Reklam Görüntülerine Tıklayarak Kitap Siparişi Verebilirsiniz

Resimlere Tıklayarak Kitap Satın Alabilirsiniz

Uyarı! Yapmış olduğunuz yorumlar incelendikten sonra onaylanacaktır onaylandıktan sonra gözükecektir



Muhammet YETİŞ


Rızık-İnfak, Cimrilik-Cömertlik

Yazarımız Muhammed Yetiş'in, Özgün İrade Dergisi 2020 Haziran (194.) saysında yayımlanan yazısı...


 Her dönem güncelliğini koruyan iki kavramdır rızık ve infak kavramları… Son zamanlarda dejenere olmuş değer ve kavramlarımızın arasına katıp bunları da kurban etmek üzereyiz. Özellikle son zamanlarda  popüler olan büyük ikramiye bana çıkarsa cami yaptıracağım, şu kadar fakire bakacağım vb. halk arasında yaygınlaşmış safsatalar  bu konuyu tekrar gündem yapma gereğini doğurdu. Oysa Rabbimiz: Allah'a ve ahiret gününe inanarak Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, aleyhlerine mi olurdu? Allah, onları iyi bilendir.   ( Nisa-39) buyururken özellikle rızık olarak verdiğinden infak-hayır yapılabileceğini söylüyor. Kişiye verilen rızık ise helal yoldan kazandığı ve kendisinin tasarrufunda bulunan her şeyi ( yeme, içme, giyinme, mal, araç, zaman, ilim…) içine alır. Öyleyse helal yoldan kazanılmayan bir şey ( yeme, içme, giyinme, mal, araç, zaman, ilim…) infak-hayır olarak verilemez. Ayrıca piyango gibi çıkma ihtimali çok zayıf olan bir paradan infak-hayır hiç çıkmaz. Affedersiniz: ‘ Bekara karı boşamak kolay ’ kabilinden yaklaşımlarla İslam’ın infak ruhu ve anlayışı ortaya konamaz…

Iskaladığımız değerlerden biri İslam’da sevdiğiniz ve hoşlandığınız şeylerden ( yeme, içme, giyinme, mal, araç, zaman, ilim…) infak etme prensibi. Yapılan yardım kampanyalarına ne kadar kullanılmış ve işe yaramayan eşyası varsa alıp getireni mi söylesek; hiç kimsenin işine yaramayacak eskilerini insanların gözünü sokarcasına verenleri söylesek; yoksa işyerinde çaldırdığı veya bozulan, ya da satılmayan mallarını zekattan düşürenleri mi söylesek bilemiyorum. Halbuki İslam’ın rızık ve infak kavramları kuran ve sünnet ışığında değerlendirildiğinde hikmetlerle doludur. Rızık kavramından başlarsak; Er-Rezzak ismi şerifine iman edilen bir toplumda Allah’ın yarattığı her canlının rızkının da kendisiyle birlikte yaratıldığını bilmemiz, idrak etmemiz gerekirdi. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. ( Hud-6) Zaten böyle olmasaydı Allah’ın El-Adil ism-i şerifine halel gelirdi ki, haşa Allah (Es-Sübhan) bütün eksiklerden münezzehtir. Madem Allah yarattığı her canlının rızkını yaratmıştır; öyleyse bu açlıktan ölen insanların rızkı nerede? Maalesef sömürgeci devletler bu fakir ve mazlumların rızık ve kaynaklarını sömürüp kendi ülkelerine aktardıkları için bu tablo ortaya çıkıyor. Tersinden zulüm ise mazlumları ait rızıkları kendi rızkıyla beraber fazladan tüketen bu sömürgeci ülkelerde obezite probleminin ortaya çıkması. Maalesef bugün bazı Avrupa ülkeleri ve Amerika’da obezite hastalığını yaşayanların sayısı Yüzde elliye  yaklaşmış durumda. Yani mazlumlara zulmeden hakim güçler tersinden kendi halklarına da zulmediyorlar.

İnfak konusundaki hikmetlere gelince yüce dinimiz bu ibadeti yerine getirirken aile, akraba ve yakın çevremizden başlamamızı salık verir. Böylelikle bir taraftan aile ve akrabalık bağlarını güçlendirirken, bir taraftan da sosyal yapıyı ve dokuyu koruma altına alır. Zaten zekat gibi infakın türevlerinden biri olan ibadeti Müslüman olmanın şartları arasına koyup farz kılması bu konuya verilen önemi ortaya koyar. Dahası zekatın tanımıyla ilgili ‘ Fakirin zenginin malında olan hakkı ‘ anlayışıyla maddi anlamda toplumda bir oto-kontrol oluşturur. Ayrıca kutlu kitapta pek çok yerde zekatı namazla beraber gündeme getirmesi ise madde ve mana bütünlüğünün ne kadar önemli olduğunu altını çizer. Konunu uzmanı olmadığımızdan bu kavramlarla ilgili hikmet deryasında daha fazla yol alamayacağız. Ancak literatür  tarandığında ne kadar bol malzeme olduğu anlaşılacaktır.

