Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz


Aziz DARICI


SAĞIMIZ VE SOLUMUZ

Aziz Darıcı'nın "yeni" yazısı...


Bu coğrafyada siyaseten sağın ve solun birleştiği nokta modernitenin ihyasıdır. Kullandığı araçların, dilin bazen farklılaşması onların hedeflerini ıskaladıkları anlamı çıkmaz. Her ikisi de bu coğrafyaya ithal edilmiş sonradan görmeler kabilindendir. Bunlar bu coğrafyada (hormonlu ya da operasyon geçirseler de olsa) vücudumuzun sağ ve sol kollarıdır. Sağ kol biraz daha işlevselliğinden dolayı daha kullanışlıdır sol kola göre. Haliyle daha çok ön plana çıkmaktadır. Ama sol kolun da her zaman cazip bir tarafı kalmıştır zihinlerde.

Sağ; manevi değerlere, yerel ve milli unsunlar üzerinden kendini ifade etmektedir. Tarihsel hafızaya sığınarak kutsiyet atfettiği değerlerini kendi hazinesine yazar. İhtiyaç ve beklentilerine göre ince ayar verir. Radikal bir değişime kapalıdır. İtaat ve maslahat  kavramını çok iyi kullanmaktadır. Millete rağmen tezi yerine milletle beraber yürüyormuş havası içindedir. Toplumun genel diline yatkınlığı yüzünden kendini ifade etmekte zorlanmamaktadır. Gücün merkezinde olduğundan algı ve manipülasyon oluşturmakta mahir olduğu söylenebilir. Bu coğrafyada algıya ve manipülasyona yenik düşecek pek çok done vardır. 

Sol ise kendini buğday ambarında sanır. Aydın'lanmış beyinlerini o kadar kutsamışlardır ki bu toplumun irfanını sürekli hor görmektedirler. Bu coğrafyanın tarihsel hafızasına, toplumsal değerlerine o kadar yabancılaşmışlardır ki kullandıkları dil insanı verem eder. İthal kavramlarla, kendini sağa nispet ederek, kendi insanına tepeden bakmayı; halkın inancına, tercihlerine "cahil-bilinçsiz" yakıştırmasını medeniyet farikası zannetmeleri en büyük yanılgılarıdır.

Halk adına halka rağmen iktidar olma rüyasını gören tek düşünce sol olsa gerekir. Sağ ile ikiz kardeşliklerini(modernleşme-çağdaşlaşma) iktidar kavgasında unutabilirler ama batı medeniyeti hayranlıklarını, iktidar olmaya karşı konulmaz dürtülerini "eşitlik-adalet-hukuk" kavramlarıyla örtemezler. Halkın düşünme biçimlerine, inanç değerleriyle alayımsı bakışlarını gözlerden kaçmamaktadır. Batı medeniyetinin tarihsel hafızasında saklı olan sözüm ona aydınlamayı bu topraklarda gerçekleştirmeleri mümkün gözükmemektedir. Ne o dönemdeki sosyoloji mevcut, ne o kilise ve rahip sınıfı mevcut, en önemlisi ne de Hıristiyanlığın insana bakış açısına sahip insanı Protestanlığa itecek bir din var. Zorlada güzelliğe çağırmak kabilinden  olsa da bu gibi hastalıklı haller ya ütopiktir yada despottur. (Demokrasinin kuralları çerçevesini, medyanın algı yönetimini, kapitalist ekonomik çark, resmi ideoloji gibi değerlendirmeleri size bırakıyorum) 

Tam tersi bu coğrafyayı ve dünyayı değerler ekseninde hakikatle buluşturmayı vaat  eden bir "İslam" var. Bu çağrıyı geçecek daha şümul bir yapı, herhangi bir din alternatif veya mevcut olarak gözükmemektedir. Bunu sübjektif bir yorum, değerlendirme olduğu söylemek;  sol kesim için hale durduğu yerin, zeminin sağlıklı olmadığına dair tespitleri haklı çıkarmaktadır. Zaten sağ muhafazakar kesim üzerinden dini, o dine ait kültürü okumaları ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Dinin “ezilen yaratığın iç çekmesi” olduğunu, “kalpsiz bir dünyanın kalbi” olduğunu da söyleyen; yoksul, ezilen kitleler bu hayatta sahip olamadıkları şeylerden ötürü kendilerini dinle avuttuğunu söyleyenlere kendini yaslayan bir sol; bu coğrafyada kendine nasıl yer bulacak sorusu muammadır. Sağın dini afyon gibi kullanmasını dine bağlamak ayrı mantıksal hatadır. Kendi ideologlarının siyasi yöntemlerine, sosyal tespitlerine, dünyaya  kattıkları önemli düşüncelere katılmak ile tüm söylemlerinin doğruluğundan hareketle "amenna" demek; sağın amentüsüne rahmet okutmaz mı?

