorsun beni? Ben seni hiddetlendirmek için yüzüne tükürmüştüm ve beni daha hiddetle öldürürsün sanıyordum.” İmâm Ali(ra) demiş ki: “Ben seni Allah için öldürmek istiyordum. Ancak sen yüzüme tükürünce öfkelendim. Öfke ise intikam kokan nefsânî bir duygudur. Ben seni böyle nefsânî bir duyguyla öldürürsem yaptığım iş ihlâs sınırından çıkar, ben de kâtil olurum.”

İhlas, ibadetlerdeki manevi zevkin ortaya çıkmasının da vesilesidir.İhlas manevi bir güneştir ki, ibadetleri olgunlaştırır ve  kulluktaki manevi zevki tattırır.İhlas sırrına ermeyen kimsenin ibadetleri ise ona ham meyveler gibi acı gelir,nefsi de o ibadetleri ağır bir yük olarak görür.

Konumuzu Malik B Dinar (ra)ın şu önemli sözüyle bitirelim:“Beden hastalanınca ne yemek, ne su, ne de uyku ona zevk vermez. Kalpler için de aynı şeyi dünya sevgisi yapar.

YAZARLAR