Gelelim bu konu insanların tutum ve yaklaşımlarına. Rabbimizin bizlere nasip ettiği rızıkları paylaşma konusunda insanlar dört kategoriye ayrılır:

  1. Kendi ihtiyacı olduğu halde nefsini tercih etmeyip elindekileri Allah yolunda harcayanlar-verenler. İslam bu yaklaşımı ‘ İsar ‘ diye tanımlar. Bu hiçbir din ve toplumda olmayan bir yaklaşımdır. Bizim yaptığımız sıralamada en üstte yer alır. Halk tabiriyle en cömert kişiler bunlardır. Hatta cömertliğin zirvesi ve daha üstüdür. ‘Onlar kendi canları çektiği, kendileri de muhtaç oldukları hâlde yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirirler: «Biz sizi sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkarız.» (derler). İşte bu yüzden Allah, onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir.’ (İnsan, 8-11)

‘Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerinden önde tutarlar. Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, iste onlar saadete erenlerdir.’ (Haşr-9)

 

  1. Kendi nefisleri ve aileleri için harcayan; ama aynı zamanda Allah rızası için de infak eden, zekatını veren kişiler. Bunlar da toplumda cömert ve örnek kişilerdir. Rabbim bunların sayını da çoğaltsın. ‘Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne-babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.’ (Bakara-215)

‘Gerçekten Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.’ (Fatır-29)

  1. Kendi nefsi için harcayamadığı gibi Allah yolunda da harcayamayanlar: Toplumda bunlar cimri olarak bilinir. Bu bir hastalık halidir ve tedavisi gerçekten zordur. Bu hastalığa yakalanmanın yolu çocukluk yıllarından başlayarak nesillerimize infak alışkanlığı kazandırmanın yollarını aramaktır. ‘İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.’ (Muhammed-38) Bu tipler toplumda cimri olarak adlandırılır ve toplum tarafından hiç sevilmezler.  ‘Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah'ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kafirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.’ (Nisa-37)  Ancak toplumun ıskaladığı ve bunlardan daha cimri ve aşağı kimseler vardır. Biz de tasnifte bu karakterleri en alt sıraya yerleştirdik:
  2. Kendi nefsi için sonsuz harcayan, lüks ve sefahatte sınır tanımayan ; lakin Allah için vermeye-fedakarlık yapmaya sıra geldiğinde kılını kıpırdatmayan, tek kuruş harcamayan bu tipler toplumun en cimri ve problemli tipleridir. Bunlar varlık sahibi olduğu için toplum bunları hor görmez. Ancak bizce en zararlı ve kötü tipler bunlardır. ‘Allah'ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.’ ( Al-i İmran-180)

Yaptığımız bu tasnifte kim kendini nereye koyar bilmiyoruz. Lakin ‘ hesap görücü olarak Allah yeter.’ (Ahzab-30)

Allah’ın yarattığı her canlının rızkını da yaratması ilkesinin hırsızlık problemine bakan bir tarafa da var. Allah’ın insanların faydalanması için yarattığı rızkı birilerinin alıp saklaması-biriktirmesi mi hırsızlık; yoksa Allah’ın kendisi için yarattığı rızka meşru yollarla ulaşamayıp açlığını yatıştırmak için çalan kişinin yaptığı mı? Sorunun cevabı genellikle ikinci seçenek olarak verilir. Ancak bunda sosyal adalet duygumuzun zayıflaması, ikinci seçenekteki kişilerin güçsüz olması ve biriktirip saklayanların toplumda nüfuzunun olması gibi etkenler bizi bu sonuca yöneltiyor.

Türkiye’de yaşam standartlarının yükseldiği; lüks ve konforun arttığı; tüketimin ihtiyaçtan çıkıp kısmen çılgınlığa, kısmen de sanata doğru evirildiği bir süreçte rızık ve infak kavramlarını tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Umarım bu satırlar sadırlarda bir etki oluşturur da ölüme doğru hızla yol aldığımız bir ortamda rızık ve infak kavramlarına asli anlamlarını yükleyip daha mütevazi, sade ve hesabını verebileceğimiz bir yaşam için adımlar atarız.

 



YAZARLAR