Dini  kendisi için sahiplenmeyi sağa bırakan sol, dine muhalefet etmeyi marifet bilmekten vazgeçmelidir. İnsanların örtüsüyle, namazıyla, camisiyle ile ilgili olumsuz değerlendirmelerinden vazgeçmelidirler. İnsanların hatasını "birde namaz kılıyor" diyerek, dini değerleri(ki o değerler onları da kapsar) anlamsızlaştırma gibi anlamsız bir yola girmemelidirler. Tam tersi o değerlerin özüne vurgu yaparak, bu değerleri işlevsiz kılan akıldan dem vurmaları gerekmektedir. Yoksa bu halkın değerlerini sağlıklı bir şekilde iyi-kötü, haklı-haksız, doğru-yanlış, helal-haram, gerekli-gereksiz tartışmasına girmeden toptancı bir dille ret etmek; sağın toptancı kabullerinden ve kendine mal ettiği dini değerlere, sağın dini araçsallaştırıp kendi iktidar alanına yönelik kazanımlarına dönüştürdüğüne bakarak tüm bunların sorunsallığını dine ve manevi değerlere yüklemek; kendi devrim anlayışlarının ortaçağda kaldığının göstergesidir. Dinin cazipliğini akla vurarak halen kullanışlılığına yormak; dinin hakikatin ifadesi olabileceğine dair bir "şıkkı" es geçtiklerini göstermektedir.   

 Solun kendisini; yerelliklerini, bu coğrafyanın evladı olduklarına dair söylemenin tutarlılığını hangi tarihsel, kültürel, yerel,milli, dini değerler ile başlattıklarını bu halka açıklamaları elzemdir. Bu coğrafyada kurdukları hayalleri hangi değerler eksininde hayata taşıdıklarını; modern dikteciliğe başvurmadan, kelime ithal etmeden, sağ muhafazakar kesime aldırış etmeden insani, imani, vicdani, ilmi olarak ortaya koymaları gerekmektedir. Her kaybedişlerini, yenilgilerini sürekli bu halka dönerek "cahiller" yaftası yapmadan gerçekçi bir özeleştiri vakti gelmiştir. 

Mazlum, ezilmiş, yoksul ve yoksun bırakılmışlar adına konuşmak ayrı bir şey onların psikolojilerini, düşüncelerini anlamak, paylaşmak ayrı şeylerdir. Dahası solun içinde bile sol dindar-muhafazakar kesimin kendini ifade edecek bir ortamın varlığına muhtaçtır. Sağın zor'laması, solun zorbalığını meşru kılmaz. Sağın dini kullanması, solun dini yok saymasını gerektirmez. Ayrı uçlarda dolaşmak, ayrı takılmak, ayrı kutuplara savrulmak daha çok sağı-solu birbirlerine yabancılaştırır. Taraftarlarını fanatikleştirir. (Bundan nemalanan ve bundan yana çok mutlu olanlara sözümüz bakidir.) 

Şu tabuları yıkma adına; sağın çoğunlukta olması onun haklılığı göstermediği gibi solun azınlıkta olması onu haksız saymaz. Sağın din'liymiş gibi algılanması onun hakikat olduğunu göstermediği gibi solun din'sizmiş gibi algılanması onun hakikat dışı olduğu anlamına gelmez. Dahası iktidar kavgasını millete "din" savaşıymış gibi algı oluşturmayı gerektirmez. Kimin diğer kolu kestiği, yok ettiği bir anlam ifade etmez. 

Sosyalizm(sola dayanarak) ile emperyalizm(sağla hareket ederek) ortaklığından modern hayat doğdu. Emperyalist, kapitalist düzenle mücadele etmek; ona faklı bir hayat tarzı sunmak ile olur. Buda sağın ve solun kendi ifade ettiği modern-postmodern dili terk etmekle, hakikatin içinde kendisini ifade etmekle, kendi öz ve değişmez değerlerle hemhal olmakla  mümkündür. 

Ne kazandık ne kaybettik hesabını yapma zamanı. Hepimiz hakikate ve onun değişmez değerlerine muhtacız ve modern zamanda insan kalmaya çok ama çok hasretiz. Bunun sağı ve solu olmaz…Vesselam. 

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir


Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

YAZARLAR