Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Hasan POSTACI


Sag Neın!

Hasan Postacı'nın "yeni" yazısı...


Değişim çoğu zaman kendini kaçınılmaz kılar. Felsefe açısından bakıldığında ise değişim, zamanın ardında bıraktığı fark edilen/edil-e-meyen kaçınılmaz sonuçlardır ve her yeni an yeni değişimler üretir. İnsanın zaman ve değişim ile ilişki toleransı oldukça yüksektir. Bu tolerans durumu yaşamı ancak katlanabilir kılar.

Her anın ürettiği değişim sonuçlarını hissedebilen müstesna kişiliklerin bu anlamda duydukları acı, üzüntü, umut, kaygı ve tedirginlikler hiç bitmeden kesintisiz devam eder. Bu durum bazen bir şiir, bazen bir resim veya şarkı olarak dokunuşlarını topluma ve evrene yansıtır.  Yaşam ile ölüm iç içe geçer varoluşun helezonik hesaplaşmalarında nübüvvet yürüyüşünün sonsuz takipçilerinde.

Ekranların, elektromanyetik görüntü ve ses taşıyan dalgaları ile ultra şatafatların, kibrin, şehvetin, parlak politik retoriklerin ses ve görüntülerini, nasıl oluyor da açlıktan, işkenceden, savaştan, kadın olmaktan, çocuk olmaktan, insan olmaktan başka suçları olmayanların kanları ile aynı anda servis edildiği bir yaşamı normalleştirebilen bir gerçekliğin umursamazlığında hayat akıp gidebiliyor? İnternet sitelerinin sadece magazin ve ekonomi sayfalarına kilitlenmiş, körleştirilmiş zihinlerin ruhsal salyaları, şehrin güvenlikleri arttırılmış mekânlarından taşarak şairin dediği gibi “Sıcak bir yaz gününde, Sımsıcak bir hamamdayım, Üşüyorum… Buralarda bana mahsus bir kış vardır” ürpertisinde kuşatmakta her yanımızı.  

İktidarların ve muhalefetlerin bir paranın iki yüzü gibi anlamsızlaştığını iliklerimize kadar hissetmemize neden olan yolsuzlukların, kirli pazarlıkların, ucuz, pespaye satınalınmışlıkların, kaypak ve kalleş şantajların, her şeyin bir fiyatı olduğu mottosoylu onursuz bir gerçeklik pazarlayanların, ilke, değer ve erdem tanımayan fırsatçılıkların çürüttüğü ruhlarımızın enkazıdır hepimizin kendi ellerimizle kendimizi gömdüğümüz dipsiz sahipsizlikler.

Nereden başlamalı? Nasıl görünür kılınabilir adalet, özgürlük ve iyiliğe dair arayış, adayış ve duruşlar? Acının ve gözyaşının taşınabilirliğine alıştırılmak, umursuzlaştırılmak istenen bir çağın acımasızlığına boyun eğmeyen bir onuru, cesareti, her yaş ve düzeyde nasıl inşa edebiliriz? Bunun şiirini kim yazacak? Resmini kim tuale aktaracak? Şarkısını kim insan sesinin o kutsal tınısıyla buluşturacak? Kim kitabın o diriltici nefesini yaşamın tüm duyargalarına taşıyacak? Hangi irfan? Hangi bilgelik?

Faşizmin Avrupa’yı kasıp kavurduğu ikinci dünya savaşının ikliminde Alman şair W. Borchert “Sag Nien / Hayır De” çığlığı ile şiirini tüm topluma sesini işittirmeye çalışır. Fabrikadaki işçiden laboratuvardaki bilim insanına, emekçi kadınlardan uçağı kullanan pilota, elbise diken terziden gemiyi kullanan kaptana ve en önemlisi tüm dünya analarına kadar herkese dokunarak, faşizmin, savaş baronlarının ve onlara hizmet eden politikacıların tüm taleplerine hayır demeye davet eder. Böyle bir başlangıçla yeni bir dünyanın değişimine kapı aralamaya çalışır.

Şairin “hayır de” seslenişi, yıkıcı bir öfke, kullanılabilir, politize edilebilir bir hınç duygusallığını aşan bir hikmet ikliminde şekillenmelidir. Gandi’nin sakin, mütevazı ve münzevi duruşundan, Mandela’nın zindanlardaki Yusufi kararlılığından, Bilal’in “la” deyişindeki izzetinden ilham almalıdır.

Kant, aklını kullanma cesareti göster derken düzenin çarpıklıkları karşısında güçlü bir sahiplenme üzerinden eleştirel kararlılığını sürdürme erdemliliği ile değişime hikmetli bir yön vermeye dikkat çeker.

Küresel istikbarın, duygusal kontrolünü kaybetmiş, hikmet ikliminde olmayan öfke, nefret ve hınç yüklenmiş kalabalıkların politize edilip kullanılmasından kurtulamadığı yaşanan deneyimlerle sabittir. Silaha, kontrolsüz şiddete, kör ve sağır kutuplaşmalara terkedilmiş “hayır de”lerden, adalet ve özgürlük yönünde sağlıklı bir sosyopolitik değişim oluşması mümkün değildir.  

Silahı üreten ve satanlar savaşı ve şiddeti pazarlayanlardır. Küresel istikbarın tüm araçsallaştırmalarına, manipülasyonlarına karşı entegrizmin kalın duvarlarını yıkan evrensel ve fıtri bir bilgelikle yerelden küresele güçlü, izzetli, kuşatıcı bir bilinç ve duruş ile “Hayır de” yürüyüşü başlatmak gerekir.       

Aristoteles, toplumun genel gidişatını kendine kader edinenlerin iyilik, huzur ve mutmainlik hallerine ulaşmayacaklarını ifade ederken tam da değişimin öznesi olan insana dair güçlü bir varoluşsal duruşa işaret eder.

Zamanını güçlü akışlarının kaçınılmaz kıldığı değişimin insan için öğütücü olduğu, ruhların çıplak soğukluğunun dehşetli sarsıntılar yaşamaya terkedildiği, anla gelen değişimin toleransının taşınamadığı dönemlerde, vahiy misyonu üstlenmiş tüm elçilerin yaptığı gibi önce “La / Hayır” demek, yeniden tevhidi varoluşun farkındalığına atılan ilk bilge adımdır. Geleceğin adalet ve özgürlükle inşa edilecek barış ve güven toplumu için ilk çığlığın, farkındalığın, dayatılan gerçekliğin bir kader olmadığının uyarıcı etkisi ancak ve öncelikle “La/sag nien/hayır de” duruşundan beslenecek olan değişim umudunun tek öznesi ve imkânı insandan, kişinin kendisinden geçtiğinin farkındalığı ile ortaya çıkacaktır.     

 

Kaynak: Farklı Bakış

YAZARLAR